Çocuk Eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk Eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

Çocuk eğitiminde 8 altın kural


Görgü kuralları konusunda çocuğunuza sürekli başkalarını mı örnek gösteriyorsunuz? Sizin çocuğunuz da onlar gibi olabilir. İşte çocuğunuza görgü kurallarını aşılamanın yolları:


1- Öncelikle iyi örnek olun. Ev içinde ve dışında iletişim içinde olduğunuz insanlara karşı nazik davranmadıkça çocuğunuzdan da bunu bekleyemezsiniz.


2- Çocuklarınıza görgü kurallarını kapasitesi dahilinde öğretmeye çalışın.Örneğin 2 yaşındaki bir çocuktan lokmayı çiğnerken ağzını açık tutmamasını beklemek gerçekçi olmaz. Çocuk bunun nedenini anlamayacağı için uygulaması da mümkün olmayabilir. Fakat aynı şeyi 4-5 yaşındaki çocuğunuza öğretirseniz bunu idrak edip uygulayabilir.


3- ‘Lütfen’, ‘Teşekkür ederim’, ‘Özür dilerim’, ‘Rica ederim’ gibi nezaket kalıplarını çocuğunuzun yanında kullanın.Bu cümleleri mümkün olduğunca erken yaşta öğretin.


4- Özellikle çocuklarınızın yanında konuştuklarınıza dikkat edin.Çocuklar yetişkinlerin konuşma şeklini taklit eder.


5- Çocuğunuza büyüklere karşı resmiyet ve saygıyı öğretin. Kendinde yaşça büyük kimselere adlarıyla hitap etmeleri çevre tarafından çoğu zaman sevimli bulunsa da, çocuğunuzun bunu yapmasına izin vermeyin.


6- Özellikle başkalarının eşyalarını izinsiz almamak, toplum içinde yüksek sesle konuşmamak, ve konuşan birinin sözünü kesmemeyi uygulamalı olarak öğretin.


7- Çocuğunuzun olumsuz davranışını görmezden gelmeyin. Ona kuralları hatırlatın.


8- Güzel davranışlar sergilediğinde çocuğunuzu takdir etmeyi bilin.


Zaman

Oğlunuz Bebekle mi Oynuyor?


Bazen çocuklarımızın bazı davranışlarından kuşkulanıp onların homoseksüel olabileceği ihtimalinden korkar ve endişeye kapılırız. Çocuklarınızın cinsel gelişimleri ve homoseksüellik eğilimleri ile hakkında bilgilenmeye hazır mısınız?


Çocuklarımız hayatımızdaki en değerli varlıklarımızdır. Onlar için her şeyin en iyisini, en güzelini yapmaya çalışır, elimizden geldiğince örnek birey olmak isteriz. Onları toplum içinde nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitir hatta bazen aşırı müdahalelerimizle haddinden fazla sıkarız.


Bu eğitim sürecinde bazı davranışlar vardır ki, birçok aile bu davranışların, çocuklarının ilerideki hayatlarını ve cinsel tercihlerini etkileyeceğini düşündükleri için asla tolerans göstermezler. Ayrıca sosyal etkilerden dolayı da kendilerini etrafındaki insanların düşüncelerine karşı koruma altına almaya çalışırlar.


Kız ve erkek çocukların cinsiyetlerine göre farklı davranmasını isterler mesela. Kızlarının daha kibar, nazik, evcil olmasını teşvik ederler. Erkek çocuklarının ise daha aktif, keşfedici, atılgan ve girişken oyunlar oynamasından hoşlanırlar. Kızları çok saldırgan ya da erkek çocukları çok sessiz ve sakin ise onları değiştirmeye çalışırlar çoğu zaman. Erkeklere ve kızlara oyuncaklar alırken de bunları göz önünde bulundurulur.


Kızlardan oyuncak bebeklerle, çay-fincan setleri ile evcilik oynamaları beklenirken, erkeklerin de arabalar, toplar ve tabancalar ile oynamaları uygun görülür. Oğlunuzun oyuncak bebekle ya da kızınızın arabayla oynadığını fark ettiğinizde paniğe kapılır, çoğu zaman bu tarz davranışların çocuklarınızın gelecekte eşcinsel olmasına neden olabileceğini ya da bunun ilerisi için bir belirti olduğunu düşünürsünüz.


