ERKEK VE ÇOCUK) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ERKEK VE ÇOCUK) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2011 Pazartesi

Abajur Nedir?

Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan lamba siperine Abajur denir. Abajur, (Fransızca Abat-jour) bir lambanın ışığını belli bir noktaya yöneltmeye ya da yumuşatarak yaymaya yarayan aygıt demektir.


Ayrıca üzeri siperlikli lamba anlamına da gelmektedir. Lambanın Abajurla donatılmaya başlanması, Avrupa’da 17. yüzyıla rastlar. İstenilen ışığa göre, abajur ışık geçirmez (kalın kağıt, metal) ya da yarı saydam olabilir ( Cam, porselen, kumaş, hasır). Abajurun biçimi ve malzemesi modaya bağlı olarak gelişti.


19. yüzyılda opalinden yarı küresel abajurlar, 1900'de tavan askısı bakır abajurlar 1930'lu yıllarda yuvarlak lambalara takılan koni biçiminde abajurlar, 1950'li yıllarda silindir biçiminde Abajurlar yapıldı.


Çağdaş ışıklandırma gereçlerinde pleksiglastan, kalıba dökülmüş plastikten, lake saçtan, çelikten vb. geometrik biçimde abajurların yapılmaya başlanmıştır.

11 Şubat 2011 Cuma

Banyodaki Havlular Niçin Çabucak Kokuyor?

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer. Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.


Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur. Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.


Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.


Türkiye'de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa'da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa'da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığınm bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav'lı kumaş anlamında Arapça'dan gelmektedir. “Hav” Arapça'da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav'sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.

Kumaşlar Yıkandıktan Sonra Niçin Çeker?

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?


Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur. Aslında kumaş ıslanınca lifler şişliğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz.


Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez. Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Sperm Kalitesini Artırmak


Araştırmalar, son yıllarda erkek kısırlığında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre sperm kalitesi ve miktarı bu sonuçta çok önemli rol oynuyor. Sperm kalitesinin iyi olması için nelerden uzak durmak gerekiyor?


Sperm kalitesini etkileyen çok sayıda faktör olduğunu belirten çalışmalarda öne çıkan etkenlerden biri de Bisphenol-A (BPA). Bilim insanları, alınacak basit önlemler sayesinde erkeklerin bu maddeden korunabileceğini belirtiyor.  


Araştırmalar, kısırlığa yol açtığı bilinen Bisphenol-A (BPA) bileşiminin çok farklı yollardan vücuda etki edebildiğini gösteriyor. Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, dünyanın 24 ülkesinde yayınlanan Doğurganlık ve Kısırlık Dergisi de , Bisphenol-A (BPA)’dan uzak durmak ve sperm kalitesini korumak isteyen erkeklere şu tavsiyelerde bulunuyor:


KONSERVE YİYECEKLER: Konservelerde saklanan yiyeceklerin ambalajında bulunan çeşitli kimyasalların kısırlık riskini artırdığı düşünülüyor.


ALIŞVERİŞ FİŞLERİ: Alışveriş fişlerinde bulunan mürekkep kısırlığa neden olan Bisphenol-A (BPA) maddesi içeriyor. Bu kimyasal, ciltten kana geçerek vücuda giriyor.


SEKS ALETLERİ: Yatak odasına heyecan getirmek için kullanılan seks aletleri sentetik plastik malzeme içerdiği için bol miktarda Bisphenol-A (BPA) içeriyor.


BANYO ÜRÜNLERİ: Kullanılan şampuanlar, sabunlar hatta perdeler bile sperm kalitesini düşürebiliyor. Kimyasal yöntemlerle hazırlanmış temizlik ürünleri sıcak suyla birleştiğinde zararlı hale gelebiliyor.


SEBZELER: Tarım ilaçlarından yeterince arındırılmamış sebzeler risk grubunda yer alıyor.

ISITILMIŞ ARAÇ KOLTUKLAR:
Isıtmalı araç koltukları testislere zarar vererek sperm kalitesini düşürüyor.


KÖTÜ KOŞULLARDA SAKLANMIŞ BALIKLAR: Balıkların bozulmasını engellemek için kullanılan soğutma teknolojisi bu işlemi gerçekleştirirken birtakım kimyasallardan faydalanıyor. Bu kimyasallar de sperm kalitesini düşüren faktörler arasında yer alıyor.


Mynet

11 Ocak 2011 Salı

Çocuk eğitiminde 8 altın kural


Görgü kuralları konusunda çocuğunuza sürekli başkalarını mı örnek gösteriyorsunuz? Sizin çocuğunuz da onlar gibi olabilir. İşte çocuğunuza görgü kurallarını aşılamanın yolları:


1- Öncelikle iyi örnek olun. Ev içinde ve dışında iletişim içinde olduğunuz insanlara karşı nazik davranmadıkça çocuğunuzdan da bunu bekleyemezsiniz.


2- Çocuklarınıza görgü kurallarını kapasitesi dahilinde öğretmeye çalışın.Örneğin 2 yaşındaki bir çocuktan lokmayı çiğnerken ağzını açık tutmamasını beklemek gerçekçi olmaz. Çocuk bunun nedenini anlamayacağı için uygulaması da mümkün olmayabilir. Fakat aynı şeyi 4-5 yaşındaki çocuğunuza öğretirseniz bunu idrak edip uygulayabilir.


3- ‘Lütfen’, ‘Teşekkür ederim’, ‘Özür dilerim’, ‘Rica ederim’ gibi nezaket kalıplarını çocuğunuzun yanında kullanın.Bu cümleleri mümkün olduğunca erken yaşta öğretin.


4- Özellikle çocuklarınızın yanında konuştuklarınıza dikkat edin.Çocuklar yetişkinlerin konuşma şeklini taklit eder.


5- Çocuğunuza büyüklere karşı resmiyet ve saygıyı öğretin. Kendinde yaşça büyük kimselere adlarıyla hitap etmeleri çevre tarafından çoğu zaman sevimli bulunsa da, çocuğunuzun bunu yapmasına izin vermeyin.


6- Özellikle başkalarının eşyalarını izinsiz almamak, toplum içinde yüksek sesle konuşmamak, ve konuşan birinin sözünü kesmemeyi uygulamalı olarak öğretin.


7- Çocuğunuzun olumsuz davranışını görmezden gelmeyin. Ona kuralları hatırlatın.


8- Güzel davranışlar sergilediğinde çocuğunuzu takdir etmeyi bilin.


Zaman

Oğlunuz Bebekle mi Oynuyor?


Bazen çocuklarımızın bazı davranışlarından kuşkulanıp onların homoseksüel olabileceği ihtimalinden korkar ve endişeye kapılırız. Çocuklarınızın cinsel gelişimleri ve homoseksüellik eğilimleri ile hakkında bilgilenmeye hazır mısınız?


Çocuklarımız hayatımızdaki en değerli varlıklarımızdır. Onlar için her şeyin en iyisini, en güzelini yapmaya çalışır, elimizden geldiğince örnek birey olmak isteriz. Onları toplum içinde nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitir hatta bazen aşırı müdahalelerimizle haddinden fazla sıkarız.


Bu eğitim sürecinde bazı davranışlar vardır ki, birçok aile bu davranışların, çocuklarının ilerideki hayatlarını ve cinsel tercihlerini etkileyeceğini düşündükleri için asla tolerans göstermezler. Ayrıca sosyal etkilerden dolayı da kendilerini etrafındaki insanların düşüncelerine karşı koruma altına almaya çalışırlar.


Kız ve erkek çocukların cinsiyetlerine göre farklı davranmasını isterler mesela. Kızlarının daha kibar, nazik, evcil olmasını teşvik ederler. Erkek çocuklarının ise daha aktif, keşfedici, atılgan ve girişken oyunlar oynamasından hoşlanırlar. Kızları çok saldırgan ya da erkek çocukları çok sessiz ve sakin ise onları değiştirmeye çalışırlar çoğu zaman. Erkeklere ve kızlara oyuncaklar alırken de bunları göz önünde bulundurulur.


Kızlardan oyuncak bebeklerle, çay-fincan setleri ile evcilik oynamaları beklenirken, erkeklerin de arabalar, toplar ve tabancalar ile oynamaları uygun görülür. Oğlunuzun oyuncak bebekle ya da kızınızın arabayla oynadığını fark ettiğinizde paniğe kapılır, çoğu zaman bu tarz davranışların çocuklarınızın gelecekte eşcinsel olmasına neden olabileceğini ya da bunun ilerisi için bir belirti olduğunu düşünürsünüz.


Öneriler


-Aileler çocukların bu tür davranışlarını değiştirmede çok sert olmamalıdır çünkü bu yöndeki davranışlar, dünyayı keşfetmekte olan çocukların cesaretini kırabilir ve korkak birer birey olmalarına yol açabilir.


-Meraklı olduğu için tepki ile karşılaşan bir çocuk, keşfetmemesi gerektiğini öğrenir. Kimi zaman tamamen içine kapanabilir ya da tam tersi olarak dikkat için ailelerin endişe duyduğu ve hoşuna gitmeyen bu davranışları devam ettirirler.


-Eğer çocukluk çağında karşı cinsteki çocuklardan hoşlanmazlarsa, oyunlarında karşı cins rolünü oynarlarsa endişelenmeyin, bu normal bir davranış olabilir, uygun sosyal davranışları ve rollerini öğrenmesinde yardımcı olabilir.


- Eğer çocuklar dünyalarını güvenli bir şekilde keşfetmeye cesaretlendirilirse kadın ve erkeğe özgü davranış biçimlerini gözlemlerler ve ailelerinin yardımıyla kendi sınırlarını çizerler.


Bu yüzden çocuğunuzu hem fiziki hem de sosyal yönden kendi dünyalarını keşfetmeleri için cesaretlendirmeyi deneyin.


- Eğer çocuğunuz cinsiyet içerikli davranışlarda bulunuyorsa endişelenmeyin, çocuklar yeni olan şeylere ilgi duyarlar ve yeni bir şey ve daha birçok şey onlara yeni gelebilir çünkü sizlerden çok daha az şeyi tecrübe etmişlerdir.


Araştırma Örneği


3 yaş çocukları üzerinde yapılan bir araştırmada kıyafet giyme oyunu oynarken bir erkek çocuğun kız kıyafetlerini giymek için direttiğini gözlemlemişlerdir. Daha sonraki araştırmalarda ise bu çocuğun kız kardeşinin çok iyi bir dansçı olduğu ve dans yarışmasını kazanarak ödül aldığı, bu durumun erkek çocuğu etkilediği ve bundan dolayı da onun gibi davranarak (Onun gibi giyinip dans ederek) aynı şekilde kabul görmeyi düşündüğü anlaşılmıştır.


