Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2011 Cumartesi

Sperm Kalitesini Artırmak


Araştırmalar, son yıllarda erkek kısırlığında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre sperm kalitesi ve miktarı bu sonuçta çok önemli rol oynuyor. Sperm kalitesinin iyi olması için nelerden uzak durmak gerekiyor?


Sperm kalitesini etkileyen çok sayıda faktör olduğunu belirten çalışmalarda öne çıkan etkenlerden biri de Bisphenol-A (BPA). Bilim insanları, alınacak basit önlemler sayesinde erkeklerin bu maddeden korunabileceğini belirtiyor.  


Araştırmalar, kısırlığa yol açtığı bilinen Bisphenol-A (BPA) bileşiminin çok farklı yollardan vücuda etki edebildiğini gösteriyor. Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, dünyanın 24 ülkesinde yayınlanan Doğurganlık ve Kısırlık Dergisi de , Bisphenol-A (BPA)’dan uzak durmak ve sperm kalitesini korumak isteyen erkeklere şu tavsiyelerde bulunuyor:


KONSERVE YİYECEKLER: Konservelerde saklanan yiyeceklerin ambalajında bulunan çeşitli kimyasalların kısırlık riskini artırdığı düşünülüyor.


ALIŞVERİŞ FİŞLERİ: Alışveriş fişlerinde bulunan mürekkep kısırlığa neden olan Bisphenol-A (BPA) maddesi içeriyor. Bu kimyasal, ciltten kana geçerek vücuda giriyor.


SEKS ALETLERİ: Yatak odasına heyecan getirmek için kullanılan seks aletleri sentetik plastik malzeme içerdiği için bol miktarda Bisphenol-A (BPA) içeriyor.


BANYO ÜRÜNLERİ: Kullanılan şampuanlar, sabunlar hatta perdeler bile sperm kalitesini düşürebiliyor. Kimyasal yöntemlerle hazırlanmış temizlik ürünleri sıcak suyla birleştiğinde zararlı hale gelebiliyor.


SEBZELER: Tarım ilaçlarından yeterince arındırılmamış sebzeler risk grubunda yer alıyor.

ISITILMIŞ ARAÇ KOLTUKLAR:
Isıtmalı araç koltukları testislere zarar vererek sperm kalitesini düşürüyor.


KÖTÜ KOŞULLARDA SAKLANMIŞ BALIKLAR: Balıkların bozulmasını engellemek için kullanılan soğutma teknolojisi bu işlemi gerçekleştirirken birtakım kimyasallardan faydalanıyor. Bu kimyasallar de sperm kalitesini düşüren faktörler arasında yer alıyor.


Mynet

10 Ocak 2011 Pazartesi

Özür Dilemek Evliliğimizin Neresinde?


İnsan hata yapmaya müsait bir yaradılışa sahiptir. Dolayısıyla bir insandan, daha dar ifadeyle eşinden, mükemmel olmasını beklemek akla muhal, gerçekle bağdaşmayan bir durumdur. Şu durumda özür dilemek ve yapılan özürleri kabul etmek hayatımızın bir parçasıdır. Önemli olan bunların ne zaman, nasıl, hangi yolla yapılması gerektiğini iyi bilmek; eldeki bu yardımcıyı faydalı yerde kullanıp, cimrilik etmemek ve kıymetli eşinin gönlünün onarılmasını geciktirmemektir. Eşler arası iletişimin güçlenmesinde, sorunların çözümünde en etkili sözlerden biridir zira özür dilemek. Yaptığı yanlışa pişman olmak evlilikte eşler için adeta hayat kurtaran can simitlerindendir. Uzman Psikolog ve Aile Terapisti Çiğdem Demirsoy’a göre “Evlilikte yanlış yapıldığında yanlış yapan eşin özür dilemesi çok manidar. Çünkü kendisinden özür dilenen eş, anlaşıldığını hisseder. Uzlaşıldığını algılar. Hata varsa ve bu eşi tarafından anlaşıldıysa kişi eşi tarafından kabul edildiğini ve ilişkide kendisinin de var olduğunu hisseder ve rahatlar.”