Öneriler


-Aileler çocukların bu tür davranışlarını değiştirmede çok sert olmamalıdır çünkü bu yöndeki davranışlar, dünyayı keşfetmekte olan çocukların cesaretini kırabilir ve korkak birer birey olmalarına yol açabilir.


-Meraklı olduğu için tepki ile karşılaşan bir çocuk, keşfetmemesi gerektiğini öğrenir. Kimi zaman tamamen içine kapanabilir ya da tam tersi olarak dikkat için ailelerin endişe duyduğu ve hoşuna gitmeyen bu davranışları devam ettirirler.


-Eğer çocukluk çağında karşı cinsteki çocuklardan hoşlanmazlarsa, oyunlarında karşı cins rolünü oynarlarsa endişelenmeyin, bu normal bir davranış olabilir, uygun sosyal davranışları ve rollerini öğrenmesinde yardımcı olabilir.


- Eğer çocuklar dünyalarını güvenli bir şekilde keşfetmeye cesaretlendirilirse kadın ve erkeğe özgü davranış biçimlerini gözlemlerler ve ailelerinin yardımıyla kendi sınırlarını çizerler.


Bu yüzden çocuğunuzu hem fiziki hem de sosyal yönden kendi dünyalarını keşfetmeleri için cesaretlendirmeyi deneyin.


- Eğer çocuğunuz cinsiyet içerikli davranışlarda bulunuyorsa endişelenmeyin, çocuklar yeni olan şeylere ilgi duyarlar ve yeni bir şey ve daha birçok şey onlara yeni gelebilir çünkü sizlerden çok daha az şeyi tecrübe etmişlerdir.


Araştırma Örneği


3 yaş çocukları üzerinde yapılan bir araştırmada kıyafet giyme oyunu oynarken bir erkek çocuğun kız kıyafetlerini giymek için direttiğini gözlemlemişlerdir. Daha sonraki araştırmalarda ise bu çocuğun kız kardeşinin çok iyi bir dansçı olduğu ve dans yarışmasını kazanarak ödül aldığı, bu durumun erkek çocuğu etkilediği ve bundan dolayı da onun gibi davranarak (Onun gibi giyinip dans ederek) aynı şekilde kabul görmeyi düşündüğü anlaşılmıştır.


Çocuklarımızda böyle durumlarla karşılaştığımızda bu gibi nedenleri de irdelemekte fayda vardır. Bu demek oluyor ki, eğer oğlunuz bebekle ya da kızınız arabalarla oynarsa cinsiyetle alakası olmayan başka bir etken bu davranışın nedeninde rol oynayabilir.


Psikolog Dr. Alan Martin

8 Ocak 2011 Cumartesi

Anne-babalar, çocuklarının başarısı için ne yapmalı?

 


Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Eskiye nazaran iş ve kariyer sahibi olmak zorlaşmış, çocukların da derslere olan ilgisi azalmıştır. Bu nedenle yeni nesil anne-babalara daha fazla görev düşüyor. Eğitimin sadece okulda olmadığını, evin de eğitimde önemli bir rolü olduğunu unutmamalıyız.


Okullar açıldığı zaman velileri tatlı bir telaşe sarar. Bu telaşenin altında hem çocuğun geleceğiyle ilgili planlar, ümitler hem sorumluluktan doğan korkular vardır. Günümüzde, ebeveynler ve öğretmenler, öğrencilerin niçin her geçen gün okula ve derslerine daha az ilgili göründüklerini anlamak için çaba sarf ediyor. Ancak, çocukların eğitimi konusunda bazı anne-babaların yaptığı tek şey ise karne zamanında görüşlerini ileri sürmektir. Oysa karne zamanı gelmeden de yapabileceklerimiz vardır.


Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne-babanın, onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Okullar eğitim kurumlarıdır, ancak okula başlamakla, anne-babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne-baba, imkânlar ölçüsünde çocuğu öğretim hayatında da takip etmelidir.


Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Çok değil, yaklaşık elli yıl öncesi, anne-babaların görevi, basitçe, çocuğu okul için hazırlamak, onu okula götürmek, devamlarını kontrol etmek ve ödevlerin düzenli olarak yapılmasını sağlamaktı. Öğretmenlerin görevi de öğrenciye bilgiyi sunmak ve alıştırmalarda onlara yardımcı olmaktı. Bunlar, artık yeterli görünmüyor.


Bunun iki sebebi olduğunu söyleyebiliriz: Biri, öğrencilerde derslere karşı ilgisizlik ve çalışma isteksizliği; diğeri hayatta başarılı iş ve kariyer sahibi olmanın güçleşmesidir. İşte bu nedenle, anne-babalar ve eğitimciler olarak, öğrencilerin akademik başarılarını sağlamak için yeni yöntemler geliştirmek zorundayız.


Öğrencilerin ilgisizlik ve isteksizliğine, güdülenme (motivasyon) eksikliği diyoruz. Güdüleme, kişiyi istekli hâle getirmek eski deyişle şevklendirmek; güdülenme de bir işi zevkle istekle yapmak demektir. İçsel ve dışsal olmak üzere iki tür güdülenmeden bahsedebiliriz. Dışsal güdülenme, ödüller, hediyeler, notlar, diğerlerinden daha iyisini yapma isteği gibi dış etkenlerden kaynaklanır. İçsel güdülenme, kişinin içinden gelir. Okulda öğrenmeye istekli, evde ödevlerini zevkle yapan öğrenci yüksek derecede güdülenmiş demektir.


Kontrol edin, baskı kurmayın


Ebeveynler, okul başarısı için, öncelikle çocukları için sağlıklı bir ortam ve çevre sağlamalı ve en önemlisi iyi örnek olmalıdır.


Çocuğun sağlık durumu ile yakından ilgilenilmelidir. Çocuğun temizliğine ve kılık kıyafetine özen gösterilmelidir. Çocuğun düzenli beslenmesi ve uyumasına dikkat edilmelidir.


Çocuğun, erken yatıp erken kalkmasına özen göstermeli; sabah kahvaltısı yaptırmadan çocukları asla okula göndermemelidir.


Öğretmenlerle sıkı bir işbirliği kurulmalıdır. Okula gidersem para alırlar diye toplantılara gitmemezlik yapılmamalıdır.


Her istediği yapılan, her istediği alınan çocuk, doyumsuz ve hiçbir şeyden mutlu olmamaya başlar. Çocuğa yeteri kadar harçlık verilmelidir. Harçlığı, önce günlük, sonra haftalık olarak verilebilir.


Okul dışındaki arkadaşları kontrol edilmelidir. Sigara ve uyuşturucu kullanımından uzak kalması sağlanmalıdır.


Çocuklar kardeşleri veya başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Çocuk sık sık ve olur olmaz her yerde eleştirilmemelidir.


Televizyon seyretmede çocuğa seçici olma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Televizyona sınırlama getirilmelidir.


Çocuğun evde ders çalışması kontrol edilmelidir. Çocuklara nasıl ders çalışılacağı öğretilmelidir. Kendimiz televizyon seyrederken, çocuğa git öbür odada ders çalış dememizin hiçbir faydası yoktur.


Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

7 Ocak 2011 Cuma

Okul döneminde uyku düzeni nasıl olmalı?


Uyumayan çocukların okuma, yazma ve matematik problemleri çözme becerisinin bozulduğunu ve sağlıklı uyuyanlara göre bu öğrencilerin daha düşük notlar aldığı ortaya çıktı.


Uyku, vücudumuzun değil beynimizin “dinlenmesi” için şarttır. Aslında beyin uyku sırasında dinlenmez, dışarıdan değil, vücuttan ve kendi içinden kaynaklanan verileri işleyerek uyanıkken olduğu kadar çok çalışır, bünyenin en verimli şekilde iş görmesine hazırlar.