Çocuklarımızda böyle durumlarla karşılaştığımızda bu gibi nedenleri de irdelemekte fayda vardır. Bu demek oluyor ki, eğer oğlunuz bebekle ya da kızınız arabalarla oynarsa cinsiyetle alakası olmayan başka bir etken bu davranışın nedeninde rol oynayabilir.


Psikolog Dr. Alan Martin

10 Ocak 2011 Pazartesi

Özür Dilemek Evliliğimizin Neresinde?


İnsan hata yapmaya müsait bir yaradılışa sahiptir. Dolayısıyla bir insandan, daha dar ifadeyle eşinden, mükemmel olmasını beklemek akla muhal, gerçekle bağdaşmayan bir durumdur. Şu durumda özür dilemek ve yapılan özürleri kabul etmek hayatımızın bir parçasıdır. Önemli olan bunların ne zaman, nasıl, hangi yolla yapılması gerektiğini iyi bilmek; eldeki bu yardımcıyı faydalı yerde kullanıp, cimrilik etmemek ve kıymetli eşinin gönlünün onarılmasını geciktirmemektir. Eşler arası iletişimin güçlenmesinde, sorunların çözümünde en etkili sözlerden biridir zira özür dilemek. Yaptığı yanlışa pişman olmak evlilikte eşler için adeta hayat kurtaran can simitlerindendir. Uzman Psikolog ve Aile Terapisti Çiğdem Demirsoy’a göre “Evlilikte yanlış yapıldığında yanlış yapan eşin özür dilemesi çok manidar. Çünkü kendisinden özür dilenen eş, anlaşıldığını hisseder. Uzlaşıldığını algılar. Hata varsa ve bu eşi tarafından anlaşıldıysa kişi eşi tarafından kabul edildiğini ve ilişkide kendisinin de var olduğunu hisseder ve rahatlar.”


Özür dilemek neden zor gelir?


al böyleyken birçokları için özür dilemek neredeyse dünyanın en zor işidir. Kültürümüzde ve dini anlayışımızda hatalarımıza pişman olmak, Yaratıcı’ya borçlu olduğumuz pişmanlığımızı tövbe ile ortaya koymak günlük yaşantımızın içine sinmiş olmasına rağmen kuldan özür dilemek niçin zor gelir? Bunun çeşitli nedenleri vardır.


• Öncelikle kişi özür dileyince “büyüklüğünden” bir şeyler kaybedeceğini düşünür.
• Özür dilemesi bir anlamda tüm hatanın kendisinde olduğunu düşündürecek diye korkar.
• Muhatabının, özrünü kötüye kullanacağı endişesini taşır.
• Her zaman ilk özür dileyen kişi olduğunu düşünüyor ve içerliyordur.
• Kendini beğenme, kibir gibi kalp hastalıkları baskındır.
• Özrünün kabul edilmeyeceğini düşünüyordur.
• Özür dilemeyi önemsemeyen çevrede yetişmiştir ve kendisi de önemsemiyordur.


Bazı kişilerin özür dilemekte zorlanmasının önemli nedenlerinden birinin, kişinin kendi doğrularını tek doğru olarak görmesi ve benliğinde hataya yer vermemesi olduğunu belirten Psikolog Çiğdem Demirsoy “Böyle kişilerin farklı bakış açısına geçebilmesi ve olayları zihninde esnetebilmesi önemlidir” diyor ve kültürün yanı sıra kişiliğimizi oluşturan diğer unsurların da özür dileme eğilimimizi etkilediğini belirtiyor. Bununla birlikte ne olursa olsun, hangi yaşta bulunulursa bulunulsun kişilik şekillendirme ve kendimizi eğitme yeteneğimizi de hatırlatıyor ve kişisel çabaların yetersiz olduğu durumlarda terapilerle de kişinin kendi doğrusunun tek doğru olmadığını, karşısındakinin bakış açısını algılamayı, yeniliklere açık, esnek hale gelebilmeyi, herkes gibi kişinin kendisinin de hata yapabileceğini ve başkalarının duygularının kendi duygularından farklı olabileceğini anlamayı başarmanın mümkün olduğunu ilave ediyor.


Bazen sırf özür dilenmediği için tartışılır, küçük meseleler sorun haline getirilir. Kişi, eşinin yanlış davrandıktan sonra vurdumduymaz tavırlarına içerler ve kavga etme eğilimi gösterir. Her ne nedenle olursa olsun şeytanın kişiye zorlaştırdığı özür dileme erdemi aslında evliliğin insana verdiği manevi terbiye yolunda bir tuğladır. Evlilik öncesinde kendi kendine her şeyini serbestçe yapabilen, kimseye hesap vermek zorunda olmayan birey; yuva kurduktan sonra alttan almaya, gönül almaya, Allah için eşini hoş görmeye başlar ve manevi gelişimine hız kazandırır.


İncinmek İstemiyorsan İncitme


Gönül erleri, Allah’ın veli kulları insanlarla münasebetlerinde çok ince düşünür ve dikkatli davranırlardı. Kalp kırmaktan çok çekinirlerdi. Bir sözle de olsa kimseyi incitmek istemezlerdi. Çünkü kalbin Allah Teala’nın nazargahı olduğunun şuurunda bir hayat tarzı benimsemişlerdi. Yunus Emre bir kimsenin gönlünü kıranın iki dünyanın da kötü kişisi olduğunu şöyle dile getirir: “Gönül Çalab’ın tahtı,/ Çalab gönle baktı,/ İki cihan bedbahtı, / Kim gönül yıkar ise…”


Bu düşünce tarzını evliliğimizle alakalı değerlendirdiğimizde eşlerin daha da dikkatli olmaları gerektiği ortaya çıkmaktadır. Zira anne-baba ve çocuklar bir gönül gibidir. Birinin gönlünün kırılması aileyi olumsuz etkiler. İşte sosyal hayatta ve özellikle ailede özür dilemek hatanın telafi edilmesinin ilk adımıdır.


Eşler arası iletişimde, “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de öyle davran” düşüncesi insanın yaptıklarının farkına daha iyi varmasını sağlar. Bu prensip aslında şu gerçeği telkin etmektedir: İncinmek istemiyorsan ilk adım, incitmemektir. Özür dileyecek davranışlarda bulunmamaktır. Eşler bu düşünce tarzını evliliklerine hakim kıldıklarında hataların telafisi için ne gerekiyorsa yapmaya hazır hale gelirler. Çünkü kimse incinmek istemez.


Kimin özür dilemesi gerektiğine nasıl karar verilecek?


Özür dilemenin çok zor olmasının temelinde yatan ana neden, her iki tarafın da özrü eşinden bekliyor oluşudur. Çünkü anlaşmazlık devam ediyordur ve iki taraf da kendisinin haklı olduğu kısma odaklanmıştır. Bu durumda hayırda yarışma anlayışı ile tartışmayı kesen olmak ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) müjdesine nail olmak için ilk özür dileyen olmak manevi anlamda kişiye kendisini iyi hissettirir. Allah Rasulü (s.a.v), “Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim” (Ebu Davud) buyuruyor.


Fakat çiftlerden birinin yanlışı veya haksızlığı barizken öteki hala özür dilemekte ağırdan alıyorsa özür bekleyenin, eşine bu beklentisini kırıcı olmadan bildirmesi gerekir. Mesela “Geçen gün herkesin yanında bana söylediğin o sözleri hala unutamıyorum. O anda renk vermedim ama bu durum beni çok üzdü” denerek kırgınlık dile getirilebilir.


Kişi bazen de hiç kabahati yokken veya sırf eşi tarafından yanlış anlaşıldığı için zor duruma düşebilir. Bu şartlarda önemli olanın kişisel hak arayışı değil, evliliğin ahenk ve huzurunun devamı olduğunu unutmamak gerekir. Öyle bir sıkıntı yaşadınız ki, eşiniz sizden özür dilemeden rahat edemeyeceksiniz. Fakat o, kendisinin haklı olduğuna yüzde yüz emin. Hafif kırgınlık devam ediyor ama alttan alan olmuyor. Bu durumda küslüğü ilerletmek günlerce dargın uyumak, “Ben ona gösteririm” anlayışı taşımak eşlerin aralarının soğumasına sebebiyet verebilir. Önemli olan birlikte mutlu ve huzurlu yaşamanız. Bu dalın üzerinde birlikte yaşıyorsunuz. Onu üzdükçe veya ona çektirdikçe aslında kendiniz de düşüşe hazırlanmış oluyorsunuz.


Öyleyse istisnai şartlarda haklı da olsanız ilk adımı atan siz olabilirsiniz. Onu kızdıran ve özür dilemeye yanaştırmayan davranışınızın ne olduğunu öğrenmeye çalışıp empati kurun. Yine de ona hak veremiyorsanız o zaman en azından dargınlığı uzatmayıp hiçbir şey olmamış gibi davranın. İletişimin bazı köşeleri yorumsuz çıkmaz sokaklar gibidir. Zorladıkça kendinizi sıkışmış hissedersiniz. En iyisi bu noktayı hisseder hissetmez geri dönebilmeyi bilmek ve meseleyi her iki tarafın da aklıselim bir vaziyette değerlendirebileceği bir zamana ertelemektir.


Özür için hazırsınız ama nasıl dileyeceksiniz?


Özür dilediği halde eşinden olumlu cevap alamadığını düşünen kimseler kendilerini iyi gözlemlemeli. “Bunu kastetmediğimi sen de biliyorsun” gibi bir cümle özür niyetiyle söylense de yeteri kadar pişmanlık içermez. Bunun yerine “Seni incittiğim için özür dilerim canım, niyetim bu değildi” ifadesi daha samimi bir özürdür. Özür dilerken yanlış olan davranışınızın ne olduğunu açık ve somut olarak dile getirmeniz de oldukça önemlidir. “Tamam, tamam özür…”, “Aslında ben çok iyi biriyim” gibi genel konuşmalar veya alaycı yaklaşımlar evlilikte özür dileme nezaketini, nezaketsizce bir kenara bırakma anlamına gelebilir.


Sözle özür dilemek zor geldiğinde veya çok sık kullanılmış olduğundan limitini aştığında özür dileme üslubunuzu değiştirebilirsiniz. Örneğin eşiniz size kendisine destek olmadığınız için kırıldıysa işlerinde yardımınızı artırabilirsiniz. Ailesinin yanında onu mahcup ettiyseniz bir dahaki sefere tam tersine özellikle ailesinin yanında daha güzel davranabilir, gönlünü alabilirsiniz.