Özür dilemek neden zor gelir?


al böyleyken birçokları için özür dilemek neredeyse dünyanın en zor işidir. Kültürümüzde ve dini anlayışımızda hatalarımıza pişman olmak, Yaratıcı’ya borçlu olduğumuz pişmanlığımızı tövbe ile ortaya koymak günlük yaşantımızın içine sinmiş olmasına rağmen kuldan özür dilemek niçin zor gelir? Bunun çeşitli nedenleri vardır.


• Öncelikle kişi özür dileyince “büyüklüğünden” bir şeyler kaybedeceğini düşünür.
• Özür dilemesi bir anlamda tüm hatanın kendisinde olduğunu düşündürecek diye korkar.
• Muhatabının, özrünü kötüye kullanacağı endişesini taşır.
• Her zaman ilk özür dileyen kişi olduğunu düşünüyor ve içerliyordur.
• Kendini beğenme, kibir gibi kalp hastalıkları baskındır.
• Özrünün kabul edilmeyeceğini düşünüyordur.
• Özür dilemeyi önemsemeyen çevrede yetişmiştir ve kendisi de önemsemiyordur.


Bazı kişilerin özür dilemekte zorlanmasının önemli nedenlerinden birinin, kişinin kendi doğrularını tek doğru olarak görmesi ve benliğinde hataya yer vermemesi olduğunu belirten Psikolog Çiğdem Demirsoy “Böyle kişilerin farklı bakış açısına geçebilmesi ve olayları zihninde esnetebilmesi önemlidir” diyor ve kültürün yanı sıra kişiliğimizi oluşturan diğer unsurların da özür dileme eğilimimizi etkilediğini belirtiyor. Bununla birlikte ne olursa olsun, hangi yaşta bulunulursa bulunulsun kişilik şekillendirme ve kendimizi eğitme yeteneğimizi de hatırlatıyor ve kişisel çabaların yetersiz olduğu durumlarda terapilerle de kişinin kendi doğrusunun tek doğru olmadığını, karşısındakinin bakış açısını algılamayı, yeniliklere açık, esnek hale gelebilmeyi, herkes gibi kişinin kendisinin de hata yapabileceğini ve başkalarının duygularının kendi duygularından farklı olabileceğini anlamayı başarmanın mümkün olduğunu ilave ediyor.


Bazen sırf özür dilenmediği için tartışılır, küçük meseleler sorun haline getirilir. Kişi, eşinin yanlış davrandıktan sonra vurdumduymaz tavırlarına içerler ve kavga etme eğilimi gösterir. Her ne nedenle olursa olsun şeytanın kişiye zorlaştırdığı özür dileme erdemi aslında evliliğin insana verdiği manevi terbiye yolunda bir tuğladır. Evlilik öncesinde kendi kendine her şeyini serbestçe yapabilen, kimseye hesap vermek zorunda olmayan birey; yuva kurduktan sonra alttan almaya, gönül almaya, Allah için eşini hoş görmeye başlar ve manevi gelişimine hız kazandırır.


İncinmek İstemiyorsan İncitme


Gönül erleri, Allah’ın veli kulları insanlarla münasebetlerinde çok ince düşünür ve dikkatli davranırlardı. Kalp kırmaktan çok çekinirlerdi. Bir sözle de olsa kimseyi incitmek istemezlerdi. Çünkü kalbin Allah Teala’nın nazargahı olduğunun şuurunda bir hayat tarzı benimsemişlerdi. Yunus Emre bir kimsenin gönlünü kıranın iki dünyanın da kötü kişisi olduğunu şöyle dile getirir: “Gönül Çalab’ın tahtı,/ Çalab gönle baktı,/ İki cihan bedbahtı, / Kim gönül yıkar ise…”


Bu düşünce tarzını evliliğimizle alakalı değerlendirdiğimizde eşlerin daha da dikkatli olmaları gerektiği ortaya çıkmaktadır. Zira anne-baba ve çocuklar bir gönül gibidir. Birinin gönlünün kırılması aileyi olumsuz etkiler. İşte sosyal hayatta ve özellikle ailede özür dilemek hatanın telafi edilmesinin ilk adımıdır.