Erişkinlerin tam dinlenebilmesi için gerekli olan uyku süresi genetik farklılıklar ve alışkanlıklara bağlı farklılıklar gösterebilirse de uzmanlar, ilkokul öncesi küçük çocukların 11–13 saat, ilk ve orta öğrenimdeki çocukların 10–11 saat uyumaları gerektiğini saptamışlar.


Sağlıklı Bir Uyku İçin Dikkat Edilmesi Gereken Genel Kurallar


• Çocuğunuzu, her sabah aynı saatte uyandırarak biyolojik saatini koşullandırın.


• Öğleden sonra, okul sonrası şekerleme yapmasını sağlayın ancak yarım saati aşmalarına engel olun.


• Öğleden sonraları sodalı içecekler kullanmalarını önleyin.


• Yatağa aç gitmelerine izin vermeyin ama akşam yemeklerini hafif yemelerine, çok su içmemelerine özen gösterin.


• Spor faaliyetlerini yatmadan en az 5 saat önce yapmış olmalarına dikkat edin.


• Yatak odalarının sessiz, loş, yaklaşık 23–24 ısıda derece olmasına özen gösterin.


• Yatmadan önce yoğun video oyunları, korku filmleri izlemelerini önleyin.


• Dertleri, sorunları, endişelerini konuşun ve sıkıntılarını yatağa taşımamalarına yardımcı olun.


• 20 dakikada uyuyamazlarsa başka bir odaya geçirin, uykusu gelince yatağına dönmesine yardımcı olun.


• Okul dışı aktiviteler zamanını alıyorsa azaltmayı düşünün, ders için gece geç saatlere kadar çalışmanın kalıcı yararı olmadığını unutmayın.


• Uyku sorunları bir iki haftayı geçemezse bunları gözlemleyin, not edin, doktorunuza veya bir uyku uzmanına danışın.


Ergenlik yaşındaki gençlerin çoğunun özel telefon konuşmalarını gecenin geç saatlerine kaydırdıklarına, saat 02-03’e kadar yoğun telefon trafiği yaşadıklarına sıklıkla rastlanıyor. Bu konuşmalar sadece uyku saatinden çalmamakta, içeriklerinin anlamı ve önemine bağlı olarak uyuduktan sonra da uykunun kalitesini etkileyebilmektedir.


Ebeveynlerin uyku saatleri konusunda tatlı-sert bir disiplin içinde olmaları, sınırları belirlemeleri ve ödünsüz uygulamaları gerekiyor. Ailedeki diğer erişkinlerin de bu konuda uyum içinde davranmaları şart. Unutmayın, küçük çocuklarınız sizin arkadaşlığınıza değil onlara güven ve huzur verici, dengeli bir disiplin uygulamanıza muhtaçlar.


Uyku Kliniği Uzmanı Dr. Sabri Derman

Çocuklara, yalan söylemenin zararlarını hikâyelerle anlatın


Dikkatli bir anne-baba çocuğun hayal ürünü mü, yoksa gerçek şeyler mi söylediğini kolayca anlar. Bazı küçük yalanlar görmezden gelinip, yalanın yanlışlığının çocuğa gösterilmesi ve tekrarlamaması için dolaylı şekilde tedbir alınabilir. Çocuğa yalanın kötülüğünü, kendisine ve çevresine zararlarını hikâyelerle anlatmak etkili bir yoldur.


Çocuk ve ergen, aşırı baskı altında olup korktuğunda da, çok sevgi görüp ilgi çekmek istediğinde de yalan söyleyebilir. Bu sebeple çocuklara karşı sevgi, saygı ve disiplini dengede tutucu bir tutum içinde olunmalıdır. Yalana sık başvuran veya hayal ürünü sözler söyleyen çocukları etiketlememek için her hatası yüzüne vurulmamalı, yalandan uzaklaştırıcı genel tedbirler alınmalıdır.


Çocuğa yalanın kötülüğünü, yalana başvurmanın kişiye ve çevresine sağlayacağı zararları anlatan olayları, hikâyeleri anlatmak, çocukların özdenetim duygusu kazanarak yalandan uzaklaşmalarında etkili olur. Bu konuda büyük zatların hayatlarında ve çocuk edebiyatında güzel örnekler çoktur. Allah’a inanan bir insanın neden yalan söyleyemeyeceği de ikna edici bir şekilde anlatılmalıdır.