Özrü nasıl kabul etmeli, kabul edilmeyen özürler için ne yapmalı?
Tüm samimiyetiyle yanlışını itiraf eden ve affedilmeyi hak eden bir özürle huzura gelen kişiye “Demek haksızlığını sonunda kabul ettin. Zaten ben demiştim, tüm olanlar senin suçundu” gibi sözlerle cevap vermek “Bir daha benden özür dileme” demek olur. Özür dilemenin bir adabı olduğu gibi özrü kabul etmenin de bir usulü, yolu yordamı vardır. Özür nazikçe ve güzel düşüncelerle kabul edilir. Zihinde soru işaretleri kalmışsa da özrü kabul ettikten sonra hoş bir yaklaşımla dile getirilir. Unutmayın ki bir gün siz de özür dilemek durumunda kalabilirisiniz. Önemli olan hata yapmamak değil aynı hataları defalarca yapmamaktır.


Her olayda mı özür dilemeli; özrün zamanı var mıdır?


Çiftlerin birbirlerini tanıması eşler arası iletişimin sağlıklı olmasının ilk basamağıdır. Kendinizi ve eşinizi iyi tanıdıktan sonra onu hangi konularda niçin incittiğinizi keşfetmişsinizdir. Bununla birlikte kendinizi onu tekrar tekrar kırmaktan alamadığınızı düşünürsünüz. İşte eşinizin gönlünü az da olsa kırdığınızı anlar anlamaz özür dileme vakti gelmiş demektir. Ayrıca tartışma uzadığında ve eşinizin ihtiyaç duyduğu şeyin, pişmanlığınızı dile getirmeniz olduğunu anladığınızda teslim bayrağını çekme zamanıdır. Çok sık hata yapıyorsanız veya eşiniz çıtkırıldım yapıya sahip hassas biriyse “Özür dilerim” cümlesini sürekli kullanarak değerini yitirmesine neden olmaktansa gönül alıcı davranışlarla da pişmanlığınızı yansıtabilirsiniz. Ona çeşitli ikramlarda bulunabilir, espriler yapabilirsiniz. Ne de olsa doğru kullanıldığında mizah en ağır sorunların keskinliğini dahi uçurabilecek kıvraklığa sahiptir. Problem körüklenmişse ve ikizin de aklı bir süreliğine öfkeye teslim olmuşsa biraz durulup öylece özür dileyebilirsiniz.


İlahiyatçı Yazar Eyyüp Beyhan:
Sen bana kırgın Olursan ben ne yaparım?


Hz. Fatıma (r.a) yaptığı bir şakadan dolayı Hz. Ali’yi (k.v) üzer. Hz. Fatıma, “Ya Ali ben sana latife yapmıştım, anlamadın mı?” der. Hz. Ali (k.v), “Yok, sana kırıldım. Senden böyle sözler duymayı ummazdım” diye cevap verir. Fatıma annemiz kendini affettirmek ve ondan helallik almak için etrafında pervane olur. “Sen bana kırgın olursan ben ateş ehlinden olurum ya Ali, ne olur bana hakkını helal et. Özrümü bağışla” der. Hz. Ali (k.v) biricik eşinin bu hali karşısında, “Bin defa helal olsun” der ve eşini affeder. Hz. Fatıma (r.a) validemizin kalbi tam olarak rahat etmez. İki Cihan Güneşi’ne giderek eşini üzdüğünü ve ondan helallik aldığını dile getirir. Saadetli babasına, “Allah katında onun hakkını ödeyebildim mi, Allah’ı razı edebildim mi, bende başka hakkı kalmış mıdır?” diye sorar. Efendimiz (s.a.v), “Hakkın helal olmuş kızım” deyince rahatlar. Bir hata ve hak ihlali yapıldığında Hz. Fatıma’nın inceliğini ve Hz. Ali’nin yaklaşımını sergilemek mutlu ve huzurlu bir ailenin garantisi olur.


Her özür kabul edilmeli mi?


Hayat içerisinde birbirimizi idare etmemiz gereken birçok zaaflarımız, uyuşmayan yönlerimiz, kırıcı davranışlarımız olabilir. Dolayısıyla evlilik ve özür dileme-affetme döngüsü iç içedir. Hatta böyle küçük tartışmalara evliliğin tuzu biberi denmesinin nedeni affetme sonrasında eşlerin birbirlerine daha bir heyecanla sevgi duymasıdır. Bununla birlikte evlilikte -Allah korusun- bazı büyük yanlışların affedilmesi oldukça güçtür hatta mümkün olmayabilir. Eşinin ailesine ağır hakaretler, şiddet, içki, kumar, zina, eşi sürekli aşağılayıcı konuşmak ve başkalarının yanında onu küçük düşürmek, onu sürekli yabancılarla kıyaslayıp beğenmediğini dile getirmek, haram kazanç getirmek, yolsuzluk yapmak… türü yanlışlar evlilikte küçük özürlerle geçiştirilemeyecek türdendir.


Neslihan BEYHAN

Ütüyü keyifli hale getirebilirsiniz



Ütü yaparken, uygun hareket ve çalışma biçimini kullanın. Ortadan başlayıp dışa doğru çalışın. Sertçe bastırmaya gerek yoktur, özellikle buhar kullanırken, çünkü işi yapan buharın gücüdür, ağırlık değil.

İşte ütüleme hakkında hayatınızı kolaylaştıracak pratik bilgiler…

Isı nasıl ayarlanır?

Dolabınızda pek çok tür kumaştan giysi bulunur. Bunların her birini farklı bir ısıyla ütülemek gerekir.

* Sentetikler ve ipek kumaşlar için düşük ve orta ısılar yeterlidir.
* Pamuklu ve ketenler için yüksek ısı kullanın.
* Yünlüleri orta veya yüksek ısıda ütüleyin.

Hangi kumaş nasıl ütülenmeli?

Fitilli kadife ve kadife: Kalın bir örtüyü ütü masasına yerleştirin. Giysinin içini dışına getirin ve ütüleyin. Zor ütülenen bölgeler için dikey buhar uygulayın.

Pamuk: Kumaşı düz yüzünden buharlı ya da kuru ütüleyin. Koyu, tok renklerle çalışırken, parlamayı önlemek için malzemeyi ters yüz edin.

Süsleme ve dantel: Danteli havlu kumaş üzerine yerleştirin. Buhar uygulayın, bastırmayın.

Örgü: Örgülerin kıvrımlarında ve örneklerinde, ütüyü doku boyunca hareket ettirerek dokuları germemek önemlidir. Bunun yerine ütüyü kaldırıp bastırmalısınız.

Metalik: Isıdan kaçının! Soğuk ütüyle hafifçe bastırın ve ince bir ütü bezi kullanın.
Havlu ve tüylü kumaşlar: Kumaşı, destekli bir yüzeye yerleştirin ve bastırmadan buhar fışkırtma özelliğini uygulayın.

Polyester: Polyester doğal bir doku değildir ve daha düşük bir erime noktasına sahiptir. Sıcaklık ayarları için etiketleri kontrol edin.

Kırışıkları azaltmak için ne yapmalı?

Giysileri ütüledikten hemen sonra asın. Kolalı ütüleme yaparken önce kumaşın iç kısmına su püskürtün, sonra kumaşın ütüden evvel her kısmının suyu emebilmesi için kumaşı elinizde toparlayın. Ütünün ısısını kontrol edin. Eğer kumaşa ütüyü temas ettirdiğinizde cızırtı sesi çıkarıyorsa, ısıyı düşürmeniz gerekir.

Neden uzunlamasına ütülemek gerekir?

Dairesel hareketler kumaşın esnemesine sebep olacağı için bu tür hareketlerden sakının. İnatçı kırışıklıklar için uzunlamasına buharla ütüleyin.

9 Ocak 2011 Pazar

Yüksek ateşli çocuklarda yapılması gerekenler

Halk arasında yaygınlaşan yanlış sağlık bilgileri zaman zaman istenilmeyen sonuçlara sebep oluyor. Uzmanlar, özellikle yüksek ateşli çocuklara aspirin vermenin yanlışlığına dikkat çekiyor.


Uzmanlar; yüksek ateşli çocuğun üzerindeki fazla giysileri çıkartarak az ve gevşek giysiler giydirip, ateşinin düşmesine yardımcı olunmasını tavsiye ediyor. Uzmanlar, yüksek ateşte vücudun daha fazla sıvıya ihtiyaç duyması nedeniyle, bol miktarda sıvı verilmesi gerektiğine işaret ediyor.


Gemlik Muammer Ağım Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ömer Artar, yüksek ateş sebebiyle titreyen çocukların üzerinin örtülmesinin yanlış olduğunu söyledi. Halk arasında yapılan yanlış uygulamaların zaman zaman ölümle sonuçlandığına dikkat çeken Dr. Artar, “Zaten çocuk ateşten titriyor. anne-babalar da titryen çocukların üzerini örtüyor. Bu son derece yanlış bir yöntem. Çocuklardaki yüksek ateş ılık suyla ( 29-32 derece) duş veya ıslak bezlerle pansuman yapabilirsiniz. Ancak zaten ateşi yüksek olan çocuğun üzerinin örtülmesi havale geçirmesine sebep olabilir. Özellikle 3 ay 5 yaş arası çocuklarda yüksek ateş havaleyşe sebep olabilir. Yüksek ateşli çocukların üzerinin örtülmesi havale riskini beraberinde getiriyor.” dedi.


Uz. Dr. Artar, yüksek ateşli çocukların tedavisinde yanlış bilinen bir başka uygulamanın ise aspirinle vücudun silinmesi ve aspirin verilmesi olduğunu kaydetti. Yüksek ateşli çocuklara verilen asprinlerin ‘REYE’ denilen sendroma sebep olduğunu dile getiren Dr. Artar, şöyle devam etti:


“Özellikle viral enfeksiyonlarda yüksek ateşli çocuğu aspirinli suyla silmek, bebek aspirini vermek son derece yanlıştır. Yüksek ateşli çocuklara bilinçsizce aspirini ağızdan vermek veya vücudunu silmek yoluyla vermek yapılan büyük hatadır. Ateşli çocuklarda yapılan bazı basit işlemler ateşin düşürülmesinde çok yardımcı olurken, bazı yanlış uygulamalar da tedavinin uygun olarak yapılmasını engellemektedir. Alkol ve sirke ile vücudu silmek, üşüyebilir korkusu ile giysilerini çıkartmamak veya daha çok giydirmek. Çok sıcak veya soğuk içecekler vermek.Yanlış ateş düşürücü kullanmak, aşırı dozda veya düşük dozda ilaç kullanmak ve uygun aralıklarda ateş düşürücü kullanmamak gibi davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Ateşli çocuklarda ve özellikle bebeklerde aşağıdaki belirtilerden bir veya birkaçı ateşe eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden bir doktora başvurulmalıdır.”