Eşler arası iletişimde, “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de öyle davran” düşüncesi insanın yaptıklarının farkına daha iyi varmasını sağlar. Bu prensip aslında şu gerçeği telkin etmektedir: İncinmek istemiyorsan ilk adım, incitmemektir. Özür dileyecek davranışlarda bulunmamaktır. Eşler bu düşünce tarzını evliliklerine hakim kıldıklarında hataların telafisi için ne gerekiyorsa yapmaya hazır hale gelirler. Çünkü kimse incinmek istemez.


Kimin özür dilemesi gerektiğine nasıl karar verilecek?


Özür dilemenin çok zor olmasının temelinde yatan ana neden, her iki tarafın da özrü eşinden bekliyor oluşudur. Çünkü anlaşmazlık devam ediyordur ve iki taraf da kendisinin haklı olduğu kısma odaklanmıştır. Bu durumda hayırda yarışma anlayışı ile tartışmayı kesen olmak ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) müjdesine nail olmak için ilk özür dileyen olmak manevi anlamda kişiye kendisini iyi hissettirir. Allah Rasulü (s.a.v), “Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim” (Ebu Davud) buyuruyor.


Fakat çiftlerden birinin yanlışı veya haksızlığı barizken öteki hala özür dilemekte ağırdan alıyorsa özür bekleyenin, eşine bu beklentisini kırıcı olmadan bildirmesi gerekir. Mesela “Geçen gün herkesin yanında bana söylediğin o sözleri hala unutamıyorum. O anda renk vermedim ama bu durum beni çok üzdü” denerek kırgınlık dile getirilebilir.


Kişi bazen de hiç kabahati yokken veya sırf eşi tarafından yanlış anlaşıldığı için zor duruma düşebilir. Bu şartlarda önemli olanın kişisel hak arayışı değil, evliliğin ahenk ve huzurunun devamı olduğunu unutmamak gerekir. Öyle bir sıkıntı yaşadınız ki, eşiniz sizden özür dilemeden rahat edemeyeceksiniz. Fakat o, kendisinin haklı olduğuna yüzde yüz emin. Hafif kırgınlık devam ediyor ama alttan alan olmuyor. Bu durumda küslüğü ilerletmek günlerce dargın uyumak, “Ben ona gösteririm” anlayışı taşımak eşlerin aralarının soğumasına sebebiyet verebilir. Önemli olan birlikte mutlu ve huzurlu yaşamanız. Bu dalın üzerinde birlikte yaşıyorsunuz. Onu üzdükçe veya ona çektirdikçe aslında kendiniz de düşüşe hazırlanmış oluyorsunuz.


Öyleyse istisnai şartlarda haklı da olsanız ilk adımı atan siz olabilirsiniz. Onu kızdıran ve özür dilemeye yanaştırmayan davranışınızın ne olduğunu öğrenmeye çalışıp empati kurun. Yine de ona hak veremiyorsanız o zaman en azından dargınlığı uzatmayıp hiçbir şey olmamış gibi davranın. İletişimin bazı köşeleri yorumsuz çıkmaz sokaklar gibidir. Zorladıkça kendinizi sıkışmış hissedersiniz. En iyisi bu noktayı hisseder hissetmez geri dönebilmeyi bilmek ve meseleyi her iki tarafın da aklıselim bir vaziyette değerlendirebileceği bir zamana ertelemektir.


Özür için hazırsınız ama nasıl dileyeceksiniz?