Bazı durumlarda çocuğun yalan söylediği çok açıktır. Çocuk kendisi de bilinçli bir şekilde yalan söylediğinin farkındadır. Anne-baba çocukla yeteri kadar ilgilenemez ve ihmalkâr davranırsa bu yalanlar fark edilmeden amacına ulaşarak zamanla huy halini alır. Dikkatli bir anne-baba ise bu tür yalanları kolaylıkla fark eder. Bu durumda paniğe kapılmadan sakin bir şekilde bilhassa 7 yaşından büyük çocuklar ve ergenlerle net bir şekilde konuşulmalı, kişiliği değil davranışın yanlışlığı hedef alınmalıdır.


Aşağılayıcı etiketleyici bir üslup kullanılmamalıdır. Büyüklerini kandıramadığını anlayan çocuk ve ergende benmerkezcilik azalır, başkasının gözüyle de kendisini görme, davranışlarını değerlendirme özelliği gelişir. Önemli olanın hatayı görmek ve ders alıp tekrarlamamak olduğu çocukların ve bütün insanların hata yapa yapa doğruyu öğrendikleri anlatılmalıdır.


Çocuklarla arkadaşça konuşulmalı, yalana yol açan durumu, sebepleri anlatması sağlanmalıdır. Bunların bir kısmı abartılı ya da çok gerçekçi olmasa da sabırla dinlenmelidir. Bu arada uygun sorularla yalanın yol açabileceği olumsuz sonuçları görmesi, yalanla kişinin nasıl kötü alışkanlıkları daha kolay kazanacağını kendisinin düşünüp ifade etmesi sağlanmalıdır.


Nasihatin az, dinlemenin çok olduğu bir ortam hazırlanmalıdır. Bu metot çocuk ve gençlerde hatanın tekrarlamaması açısından çok etkili sonuçlar vermektedir. Bütün tedbirlere rağmen yalana başvuran çocukta dürtü kontrol bozukluğu olabilir, bazı organik ve psikolojik nedenlerle çocuk yalan söylemekten kendisini alamaz. Bu durumda psikolojik desteğe başvurulmalıdır.


Ferika Teymur Artır

6 Ocak 2011 Perşembe

Çocuklarımız Takıntılı Olmasın



Çocuğunuz ellerini çok sık ve neredeyse derisini soyacak kadar ovalayarak yıkıyorsa, ödevlerini yaparken aşırı zaman kaybediyor, defterleri silinmekten yıpranıyorsa, odasının temizliğinde aşırı titizleniyor, sürekli kötü bir şey olacağını düşünüyor ve aile üyelerinin sık sık sağlık durumlarıyla meşgul oluyorsa davranışlarını tanımlamak için vakit kaybetmeden doktora danışmanız gerekiyor demektir. Mantıklı olmayan, tekrar eden düşünce, davranış ya da alışkanlıklar olarak tanımlanan “takıntı”nın çocukları ilgilendiren boyutu hayli fazla. Öncelikle çocukça isteklerle takıntılar ebeveynlerce karıştırılarak teşhiste vakit kaybı yaşanıyor. Hiçbir şekilde fark edilemediğinde takıntılar erişkinlikte hayatın tamamını etkileyebiliyor. Tedavisi ise uzun sürmekle birlikte bazen aileyi de tedaviye katmak gerekiyor.