CİHAN

Deri Koltukların Bakımı Nasıl Olmalı?

Deri koltuklar son derece şık görünümleri ile insanı cezp ediyorlar, fakat bakımları ile de fazlasıyla akıl karıştırıyorlar. İşte şık koltukların kolay bakım yolları…


Deri koltukların bakımı sanıldığı kadar da zor değildir aslında. Hatta kumaş koltuklara göre çok daha kolaydır. Dikkat etmeniz gereken tek nokta kullanacağınız temizlik maddesinin özelliğidir.


Yoğun asit içeren temizlik malzemeleri deri koltukların yıpranmasına ve deformasyona uğramasına neden olur.


Yoğun bir içeriği olan temizlik malzemelerinin yerine deterjansız bir nemli bez ile silinip ardından kuru bez ile kurulandığında deri koltuklarınız için en doğru temizliği sağlamış olursunuz.


Bu temizlik detayının yanında dikkat etmeniz gereken diğer noktalar ise şöyle;


* Deri ısıya karşı fazlasıyla hassastır. Çok yoğun güneş ışığına maruz kalmamalıdır. Ayrıca kalorifer önü, şömine ve soba önüne de konulmaması daha uzun ömürlü ve yıpranmamış olmasını sağlar. Çünkü deri, çok yüksek ısıyla karşı karşıya kaldığında kurur, çatlar ve sertleşir. Dolayısı ile görsel özelliğini tamamen yitirmiş olur.
* Deri koltuklarınızı kesinlikle elektrikli süpürge ve fırçayla temizlememelisiniz. Bu işlemler de yine çabuk yıpranmaya yol açabilir.
* Bunların dışında kontrolünüz dışında kahve, çay ya da farklı bir içecek döküldüğünde ise yine nemli bir bez ile silip ardından kuruladığınızda leke tutmayacak ve yeteri kadar temizlenecektir.
* Deri koltuklar için üretilen özel temizlik malzemelerinden de kullanabilirsiniz. 3-4 ayda bir yapacağınız deri koltuklarınızın ilk günkü kadar yeni görünmesi için yeterlidir.


Mahmure Dekorasyon Editörü: Gözde Tura

8 Ocak 2011 Cumartesi

Çocuklarda Aşırı Kilo Alma

Ne yapmalısınız
Çocuğunuz büyük bir ihtimalle şişmanlık probleminin birinci içindedir ve bu yüzden o da sıkıntıdadır. Bir diyetin yararlı olabilmesi işin sizin tarafınızdan verilecek desteğe de gerek vardır. Aşağıda verilen diyet örneklerinden fikir alarak, onun için en yararlı olacağım düşündüklerinizi çocuğunuza zayıflatma rejimi olarak uygulayabilirsiniz. Onun da sizle işbirliği yapması gereklidir. Yoksa bir diyeti zorla uygulamaya çalışırsanız sizden gizli olarak yemeye başlar. Hiçbir şey yemeden zayıflama yöntemine de izin vermeyin.Bu fiziksel ve duygusal yönden zararlıdır. Birkaç ay içinde tesiri görülen yavaş yavaş uygulanan bir rejim daha yararlı olacaktır.


Diyet
Öncelikle yapacağınız şey, verdiğiniz besinlerden enerji (kalori) içeren, buna karşılık besleyici gücü az olan gıdaları çıkartmak olmalıdır. Bu kategorideki gıdaların başında şeker, tatlılar, bisküviler ve şekerli içecekler gelir. Yemek zamanlarında tatlı yerine çocuğunuzu meyve yemeye teşvik edin ve Kola yerine su veya şekersiz içecekler içmeye alıştırın. Sadece bu değişiklik bile onun kilo vermesini sağlayabilir.


Ailece yapacağmız sağlıklı bir diyet çocuğunuzun da kilosunu ayarlayacaktır.


Egzersizin önemi
Çocuk ne kadar hareketli olursa fazla yağlarını yakması o kadar kolay olur. Onu yürümeye alıştırın. Pusetinde oturacağına yürümeye teşvik edin. Evde oynanacak sakin oyunlardan çok dışarda oynanan oyunları sevmesine yardımcı olun. Çocukları başarılı olmadıkları bir sporu yapmaya ikna etmek güçtür. Şişman bir çocuk için dans etmek, yüzmek ve bisiklet gibi rekabeti az olan sporlar daha uygundur.


Desteğiniz
Şişman çocukların kilo verebilmeleri için hiçbir zaman kendilerine ayrıcalıklı davranmayın. Kendisini dışlanmış hissetmemesine özen gösterin. Uyguladığınız diyeti ailece tatbik edin. Size de bir zararı olmayacaktır. Egzersiz zamanlarım gene bütün ailenin iştirak edeceği zevkli bir saat haline getirin. Hepsinden daha önemlisi, çocuğunuz diyeti kendisine verilen bir ceza olarak görmesin.


Onu sevdiğinizi belli edin, alacağınız neticeler daha olumlu olacaktır. Özellikle kız çocukların buluğ çağına yaklaştıkça kilo almaları normaldir. Bunun nedeni, hormonol değişikliklerdir.
Aşırı kilo almanın nedeni ise çok fazla yemektir ki: bu da duygusal bir güvensizlikten ileri gelebilir.


Ne yapmalısınız
Kilosu biraz fazla ise, yediklerine biraz daha özen göstermekten başka bir şey yapmanız gerekmez. Eğer aşırı kilo alıyorsa bunun nedenini araştırın. Okulda veya evde sorunları mı var? Kilo vermesini sağlayacak bir rejime sokun ve asıl sebebi de bularak onun kendine güven duygusunu pekiştirmesine yardımcı olun.


Şişmanlığın sağlığa zararları
Şişman çocuklar büyüdüklerinde de kilolarını korudukları için kalp ve kan dolaşım sorunları ortaya çıkar. Bunların zayıflara oranla göğüs hastalıklarına daha çok faydalandıkları doktorlarca ileri sürülmektedir. Fazla şeker yemeleri nedeni ile diş problemleri artar. Şişman çocukların fazla hareketli olmamaları sonucu kalori yakmaları da zorlaşmaktadır.


Sosyal ve psikolojik zararları Sosyal yaşamlarında yalnız kalabilirler. Arkadaşlarının alaylarına hedef olabilirler. Bu onlar için üzücü bir durumdur. Kabul edilme isteğinin yoğunlaştığı buluğ çağı yaklaştıkça kendilerinden emin olmanın getirdiği bir çekingenliğin içine girdikleri gözlenir.

Yeni Doğan Bebeklerin Günlük Temizlikleri

Yeni doğan bebeklerin ilk günlerdeki en önemli ihtiyaçlarından biri, günlük bakım ve temizliğidir. Bebeğin ilk haftalardaki bakımı onun temiz ve güzel görünmesinden çok hastalıklardan korunmasını sağlar.


Küçük bebekler yıkanmaktan çok hoşlanmazlar. Özellikle kışın doğan ve sık hasta olan bebekleri her gün yıkamak gereksizdir. Onlar için günlük temizliklerini yapmak yeterlidir.
Çok dikkatli olunduğu sürece bebeklerin göbek bağları düşmeden banyo yaptırılabilir. Banyo yaptırırken göbeği elinizle tutup, su kaçmasını engelleyebilirsiniz.


Bebeğin günlük bakımı denilince eli, yüzü, koltuk altları, boynu ve ayaklarının temiz tutulması anlaşılır. Cinsel organları gün içinde en sık temizlenen bölgeleridir.


BEBEĞİN YIKANMASI İÇİN GEREKLİ OLAN MALZEMELER


• Pamuk
• Yüz, boyun, koltuk altı gibi bölgelerini yıkamak için yumuşak bir tülbent
• Kaynatılmış ve beden ısısına getirilmiş su
• Altını değiştirmek için bez ve pişik kremi
• Yumuşak havlu
• Bebek şampuanı
• Bebek saç tarağı
• Temiz giysiler


BEBEĞİ TEMİZLERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KURALLAR


• Bebeğinizin temizliği sırasında mutlaka 100 derecede kaynatılmış ve ılıklaştırılmış su kullanın.
• Bebeğinizin gözlerini burun kısmından başlayarak dışa doğru silin. Temizleme işlemi sırasında her göz için ayrı pamuk kullanın. Böylelikle bir gözde olan mikrobun diğer bir göze geçmesini engellemiş olursunuz.
• Bebeğinizin kulağını temizlerken, kulağının içine hiçbir şey sokmayın ve asla kulağın içini temizlemeye kalkmayın.
• Bebeğinizin burnunu temizlerken içine hiçbir şey sokmayın.


BEBEĞİNİZİN ALTINI TEMİZLERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER


• Yeni doğan bebeklerin altı, günde 7-8 defa açılmalıdır.
• Gece beslenmeleri sırasında bebeğinizin altını değiştirmenize gerek yoktur. Uykuda bağırsak hareketleri olmadığı için bezlerini kirletmezler.
• Yeni doğan bebeklerde ilk 1 ay boyunca alt silme işlemi için ıslak pamuk kullanmanız, bebeğinizin cildinin tahriş olmasını önler.
• Erkek bebeklerde silme işlemi arkadan öne doğru yapılmalıdır.
• Kız bebeklerinde ise olası bir iltihabik durumu engellemek amacıyla önden arkaya doğru temizlik işlemi yapılmalıdır.
• Temizleme işlemi bittikten sonra bebeğinizi bir müddet altı açık bırakın. Bu işlem derinin hava almasını sağlar ve böylece pişik oluşumu engellenmiş olur.


PİŞİK OLUŞUMUNU ENGELLEMEK İÇİN


• Bebeğinizin altını sık sık değiştirin.
• Bebeğinizin altını sık sık açık bırakıp, hava almasını sağlayın.
• Koruyucu pişik kremini kalın bir tabaka halinde sürün.
• Kumaş bez kullanıyorsanız, deterjanla değil, sabun tozuyla yıkayın.
• Bazen inatçı pişikler olabilir. Özellikle ağzında pamukçuk olan bebeklerde görülen pişikler için doktor tavsiyesiyle mantar kremi kullanmanız gerekebilir.
• Pişik oluşumunu engellemek adına kesinlikle pudra kullanmayın. Islanan pudra bebeğinizin kıvrım yerlerinde tahrişlere yol açar.