Özür dilediği halde eşinden olumlu cevap alamadığını düşünen kimseler kendilerini iyi gözlemlemeli. “Bunu kastetmediğimi sen de biliyorsun” gibi bir cümle özür niyetiyle söylense de yeteri kadar pişmanlık içermez. Bunun yerine “Seni incittiğim için özür dilerim canım, niyetim bu değildi” ifadesi daha samimi bir özürdür. Özür dilerken yanlış olan davranışınızın ne olduğunu açık ve somut olarak dile getirmeniz de oldukça önemlidir. “Tamam, tamam özür…”, “Aslında ben çok iyi biriyim” gibi genel konuşmalar veya alaycı yaklaşımlar evlilikte özür dileme nezaketini, nezaketsizce bir kenara bırakma anlamına gelebilir.


Sözle özür dilemek zor geldiğinde veya çok sık kullanılmış olduğundan limitini aştığında özür dileme üslubunuzu değiştirebilirsiniz. Örneğin eşiniz size kendisine destek olmadığınız için kırıldıysa işlerinde yardımınızı artırabilirsiniz. Ailesinin yanında onu mahcup ettiyseniz bir dahaki sefere tam tersine özellikle ailesinin yanında daha güzel davranabilir, gönlünü alabilirsiniz.


Özrü nasıl kabul etmeli, kabul edilmeyen özürler için ne yapmalı?
Tüm samimiyetiyle yanlışını itiraf eden ve affedilmeyi hak eden bir özürle huzura gelen kişiye “Demek haksızlığını sonunda kabul ettin. Zaten ben demiştim, tüm olanlar senin suçundu” gibi sözlerle cevap vermek “Bir daha benden özür dileme” demek olur. Özür dilemenin bir adabı olduğu gibi özrü kabul etmenin de bir usulü, yolu yordamı vardır. Özür nazikçe ve güzel düşüncelerle kabul edilir. Zihinde soru işaretleri kalmışsa da özrü kabul ettikten sonra hoş bir yaklaşımla dile getirilir. Unutmayın ki bir gün siz de özür dilemek durumunda kalabilirisiniz. Önemli olan hata yapmamak değil aynı hataları defalarca yapmamaktır.


Her olayda mı özür dilemeli; özrün zamanı var mıdır?


Çiftlerin birbirlerini tanıması eşler arası iletişimin sağlıklı olmasının ilk basamağıdır. Kendinizi ve eşinizi iyi tanıdıktan sonra onu hangi konularda niçin incittiğinizi keşfetmişsinizdir. Bununla birlikte kendinizi onu tekrar tekrar kırmaktan alamadığınızı düşünürsünüz. İşte eşinizin gönlünü az da olsa kırdığınızı anlar anlamaz özür dileme vakti gelmiş demektir. Ayrıca tartışma uzadığında ve eşinizin ihtiyaç duyduğu şeyin, pişmanlığınızı dile getirmeniz olduğunu anladığınızda teslim bayrağını çekme zamanıdır. Çok sık hata yapıyorsanız veya eşiniz çıtkırıldım yapıya sahip hassas biriyse “Özür dilerim” cümlesini sürekli kullanarak değerini yitirmesine neden olmaktansa gönül alıcı davranışlarla da pişmanlığınızı yansıtabilirsiniz. Ona çeşitli ikramlarda bulunabilir, espriler yapabilirsiniz. Ne de olsa doğru kullanıldığında mizah en ağır sorunların keskinliğini dahi uçurabilecek kıvraklığa sahiptir. Problem körüklenmişse ve ikizin de aklı bir süreliğine öfkeye teslim olmuşsa biraz durulup öylece özür dileyebilirsiniz.


İlahiyatçı Yazar Eyyüp Beyhan:
Sen bana kırgın Olursan ben ne yaparım?