5 YAŞTAN İTİBAREN AZALMAYAN TAKINTILARA DİKKAT!

Çocuklardaki takıntı konusu iki farklı açıdan ele alınıyor. Genel gelişim süreci olan 2-5 yaş döneminde çocuklarda takıntıyı andıran, tekrara dayalı pek çok davranış ve alışkanlıklara rastlanabiliyor. Hep aynı bardaktan su içmek, yatarken aynı masalı dinlemek gibi davranışlar 2-5 yaş arası normal olmakla birlikte giderek azalması bekleniyor. Bu tür davranışların sıklığı ve şiddeti 5 yaştan itibaren azalmadığında, kaygı ve huzursuzluklar başladığında bu davranışlar rahatsızlığa işaret ediyor. Anne babanın takıntılı davranışları ayırt edebilmesi ve nasıl bir tutum geliştirilmesi gerektiği hakkında bilgi sahibi olması çocuğun erken teşhis ve tedavisi için önemli. Çünkü takıntılı davranışlar bugünden yarına kısa sürede tedavi edilecek bir rahatsızlık olmayıp uzun ve sabır isteyen bir süreç gösteriyor. Tedavi edilmediği takdirde erişkin dönemde bulguları artıyor, hayatın tamamını etkileyen bir rahatsızlığa dönüşebiliyor.

AİLELERİN GÖZÜNDEN KAÇABİLİYOR

Çocuklara ilişkin takıntılar, yani bilimsel adı ile obsesif kompulsif bozukluk, ailelerin gözünden kaçabiliyor. Aileler böyle bir rahatsızlığı çocuklarına konduramıyor ve çocukça inatçılık ya da tutturma şeklinde tanımlayabiliyor. İlerleyen yaşlara ise takıntının birdenbire başladığını düşünebiliyorlar. Oysaki bu rahatsızlık uzmanlara göre baştan beri hep var. Prof. Dr. Bengi Semerci’ye göre, çocukluk dönemindeki bazı özellikler hastalık belirtileriyle benzerlik gösteriyor. “Özellikle küçük çocukların gelişimi sırasında bazı şeyler törenseldir. Örneğin yatmadan önce yapılan birtakım davranışlar küçük yaşlarda normalken, ilerleyen yaşlarda obsesyon ve kompulsiyonlara dönüşebilir. Küçük çocuklar yatağa girmeden belli sıra izleyen bazı kurallara uyarlar. Giyinme, masal anlatımı, belli bir yerde yatma gibi. Bunlar olmayınca huysuzlaşabilirler. Ama sekiz-dokuz yaşından sonra bu düzen değişir. Ancak bu durum, hastalık belirtisi olduğunda devam eder ve herhangi biri olmadığında aşırı kaygı, olayı baştan yapma gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde küçük çocuklarda çizgilere basmadan yürüme bir oyundur. Erişkin dönemde ise bu bir kompulsiyon olabilir. Bu çocukluk ritüellerini kompulsiyonlardan ayıran en büyük özellik, ritüeller bir çeşit sosyalleşmeyi artırıcı, kaygıyı azaltıcı rol oynarken, kompulsiyonların kısıtlayıcı ve sıkıntı verici olmasıdır. Eğer ritüeller sıkıcı, kaygı verici ve yaşamı etkileyen hale geldiyse hastalık boyutuna ulaşmış demektir.”

EBEVEYNLER NE YAPMAMALI?

Ebeveynlerin takıntılı davranışlar karşısında gösterdikleri bir takım temel yanlışlıklar bulunuyor. Çocuğun davranışlarının takıntı olduğunu fark etmemek, fark edildiğinde yanlış tanımlamak, takıntılar karşısında sinirlenmek inatlaşmak, ceza vermek gibi yanlış tutumlar sergiliyorlar. Ebeveynler öncelikle takıntılı davranışın çocuğun beyinsel faaliyetlerinden kaynaklandığını kabullenmeli. Prof. Dr. Kemal Sayar takıntılı davranışa ailenin yol açıp açmadığı hususunu şöyle izah ediyor: “Geçmişte bazı kuramcılar, anne-babaların verdiği eğitimin, çok sıkı tuvalet eğitiminin, çocukların takıntılı yetişmesine yol açtığını ileri sürerlerdi. Bu görüş bu günlerde neredeyse terk edilmiştir. Çünkü takıntıya daha ziyade beynin bir takım bölgelerindeki kimyasal madde salınımı düzensizliklerinin neden olduğu düşünülmektedir.”