PAMUKÇUK NEDİR?


Ağız içinde oluşan bir çeşit mantar enfeksiyonudur. Genellikle dilin üzerinde, ağzın iç kenarlarında ve yanak içlerinde görülür. Biberon ve emzik kullanan bebeklerde daha sık görülür. Yoğun ilaç ve antibiyotik kullanımından sonra kendini gösterebilir.


Damla şeklinde ilaçlarla tedavi edilebilir. Boğaza doğru yayılmışsa ve damlalar fayda vermiyorsa, bağışıklık sistemi bozukluğunun belirtisi olabilir.


KONAK NEDİR?


Bebek doğduktan yaklaşık 10 gün sonra görülen, kafatasının ön saçlı derisinde bıngıldağın olduğu bölgede sarımsı, deriye yapışık kabuklanmalardır. Tedavi edilmezse altındaki deri havasız kaldığı için bir süre sonra pis koku ve apseye sebep olabilir.


Banyodan önce sürülen zeytinyağı konağı yumuşattığı için banyodan sonra taranarak rahatlıkla sorun çözülebilir. Konak önleyici bebek şampuanları da kullanılabilir. Konak bakım gerektirir. Bebeği temiz tutmak çok önemlidir.


İSİLİK NEDİR?


Aşırı sıcaklarda terleme sonucu ortaya çıkan küçük kızarıklıklardır. Sıcaktan meydana gelen isilikler, insan vücudunun bıraktığı terden kaynaklanır.


Bebeklerin ter bezi kanalları olan gözeneklerin daha kolay tıkanması sebebiyle, vücutları isilik olmaya daha meyillidir. İsilik olduktan sonra en iyi iyileştirme yöntemi, bebeği soyup ona ılık bir banyo yaptırmaktır. Bebeğinizi hafifçe kurularken, bebeğiniz serinler. 12 saat içinde geçmeyen isilikler için mutlaka doktora başvurmak gerekir.


Aysun ÖZPOLAT

10 maddede ideal eş nasıl olunur?

İdeal eş arayanlar kendilerinin ne kadar ideal olduğuna baksın. İşte birkaç ölçü; eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir. Eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.


Her genç erkek ve kız, evlenmeden önce ideal biriyle evlenmeyi hayal eder. İdealler, hayaller, beklentiler ve kesinlikle vazgeçilmez olan tutumlar karşısında evliliğin kapısını açmak da zor olur. Hele yaş 30′u geçmişse ve beklentilerden hiç taviz verilmiyorsa, hayata sabit bir açıdan bakılıyorsa ideal eşi bulmak da zor olur. Gençler ideal eşi bulur mu, bulmaz mı bilemeyiz. Ama ideal eşin nasıl olması gerektiği 21 maddede şöyle özetlenebilir;


1. Her şeyden evvel ideal eş, iyi bir dost ve arkadaştır. Saatlerce eşiyle sohbet edip hoş vakit geçirir. Eşinin merak duyduğu konulara ilgi duyar. Eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir.


Şımarık çocuk gibi her şeyden küsüp surat asmaz. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir.


2. Hassas, nazik, kibar ve ferasetlidir. Eşinin rahatsız olduğu konuyu mayınlı alan ilan ederek oradan uzaklaşır.


Bedbin değildir. Olayları pozitif gözle değerlendirir. Güler yüzü ve sözüyle eşine yaşama sevinci ve gücü verir.


3. Sevgisini, ilgisini ve birkaç kelimelik güzel sözünü milyon dolarlara satmaz. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir.


4. Eşini olduğu gibi kabul edip değiştirmeye çalışmaz. Onu başkalarıyla kıyaslamaz. Özgüvenini sarsıcı sözlerden, akrepten kaçar gibi kaçar.


Eşinin hatalarına gece gibi olup başkalarına ifşa etmez. Kavga silahı kuşanmak yerine sabır zırhına bürünür.


5. Her işine, söz ve davranışına karışmak ve şahsiyetini tenkitle yıkmak yerine onore eder. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir.


Yapacağı işlerde eşinin fikrini alır. “Böyle bir şey düşünüyorum, sen ne dersin?” diye sorar.


6. Yumuşak, iyi huylu, hoşgörülü, anlayışlı ve iyimserdir. Eşinin kendini mutlu etmesini beklemeden mutlu olur. Bütün hayatını beklentiyle bitirmez. Eşini mutluluk ağacı olarak görerek sürekli mutluluk meyveleri saçmasını beklemez.


Eşinin mizacına göre davranır. O ağlarken gülmez. Gülerken ağlamaz.


7. Eşinin akrabalarına karşı saygılı ve hürmetlidir.


Eşinin yaptığı iyiliklere burun bükmek yerine teşekkür eder. Münekkit değil, müteşekkirdir.


Zenginliğini, güzelliğini, zekasını, asaletini vb. şeylerini gurur vesilesi ederek eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.


8. Geçimlidir. Her şeyden çabuk bıkıp usanmaz. Kavgacı, sinirli ve öfkeli değildir. Mutluluğunu kadife gibi okşar, elmas kolye gibi saklar, hassas bir bebek gibi üzerine titrer. Eften püften şeylerle onu incitmez.


Evliliğin fedakârlık gerektirdiğini düşünüp bazı şeylerden feragat eder. Eşini mutlu etmek kendisine mutluluk verir. Evini mutluluk yuvasına çevirmenin yollarını arar. Batağa dönmesine izin vermez.


Yerinde konuşup, yerinde susmasını bilir. Eşinin ilgisini çekmek için çenesini değil aklını kullanır.


9. Eşinin zevkine saygılı olur. Kendi sevmediği şeye “Allah aşkına ne kadar zevksiz birisin, şunun neyinden hoşlanıyorsun?” demek yerine “zevkler ve renkler tartışılmaz” sloganını kullanır.


Eşine karşı her zaman dürüsttür. Yalan söylemez, eşinin güvenini sarsmaz. Verdiği sözü mutlaka tutar. Boş sözler ve vaatlerle eşini aldatmaz.


10. Eşinin her dakika harikalar icat edeceğini düşünmeyip, onun da bir insan olarak kusur ve hatalarının olabileceğini kabul eder.


Eşinin ebedi hayat arkadaşı olduğunu düşünerek ebedi arkadaşını kaybetmemek için gayret sarf eder


Gülay Atasoy

Anne-babalar, çocuklarının başarısı için ne yapmalı?

 


Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Eskiye nazaran iş ve kariyer sahibi olmak zorlaşmış, çocukların da derslere olan ilgisi azalmıştır. Bu nedenle yeni nesil anne-babalara daha fazla görev düşüyor. Eğitimin sadece okulda olmadığını, evin de eğitimde önemli bir rolü olduğunu unutmamalıyız.


Okullar açıldığı zaman velileri tatlı bir telaşe sarar. Bu telaşenin altında hem çocuğun geleceğiyle ilgili planlar, ümitler hem sorumluluktan doğan korkular vardır. Günümüzde, ebeveynler ve öğretmenler, öğrencilerin niçin her geçen gün okula ve derslerine daha az ilgili göründüklerini anlamak için çaba sarf ediyor. Ancak, çocukların eğitimi konusunda bazı anne-babaların yaptığı tek şey ise karne zamanında görüşlerini ileri sürmektir. Oysa karne zamanı gelmeden de yapabileceklerimiz vardır.


Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne-babanın, onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Okullar eğitim kurumlarıdır, ancak okula başlamakla, anne-babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne-baba, imkânlar ölçüsünde çocuğu öğretim hayatında da takip etmelidir.


Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Çok değil, yaklaşık elli yıl öncesi, anne-babaların görevi, basitçe, çocuğu okul için hazırlamak, onu okula götürmek, devamlarını kontrol etmek ve ödevlerin düzenli olarak yapılmasını sağlamaktı. Öğretmenlerin görevi de öğrenciye bilgiyi sunmak ve alıştırmalarda onlara yardımcı olmaktı. Bunlar, artık yeterli görünmüyor.


Bunun iki sebebi olduğunu söyleyebiliriz: Biri, öğrencilerde derslere karşı ilgisizlik ve çalışma isteksizliği; diğeri hayatta başarılı iş ve kariyer sahibi olmanın güçleşmesidir. İşte bu nedenle, anne-babalar ve eğitimciler olarak, öğrencilerin akademik başarılarını sağlamak için yeni yöntemler geliştirmek zorundayız.


Öğrencilerin ilgisizlik ve isteksizliğine, güdülenme (motivasyon) eksikliği diyoruz. Güdüleme, kişiyi istekli hâle getirmek eski deyişle şevklendirmek; güdülenme de bir işi zevkle istekle yapmak demektir. İçsel ve dışsal olmak üzere iki tür güdülenmeden bahsedebiliriz. Dışsal güdülenme, ödüller, hediyeler, notlar, diğerlerinden daha iyisini yapma isteği gibi dış etkenlerden kaynaklanır. İçsel güdülenme, kişinin içinden gelir. Okulda öğrenmeye istekli, evde ödevlerini zevkle yapan öğrenci yüksek derecede güdülenmiş demektir.


Kontrol edin, baskı kurmayın


Ebeveynler, okul başarısı için, öncelikle çocukları için sağlıklı bir ortam ve çevre sağlamalı ve en önemlisi iyi örnek olmalıdır.


Çocuğun sağlık durumu ile yakından ilgilenilmelidir. Çocuğun temizliğine ve kılık kıyafetine özen gösterilmelidir. Çocuğun düzenli beslenmesi ve uyumasına dikkat edilmelidir.


Çocuğun, erken yatıp erken kalkmasına özen göstermeli; sabah kahvaltısı yaptırmadan çocukları asla okula göndermemelidir.


Öğretmenlerle sıkı bir işbirliği kurulmalıdır. Okula gidersem para alırlar diye toplantılara gitmemezlik yapılmamalıdır.


Her istediği yapılan, her istediği alınan çocuk, doyumsuz ve hiçbir şeyden mutlu olmamaya başlar. Çocuğa yeteri kadar harçlık verilmelidir. Harçlığı, önce günlük, sonra haftalık olarak verilebilir.


Okul dışındaki arkadaşları kontrol edilmelidir. Sigara ve uyuşturucu kullanımından uzak kalması sağlanmalıdır.


Çocuklar kardeşleri veya başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Çocuk sık sık ve olur olmaz her yerde eleştirilmemelidir.


Televizyon seyretmede çocuğa seçici olma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Televizyona sınırlama getirilmelidir.


Çocuğun evde ders çalışması kontrol edilmelidir. Çocuklara nasıl ders çalışılacağı öğretilmelidir. Kendimiz televizyon seyrederken, çocuğa git öbür odada ders çalış dememizin hiçbir faydası yoktur.


Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

7 Ocak 2011 Cuma

Aylara Göre Bebek Gelişimi

Birinci Ay
Yeni doğanın hareket yetenekleri fazla etkileyici değildir. Çocuğun ilk kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun ardından el ve kollarını kullanabildiği, nihayet ayak ve bacaklarını kullanmaya başladığı görülmüştür.
Çenesini kaldırabilir
19-20 cm. Uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. – Kokuları ayırt edebilirler,
Bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.
Annelerin çocuğuna karşı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir dönemin varlığı ileri sürülmektedir ki bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir. Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.
Bu ayda konuşmaya yönelik bir faaliyet genellikle görülmez.
Bebeğin başı her zaman desteklenmelidir.
Elleri yumuktur veya hafifçe açıktır.
Hıçkırıklar sık görülür ama önemsizdir.
Hapşırıklardan korkmayın, bu burnu temizler.
Bu ay objelere bakmaya başlayabilir.
işitmeye başlamıştır ama sesin geldiği yeri anlayamaz.
Yüzüne 0.5 metreden yakın objeleri daha iyi görür.


Bu ayda bebek siyah beyaz geometrik objeleri çok iyi seçer.
Yatağının çevresindeki bu tür objelere dikkatini çeker.
Bebekler insan yüzünü diğer objelerden ayırırlar.
Bebeğiniz insan sesini diğer seslere tercih eder.
Bebeğinizi beslerken onunla konuşun.
Günlük banyoya ihtiyacı yoktur. Fazla yıkamak bebeğinizin cildini kurutur.
Doğumda Hepatit B aşısının ilk dozunun yapılmış olması gereklidir. Birinci ayın sonunda (ilk dozdan 1 ay sonra) Hepatit B aşısının 2.dozu uygulanmalıdır.


Kişilik gelişimi
Bebeğin diğer önemli özelliği tümüyle kendi gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön planda tutmak değildir. Bebek ilk ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma ve korunma ) ve sosyal bakım ( sevgi ve duygusal yakınlık ). Bu iki temel gereksinimin nasıl ve ne ölçüde yerine getirildiğini bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir, ona bağlılık duyar ve bağlanır. Bebeğin kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi bebeğin özbenliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa karşı tutarlı ve olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta zorluk çeker.


Fiziksel bakım eksiksiz de olsa temel güveni oluşturmada tek başına yeterli değil. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan, konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi ve duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin temel güven oluşturur. işte, anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta “temel güven duygusunun” özünü oluşturur.


İkinci Ay
Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi, babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bu ayda görülen reflekslerdir.
Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 2-5 ay içinde azalarak geçmektedir.
Bu ayda bebek göğsünü kaldırabilir
Başarısız uzanmalarda bulunur.
Ellerini açmaya başlar.
Anneyi babayı tanır.
Seslere tepki vermeye başlar.
Birinci ay tamamlandıktan sonra Hepatit B aşısının 2. dozu uygulanmalıdır.
Bebeğinizin ikinci ayı dolduğunda, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 1.dozunun yapılmış olması gereklidir.


Algısal gelişim
Doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar.
Bu duyarlılık ilk iki ay içersinde hızla gelişir.
Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür
iki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin algısına ulaşmış oldukları gösterilmiştir.


ilk hafta ve aylarda anne-baba ile bebek arasında karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.


Üçüncü Ay
Bebek bu aylarda kişileri ayırabilir.
Çevredeki ilginç değişiklikleri fark edebilirler.
Bebekler konuşma seslerini algılayabilir .
Konuşucuları çok erkenden ayırt edebilirler.
Anne babalarının yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.
Yüksek sesle güler.
Seslerin kaynağına bakar.
Ellerini birleştirir.
Bu aylarda evde sessiz zamanlar yaratın.
Bebeğinizle konuşurken aynı sesleri tekrar edin.
Bebeğiniz hasta olmasa bile normal kontrollerine götürün.
Genizden konuşanlar incelendiğinde, genellikle sütleri çok yavaş emdikleri, bu nedenlerle annelerin biberon deliğini fazla genişlettiği öğrenilmiştir, ancak bu konuşmaya yardımcı olacak olan normal emmeyi engellediği için önerilmemektedir. Biberon deliği gereğinden fazla küçük olanlarda ise ileri de peltek konuşma olabileceği için bu da önerilmemektedir. – Üçüncü ayın içinde bebeğinizin BCG (verem) aşısının uygulanması gerekmektedir.
Bebekler hem tatlı, ekşi ve biberli gibi tatlara duyarlıdırlar hem de aralarında ayırım yapabilirler.


Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra(genellikle 3. Ay), babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri ve daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri ve daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.


Dördüncü Ay
- Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilirler.
Renkleri farkedebilirler.
Bebekler hareketleri üzerinde daha istemli bir denetim sağlayabilir.
Yaptıkları davranışı yinelemekten hoşlanırlar.
Bu ayda destekle oturabilir.
Objeleri elden ele geçirebilir.
iki heceli sesleri çıkarabilir.
Yabancılardan korkmaya başlar.
Bebeğin ayakları düz olarak görülebilir veya başparmakları içe dönük görünebilir. Doktorunuz bu konuda en doğru bilgiyi verecektir ancak bu durum genellikle geçicidir.
Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. Bu ayda çocuk iletişimini mimiklerle, ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar.
Sesli uyarıcıları bol çevrede yetişen bebek, daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir.
Bebeğinizin dördüncü ayında, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 2.dozunun yapılmış olması gereklidir.


Beslenme
ilk dört ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu süreden önce yutma refleksi zayıftır vesüt çocuğu kaşıkla verilenleri yeterince yutamaz, ağzından geri çıkarmaya eğilimlidir. Bu dönemde böbrekler de immatürdür.protein ve elektrolitlerin yükünü atamaz. Sindirim sisteminde yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Mideden yeterli asit salgılanamaz. Nişasta ve yağların emilimi için gerekli enzimleri de yetersiz salgılanırlar. Bu nedenle bu dönem için en ideal gıda,içinde bu enzimleri içeren,protein ve elektrolit içeriği düşük olan anne sütüdür. Anne sütünün verilemediği nadir durumlarda içeriği anne sütüne yaklaştırılmış sütlerin verilmesi gerekir.


Beşinci Ay
Kucağa oturup nesneleri yakalar.
Bebek yüzler arasında ayırım yapar .
Desteksiz oturmaya başlayabilir.
Objeleri ağzına götürerek keşfetmeye başlar (ayağı dahil)
Yabancı olmayanları tanır.
Aşina olduğu kişi bebeği daha kolay sakinleştirir.
Önce çocuk dili anlamlı şekilde kullanamaz, ancak seslendirme (vocalisation) işlevi vardır kişilik gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal gelişimdir. Duygusal gelişim sağlıklı bir insan gelişimini inceleyebilme açısında önemli olduğu kadar, duygusal temelde sorunları olan çocukların bu sorunlarının anlaşılması ve tedavisi açısından da araştırılması gereken bir konudur. Duygusal gelişimin parçası olan korkuya şöyle bir bakalım. Bu dönemde ses korku yaratan uyarıcılar arasında birinci sırada gelir. 5.aysonrasında bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artmıştır. Diğer bir korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri korku tepkileridir.
Bu aydan sonra ek gıdalarabaşlanmıs olması gereklidir. Kaşıkla beslenmeye geç başlanan çocukların bazılarında çiğneme ve katı gıdayı yutabilmek için dilin dönme reflekslerinde gecikme olmaktadır. Bu nedenle büyümesi yeterli olsa bile 5. Ayda kaşıkla ek gıda verilmeye başlanması önerilmektedir.


Altıncı Ay
Mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar
Arama davranışı buaylarda görülür.
Neden ve sonuçları ayırma yeteneği görülmeye başlar.
Sabit duran nesneleri tüm duyularıyla inceler, dikkatlice bakıp seslerini dinler. Nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler.
Sadece zevk almak için birçok karmaşık ve ilginç yolu denerler ve böylece de oyun davranışlarına ilk kez girişirler. Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
Bebekler annelerinden ayrıldıklarını anlayabilir. Uykularından uyandıklarında korkup ağlayabilirler. Bu duruma alıştırmak için kendinizi saklayıp tekrar ortaya çıkartan “cee “oyunu oynayabilirsiniz. Bebeğiniz günde 11 saat uyur. Ama unutmayın bu süre yalnızca gece uyuyacak anlamında değildir.
Altıncı ay tamamlandıktan sonra Hepatit B aşısının 3. dozu uygulanmalıdır.
Bebeğinizin altıncı ayında, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 3.dozunun yapılmış olması gereklidir.


Hayatın dört-altı aylarında süt çocuğunda yutma refleksi gelişir.


Ancak henüz dişleri olmayan çocuk katı gıdaları çiğneyemez ve ağzından geri çıkarır. Sindirim sisteminin yağ ve karbonhidratları emme işlevi ve yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması da bu dönemde gelişir. Bu geçiş döneminde başlanan ek gıda lar yumuşak ve düşük allerjenik özellikte olmalıdır. Unlu, sütlü mamalar, yoğurt anne sütünün yanı sıra bu dönem için uygun besleyicidirler. Allerjen olmadığı için pirirç unu tercih edilmelidir. Dördüncü aydan sonra meyve ve sebze pürelerine de azar azar başlanabilir. Sebze püreleri patates,havuç, kabak ve pirinç ile hazırlanabilir. Mevsime göre elma, şeftali bu dönem için tercih edilen meyvelerdir. Vitaminlerin kaybolmaması için pürelerin yapımında cam rende kullanılması önerilmelidir. Gaz, karınağrısı ve allerji yapmadığından zengin c vitamin kaynakları olan portakal, mandalinaya da bu ayda başlanabilir.