Tedavide ise çocukla beraber ailenin de katılımı önemli. Özellikle çocuk kompulsiyonlarına aileyi katmışsa ya da aile içindeki davranışlar hastalığı artırıyorsa, ailenin de tedavide etkin yer alması gerekiyor. Bunun dışında çocuğun bireysel tedavisinde obsesyonları için ilaç tedavisi uygulanıyor. Zira bu hastalığın oluş nedenlerinde biyolojik faktörler önemli yer tuttuğundan ilaç tedavisi önemsenmeli. Çocuğu destekleyici terapiler de tedavi için
öngörülüyor.

PROF. DR. KEMAL SAYAR: “TAKINTILARIN ÇOĞU ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE BAŞLAR.”

Çocuğunda takıntı-saplantı ve benzeri düşünce ve davranışlar olduğunu fark eden  anne-babalar her şeyden önce çocuklarını suçlayıcı tutumlardan uzak durmalıdırlar. Çocuk tekrarların verdiği sıkıntı ile uğraşırken buna bir de anne-babanın eleştiri ve suçlamaları eklenirse sıkıntı daha da artacak ve belirtiler artarak devam edecektir. Anlayışlı davranmak ve çocuğun sıkıntısını paylaşmak gerekir. Ceza ve yasaklamalarla takıntıları-saplantıları önlemeye çalışmak çocuğa verilebilecek en büyük zarardır. Uzun sürebilecek tedavi süresinde ailenin en önemli katkısı çocuğun tedaviye devamını sağlamak, destek olmak ve anlayışlı bir tutum sergilemektir.

Takıntılar genellikle erişkin yaşın hastalığı olarak bilindiğinden çocuklarda görülmediği gibi yanlış bir kanı vardır. Oysa erişkin dönemi takıntılarının çoğu çocukluk döneminde başlamaktadır. Ancak çocukluk döneminde ilgisizlik, üzerinde durulmama ya da çocuğun belirtileri gizleme eğilimi nedeniyle gözden kaçabilmektedir. Yapılan araştırmalarda yetişkin yaşta tanısı konmuş kişilerin önemli bir kısmında hastalığın yaklaşık 5-15 yaşları arası başladığı görülmüştür.

Çocuklarında takıntı belirtileri gören anne-babalar önce şaşırır, çocuklarının sorunlarına ve tekrarlayan hareketlerine bir anlam veremezler. Her şey yolunda gidiyorken çocuklarının anlamsız, mantıksız yersiz söz ve hareketleri aileyi çok endişelendirir. Bazı anne-babalar çocuklarının bunları kasten yaptığı kanısına varır. Çocuğun bu tekrarlayan davranışlarını engellemeye çalışır, hatta bazen çocuğu suçlamaya kalkarlar. Böyle bir tutumla karşılaşınca daha da sıkıntı yaşar. Çocuk kendi elinde olmayan ve çözemediği sorun sebebiyle suçlanmaktadır.

ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN TAKINTILAR

• Mikrop ve bakterilerden aşırı derecede korkma
• Sürekli temizlik yapma ihtiyacı
• Dışarıdan kendisine saldırı geleceği düşüncesi
• Aşırı düzenli
hareket etme isteği
• Dini konularla ilgili takıntılar
• İdrarı ve temizliği ile ilgili endişeler
• Şanslı ve şansız sayı ve nesneler
• Cinsel ve agresif düşünceler
• Ev işlerine dair endişeler (örneğin odasının ve evdeki tüm bölümlerin düzenli olmasına karşı aşırı istek)
• Aniden çıkardığı sesler ve yaptığı hareketler
• Aşırı sıklıkla görülen el yıkama, diş fırçalama,
duş alma
• Anlamsız ritüeller (örneğin dışarı çıkmadan önce üç kere kapıyı açıp kapama)
• Sayma ve dokunma ritüelleri
• Aşırı sıklıkla yapılan
oda temizliği
• Kendini koruduğuna inandığı için bazı davranışları yapmayı tekrarlaması

İŞARETLER NELER OLABİLİR?

• Sabun ve tuvalet kağıtlarının aşırı tüketimi
• Ödev yaparken aşırı zaman kaybetmesi
• Defterinde ve kitabında silmekten kaynaklanan yırtıklar veya delikler

Hanzade YÜCEL

semerkandaile