Yedinci Ay
Bu aydan itibaren bebeğe bir ses verildiğinde o da bir sesle tepkide bulunur. Kendi çıkardığı sesleri dinlediği gibi başkalarının çıkardığı sesleri de dinlemeye başlar. Bu toplumsallaşmış seslendirmedir.
Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
Bebeğiniz sürünmeye başlamıştır.
Kendi kendine yiyecek alabilir.
Düşen objeler dikkatini çeker.
ilk dişi çıkar.


Yedinci aydan itibaren çocuğa uygun olarak hazırlanmış sofra yemekleri verilebilir. Bunlar etli dolmalar, etli sebze yemekleri, tarhana,şehriye ve benzeri çorbalar, azilmiş makarna(haşlama suyu dökülmeden)ve pilav olabilir. Baharatsız ızgara köfte ve tavuğun beyaz eti didiklenerek küçük parçalar halinde sebze pürelerine eklenebilir.


Sekizinci Ay
Sesli ifadeleri duygularını açığa vurur.
Daha önce yapmadıkları yetişkin davranışlarını taklit edebilirler.
Oyuncakları tanımaya başlar.
Kendi kendine oturma pozisyonuna geçebilir.
Yatarken okuduğunuz kitabı dinler
Bu ayda bebeğin enbüyük özelliği daha mükemmel şekilde neden ve sonuçların birbirinden ayrılmasıdır.


Bu aydan başlayarak, haşlanmış beyaz etli balıklar, haftada bir-iki defa bir-iki çorba kaşığı karaciğer ezmesi verilebilir. Beyin ezmesi vermenin herhangi bir faydası yoktur. Sekiz-dokuzuncu aylarda tam yumurta verilebilir. Yumurtanın kolesterol içeriği yüksek olduğundan haftada iki-üç defa verilmesi önerilmelidir.


Dokuzuncu Ay
Köfteyi ve diğer birçok yiyeceği ısırarak yiyebilir,
Aile sofrasına oturabilir
Evde hazırlanan erişkin besinlerin tamamı
Oyuncaklarını vurarak ses çıkarabilir.
Hayır kelimesini anlar.
Ortaklaşa oyun oynayabilir.
Etrafa tutunarak yürüyebilir.
Kendini çekerek ayağa kalkabilir.
işaret parmağı ve baş parmağı ile objeleri tutabilir.
Buayda çocuğunuza okuduğunuz kitabıdinler.
Bu ayda kızamık aşısı yapılmalıdır. Bu ay içinde kızamık aşısı yapılması gerekip gerekmediğini hekiminize danışınız.


Onuncu Ay
işittiği sesleri taklit eder gibi görünür, ancak başarılı olamaz.
Ellerinizi tutarak yürüyebilir.
Bir elini tutularak yürüyebilir
Kaşıkla bir şeyler yiyebilir.
Bu durumda evdeki emniyet kontrolünü bir kez daha yapın.
Balkonlara dikkat edin.
Mobilyaların sivri köşelerini plastik koruyucularla kaplayın.
Ocaktaki tavaların saplarını çocuğun ulaşamayacağı bir şekilde tutun.
Bebeğinizi mutfakta,balkonda, tuvalet ve banyoda yalnız bırakmayın.
Sıcak içecekleri çocuğun ulaşabileceği yerden uzak tutun.
Ne anlama geldiğini bilerek anne ve baba diyebilir.
Bebeğinizle şarkı söyleyebilirsiniz.


Onbirinci Ay
Bardaktan su içebilir.
Bir elinizi tuttarak yürüyebilir
Anne ve baba dışındabir kaç kelime daha söyleyebilir.
Bu ayda karşılıklı oyun oynayabilirsiniz. En favori oyunu karşılıklı top yuvarlamak olabilir.
Bebeğiniz artık kendi başına dolaşan bir bireydir ve evinizde tedbir almanın zamanı gelmiştir.
Emirleri anlar.
Bebeğiniz artık size cevap verebilir.
Sevdiği oyuncakları gösterebilir.
Bir ya da iki kelime söyleyebilir.
Yetişkinin çıkardığı sesleri papağan gibi yineler ancak, konuşmasında anlaşılır bir akıcılık yoktur.


Onikinci Ay
Tek başına ilk adımını atar.
Sizin haraketlerinizi taklit eder.
Yemeklerde artık masanıza oturmak ister.
ikiden fazla kelime söyleyebilir.
Bu ayda biberondan bardağa geçiş yapabilir.
Bir yaşın sonunda kendi ayağa kalkıp yürür.
Kimi çocuklar bir süre sonra da yürüyebilir
ilk yaş gününü kutlama hazırlıkları!!!!
Bebeğiniz 1 yaşını doldurduğunda, Hepatit A ve KKK (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak) aşısının ilk dozlarının uygulanması gerekmektedir.


Onbeşinci Ay
Bebeğinizin tek dozluk su çiçeği aşısının uygulanması gerekmektedir.


Onsekizici Ay
Bu ay içinde, 5li karma aşının tekrar dozunun ve Hepatit A aşısının 2. dozunun uygulanması gerekmektedir.


Sevgili anne babalar, unutmayın ki her bebeğin farklı ve kendine özgü bir fiziksel, algısal ve sosyal gelişim tablosu vardır. Bu sebeple eğer bebeğiniz yukarıda bahsedilen gelişim aşamalarından bir kısmına henüz ulaşmadıysa gereksiz endişe ve korkuya kapılmayın. Eğer bebeğinizin gelişiminde dikkat çekici ölçüde bir problem olduğunu düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza danışın. Bebeğinizin gelişim süreciyle ilgili en doğru bilgiyi doktorunuzdan alabilirsiniz.

Bebeklerde Yetersiz Beslenme

Her ağladığında mama veriyor musunuz? Bebeğinizin yavaş kilo almasının altındabir hastalık yatıyor olabilir. Doktora başvurun.


Yetersiz süt verilmesi
Bebeğinizin yeterli beslenmediği anlamına gelebilir. Fakat bebeğiniz 3 aylıktan büyükse belki de katı gıdalara geçmeye hazırdır. Doktora danışın, verdiğiniz süt miktarını artırabilir veya sütten kesmenizi önerebilir.


Yetersiz beslenme
Yavaş kilo almanın sebebi olabilir. Ne yapmalısınız
Bebeğiniz açlığını size ağlayarak anlatır. Katı bir beslenme yönetiminde ısrar etmek, bebeğinizin gerekli miktarda süt almasını önleyip, sizin de sütünüzde azalmaya yol açabilir. Bu yüzden bazen reddetse dahi bebeğinize her ağladığında mama verin.Bebeğiniz 3 haftada kilo almaya başlamazsa doktora başvurun.


Yavaş kilo almanın nedeni yeterli besin almamak olabilir.


Ne yapmalısınız
Ağlamak bebeğin size açlığını bildirmesinin voludur. Sıkı bir beslenme disiplininin uygulanması onun yeterli süt alamamasına neden olabilir. Bu nedenle bazı seferler almak istemese bile ağladığında ona mama verin, iki hafta içinde kilo almaya başlamazsa doktora başvurun.


Mamaların fazla sulandırılması bebeğin yeterli gıda almaması sonucunu doğurur.


Ne yapmalısınız
Mamayı üzerindeki tarife tam uyarak hazırlayın. Bebeğinizin susamış olduğunu düşünüyorsanız, kaynamış su verin. iki hafta içinde kilo almaya başlamamışsa doktora başvurun.


Ne yapmalısınız
Gerekli olduğunu düşündüğünüzde fazla süt verin, bebeğinize doyuncaya kadar mama verebilirsiniz. Üç aylıktan büyükse katı gıdalara geçmeye hazır olabilir, iki hatta içinde normal kilo almaya başlamazsa ya da sütten kesmeyi düşünüyorsanız doktora başvurun.

Okul döneminde uyku düzeni nasıl olmalı?


Uyumayan çocukların okuma, yazma ve matematik problemleri çözme becerisinin bozulduğunu ve sağlıklı uyuyanlara göre bu öğrencilerin daha düşük notlar aldığı ortaya çıktı.


Uyku, vücudumuzun değil beynimizin “dinlenmesi” için şarttır. Aslında beyin uyku sırasında dinlenmez, dışarıdan değil, vücuttan ve kendi içinden kaynaklanan verileri işleyerek uyanıkken olduğu kadar çok çalışır, bünyenin en verimli şekilde iş görmesine hazırlar.


Erişkinlerin tam dinlenebilmesi için gerekli olan uyku süresi genetik farklılıklar ve alışkanlıklara bağlı farklılıklar gösterebilirse de uzmanlar, ilkokul öncesi küçük çocukların 11–13 saat, ilk ve orta öğrenimdeki çocukların 10–11 saat uyumaları gerektiğini saptamışlar.


Sağlıklı Bir Uyku İçin Dikkat Edilmesi Gereken Genel Kurallar


• Çocuğunuzu, her sabah aynı saatte uyandırarak biyolojik saatini koşullandırın.


• Öğleden sonra, okul sonrası şekerleme yapmasını sağlayın ancak yarım saati aşmalarına engel olun.


• Öğleden sonraları sodalı içecekler kullanmalarını önleyin.


• Yatağa aç gitmelerine izin vermeyin ama akşam yemeklerini hafif yemelerine, çok su içmemelerine özen gösterin.


• Spor faaliyetlerini yatmadan en az 5 saat önce yapmış olmalarına dikkat edin.


• Yatak odalarının sessiz, loş, yaklaşık 23–24 ısıda derece olmasına özen gösterin.


• Yatmadan önce yoğun video oyunları, korku filmleri izlemelerini önleyin.


• Dertleri, sorunları, endişelerini konuşun ve sıkıntılarını yatağa taşımamalarına yardımcı olun.


• 20 dakikada uyuyamazlarsa başka bir odaya geçirin, uykusu gelince yatağına dönmesine yardımcı olun.


• Okul dışı aktiviteler zamanını alıyorsa azaltmayı düşünün, ders için gece geç saatlere kadar çalışmanın kalıcı yararı olmadığını unutmayın.


• Uyku sorunları bir iki haftayı geçemezse bunları gözlemleyin, not edin, doktorunuza veya bir uyku uzmanına danışın.


Ergenlik yaşındaki gençlerin çoğunun özel telefon konuşmalarını gecenin geç saatlerine kaydırdıklarına, saat 02-03’e kadar yoğun telefon trafiği yaşadıklarına sıklıkla rastlanıyor. Bu konuşmalar sadece uyku saatinden çalmamakta, içeriklerinin anlamı ve önemine bağlı olarak uyuduktan sonra da uykunun kalitesini etkileyebilmektedir.


Ebeveynlerin uyku saatleri konusunda tatlı-sert bir disiplin içinde olmaları, sınırları belirlemeleri ve ödünsüz uygulamaları gerekiyor. Ailedeki diğer erişkinlerin de bu konuda uyum içinde davranmaları şart. Unutmayın, küçük çocuklarınız sizin arkadaşlığınıza değil onlara güven ve huzur verici, dengeli bir disiplin uygulamanıza muhtaçlar.


Uyku Kliniği Uzmanı Dr. Sabri Derman

Bahçenizi süsleyecek kış çiçekleri


Eğer bahçeli bir eviniz varsa ve kışın çok ağır kış koşulları olmayan bir iklimde yaşıyorsanız, kışın da bahçenize birbirinden güzel çiçekler ekebilirsiniz…


İşte kışın ekebileceğiniz çiçekler:


Kışın bahçeler ayrı bir ilgi ister. Havalar soğuduğu zaman doğal olarak toprak da soğuyor. İşte bu yüzden kış aylarında soğuğa karşı hassas bitkilerin diplerini doldurmanız gerekir.


Kasım ayından sonra çıplak köklü bitkiler dikilebilir. Aynı zamanlarda kışlık ve mevsimlik fideler de dikilebilir. Kışın yağan kar ve yağmurun toprakta fazla kalmaması için drenaj kontrolünü mutlaka yapmalısınız.


Özellikle çok soğuk bir bölgede yaşıyorsanız, sulama sistemlerindeki suyu boşaltmalı ve dondan zarar görmemesi için vanalarınızı da korumalısınız. Çim alanlarının üstüne 1 santimlik torf serilmesi tavsiye edilir.


Menekşe ve kasımpatı


Sonbahar biterken Kasım ayında dikilmesi uygun olan çiçekler şunlardır: Menekşe, süs lahanası, çuha, siklamen ve kasımpatı. Bu çiçekler soğukta yaşayabilirler, o yüzden bahçe ortamında da ekstra bir bakım yapmak zorunda değilsiniz. Doğal yollarla gerektiği kadar sulanırlar ve bu yeterlidir. Evin içinde ise istediğiniz tüm bitkileri kışın kolaylıkla ekip yetiştirebilirsiniz. Kışın, evler bitkiler için adeta birer seradır…


Duyarlı olun


Küresel ısınma yüzünden su kaynaklarımız hızla tükeniyor. Bu sebepten bahçenizdeki bitkileri ihtiyaç duyduklarından daha fazla sulamamaya ekstra dikkat etmelisiniz. Fazla sulamak hem bitkilerinize zarar verecek hem de suyu müsrif kullanmanıza yol açacaktır.


Bu nedenle eğer imkânınız varsa, hortum tabancası ve sulama fıskiyeleri gibi farklı püskürtme seçeneklerini kullanın.


Sulama işlemi, bitkiler için çok önemlidir ve ayrı bir özen gösterilmesi gerekir. Çimlerinizi ve çiçeklerinizi mümkün olduğu kadar akşamüzeri ve güneş battıktan sonra yapın. Kızgın güneşin altında sulanan çimler hızla sararır. Bu saatler daha az buharlaşma olacağı için bitkileriniz bu sudan çok daha fazla faydalanırlar.


Kış çiçekleri:


Dağ menekşesi, çuha çiçeği, süs lahanası, kasımpatı, şebboy, açelya, Atatürk çiçeği, sıklamen, nergis, krizantem, kasımpatı, yılbaşı çiçeği, kardelen…

Evlilik Mutluluk Şalını Örebilmektir


Aile mutluluğunun en önemli unsurlarından biri, eşlerin birbirlerinin yanlış davranışlarını anlayışla karşılamalarıdır.


Genç adam koşarak geldi:


-  Özür dilerim hayatım, seni çok beklettim. Biliyorsun trafik çok, beni beklerken yoruldun mu?


-  Evet, bekledim, biraz da yoruldum; ama önemli değil canım. Ben artık senin huyunu öğrendim. Seni bu huyunla seviyorum. Bu yaştan sonra değişecek değilsin ya!


- Allah razı olsun ne kadar anlayışlısın.


Aile mutluluğunun en önemli unsurlarından biri, eşlerin birbirlerinin yanlış davranışlarını anlayışla karşılamalarıdır.


Bazıları eşlerinden sürekli hesap sorar.


“Neden geç geldin?


Nereye gittin?


Nereden geldin?


Sen söylesin, sen böylesin.


Şunu şöyle yap, bunu böyle yap…” gibi küçük şeylerle mut­luluklarını gölgelerler. Gülücüklerle geçecek anlarını sıkın­tıyla tüketirler. Kendilerini, eşlerini ve çocuklarını huzursuz ederler. Hâlbuki eşler, birbirini anlayışla karşılamak; küçük şeylerin hesabını sormamalıdır.


Eşin biraz geç gelmesi, sorumluluğunu yerine getirme­mesi ya da istenilen bir şeyi yapmaması karşısında mutsuz olup yıpranmamalıdır.


Küçücük bir sabır, birazcık anlayış ve hoşgörü kötülükle­ri görünmez eder. Mutsuzlukları mutluluğa dönüştürür. Sı­kıntıları feraha çevirir.


Evlilik, saadet sarayını inşa etmektir. Mutluluk şalını il­mek ilmek örmektir. Sabır aşını hafif ateşte pişirmek, sonra da sevgi ve hoşgörüyle yemektir. Mutluluk yolunun üzerin­deki eneleri, kaprisleri, kin, nefret ve olumsuz duyguları ayıklamaktır.


Genelde bizde “engelleri o ayıklasın düşüncesi” hâkim­dir. Hep rahatta öne geçip hizmette arkada kalıyoruz. Hâl­buki hizmette öne geçip rahatta arkada kalmak çok güzel bir  haslettir.


Cenab-ı Hak “bir yoldan bir diken dalını kaldırdığı için bir kişinin geçmiş ve gelecek günahlarını” bağışlamıştır.(Câmiü‘s-Sâğir. 5777.)


Bu hadisten yola çıkarak eşlerin evlilik yolunun üzerin­deki dikenleri kaldırmaları daha büyük günahların affına vesiledir.


Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktığında Cenab-ı Hak da onlara rahmet nazarıyla bakar.


(Câmiü‘s-Sâğir. 1977.)


Bir bakış, bir gülüş, küçük bir jest, anlayış ve hoşgörüyle eşinin gönlünü yapıp kalbini hoş tutarak Cenab-ı Hakk’ın rahmetine mazhar olabilir insan.


“Aile fertlerine yapmış olduğun her iyilik onlara bir sa­dakadır.(Câmiü‘s-Sâğir. 6339.)


Müslüman’a yakışan tavır, aile fertlerine iyilik yaparak sadaka sevabı kazanmaktır.


Üstelik iyilik yapılan kişi can düşmanı değil, can yoldaşı olursa bu sevap daha da artar.


Evlilik, mutluluk şalını örmektir.

Çocuklara, yalan söylemenin zararlarını hikâyelerle anlatın


Dikkatli bir anne-baba çocuğun hayal ürünü mü, yoksa gerçek şeyler mi söylediğini kolayca anlar. Bazı küçük yalanlar görmezden gelinip, yalanın yanlışlığının çocuğa gösterilmesi ve tekrarlamaması için dolaylı şekilde tedbir alınabilir. Çocuğa yalanın kötülüğünü, kendisine ve çevresine zararlarını hikâyelerle anlatmak etkili bir yoldur.


Çocuk ve ergen, aşırı baskı altında olup korktuğunda da, çok sevgi görüp ilgi çekmek istediğinde de yalan söyleyebilir. Bu sebeple çocuklara karşı sevgi, saygı ve disiplini dengede tutucu bir tutum içinde olunmalıdır. Yalana sık başvuran veya hayal ürünü sözler söyleyen çocukları etiketlememek için her hatası yüzüne vurulmamalı, yalandan uzaklaştırıcı genel tedbirler alınmalıdır.


Çocuğa yalanın kötülüğünü, yalana başvurmanın kişiye ve çevresine sağlayacağı zararları anlatan olayları, hikâyeleri anlatmak, çocukların özdenetim duygusu kazanarak yalandan uzaklaşmalarında etkili olur. Bu konuda büyük zatların hayatlarında ve çocuk edebiyatında güzel örnekler çoktur. Allah’a inanan bir insanın neden yalan söyleyemeyeceği de ikna edici bir şekilde anlatılmalıdır.


Bazı durumlarda çocuğun yalan söylediği çok açıktır. Çocuk kendisi de bilinçli bir şekilde yalan söylediğinin farkındadır. Anne-baba çocukla yeteri kadar ilgilenemez ve ihmalkâr davranırsa bu yalanlar fark edilmeden amacına ulaşarak zamanla huy halini alır. Dikkatli bir anne-baba ise bu tür yalanları kolaylıkla fark eder. Bu durumda paniğe kapılmadan sakin bir şekilde bilhassa 7 yaşından büyük çocuklar ve ergenlerle net bir şekilde konuşulmalı, kişiliği değil davranışın yanlışlığı hedef alınmalıdır.


Aşağılayıcı etiketleyici bir üslup kullanılmamalıdır. Büyüklerini kandıramadığını anlayan çocuk ve ergende benmerkezcilik azalır, başkasının gözüyle de kendisini görme, davranışlarını değerlendirme özelliği gelişir. Önemli olanın hatayı görmek ve ders alıp tekrarlamamak olduğu çocukların ve bütün insanların hata yapa yapa doğruyu öğrendikleri anlatılmalıdır.


Çocuklarla arkadaşça konuşulmalı, yalana yol açan durumu, sebepleri anlatması sağlanmalıdır. Bunların bir kısmı abartılı ya da çok gerçekçi olmasa da sabırla dinlenmelidir. Bu arada uygun sorularla yalanın yol açabileceği olumsuz sonuçları görmesi, yalanla kişinin nasıl kötü alışkanlıkları daha kolay kazanacağını kendisinin düşünüp ifade etmesi sağlanmalıdır.


Nasihatin az, dinlemenin çok olduğu bir ortam hazırlanmalıdır. Bu metot çocuk ve gençlerde hatanın tekrarlamaması açısından çok etkili sonuçlar vermektedir. Bütün tedbirlere rağmen yalana başvuran çocukta dürtü kontrol bozukluğu olabilir, bazı organik ve psikolojik nedenlerle çocuk yalan söylemekten kendisini alamaz. Bu durumda psikolojik desteğe başvurulmalıdır.


Ferika Teymur Artır