Hz. Fatıma (r.a) yaptığı bir şakadan dolayı Hz. Ali’yi (k.v) üzer. Hz. Fatıma, “Ya Ali ben sana latife yapmıştım, anlamadın mı?” der. Hz. Ali (k.v), “Yok, sana kırıldım. Senden böyle sözler duymayı ummazdım” diye cevap verir. Fatıma annemiz kendini affettirmek ve ondan helallik almak için etrafında pervane olur. “Sen bana kırgın olursan ben ateş ehlinden olurum ya Ali, ne olur bana hakkını helal et. Özrümü bağışla” der. Hz. Ali (k.v) biricik eşinin bu hali karşısında, “Bin defa helal olsun” der ve eşini affeder. Hz. Fatıma (r.a) validemizin kalbi tam olarak rahat etmez. İki Cihan Güneşi’ne giderek eşini üzdüğünü ve ondan helallik aldığını dile getirir. Saadetli babasına, “Allah katında onun hakkını ödeyebildim mi, Allah’ı razı edebildim mi, bende başka hakkı kalmış mıdır?” diye sorar. Efendimiz (s.a.v), “Hakkın helal olmuş kızım” deyince rahatlar. Bir hata ve hak ihlali yapıldığında Hz. Fatıma’nın inceliğini ve Hz. Ali’nin yaklaşımını sergilemek mutlu ve huzurlu bir ailenin garantisi olur.


Her özür kabul edilmeli mi?


Hayat içerisinde birbirimizi idare etmemiz gereken birçok zaaflarımız, uyuşmayan yönlerimiz, kırıcı davranışlarımız olabilir. Dolayısıyla evlilik ve özür dileme-affetme döngüsü iç içedir. Hatta böyle küçük tartışmalara evliliğin tuzu biberi denmesinin nedeni affetme sonrasında eşlerin birbirlerine daha bir heyecanla sevgi duymasıdır. Bununla birlikte evlilikte -Allah korusun- bazı büyük yanlışların affedilmesi oldukça güçtür hatta mümkün olmayabilir. Eşinin ailesine ağır hakaretler, şiddet, içki, kumar, zina, eşi sürekli aşağılayıcı konuşmak ve başkalarının yanında onu küçük düşürmek, onu sürekli yabancılarla kıyaslayıp beğenmediğini dile getirmek, haram kazanç getirmek, yolsuzluk yapmak… türü yanlışlar evlilikte küçük özürlerle geçiştirilemeyecek türdendir.


Neslihan BEYHAN

8 Ocak 2011 Cumartesi

10 maddede ideal eş nasıl olunur?

İdeal eş arayanlar kendilerinin ne kadar ideal olduğuna baksın. İşte birkaç ölçü; eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir. Eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.


Her genç erkek ve kız, evlenmeden önce ideal biriyle evlenmeyi hayal eder. İdealler, hayaller, beklentiler ve kesinlikle vazgeçilmez olan tutumlar karşısında evliliğin kapısını açmak da zor olur. Hele yaş 30′u geçmişse ve beklentilerden hiç taviz verilmiyorsa, hayata sabit bir açıdan bakılıyorsa ideal eşi bulmak da zor olur. Gençler ideal eşi bulur mu, bulmaz mı bilemeyiz. Ama ideal eşin nasıl olması gerektiği 21 maddede şöyle özetlenebilir;


1. Her şeyden evvel ideal eş, iyi bir dost ve arkadaştır. Saatlerce eşiyle sohbet edip hoş vakit geçirir. Eşinin merak duyduğu konulara ilgi duyar. Eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir.


Şımarık çocuk gibi her şeyden küsüp surat asmaz. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir.


2. Hassas, nazik, kibar ve ferasetlidir. Eşinin rahatsız olduğu konuyu mayınlı alan ilan ederek oradan uzaklaşır.


Bedbin değildir. Olayları pozitif gözle değerlendirir. Güler yüzü ve sözüyle eşine yaşama sevinci ve gücü verir.


3. Sevgisini, ilgisini ve birkaç kelimelik güzel sözünü milyon dolarlara satmaz. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir.


4. Eşini olduğu gibi kabul edip değiştirmeye çalışmaz. Onu başkalarıyla kıyaslamaz. Özgüvenini sarsıcı sözlerden, akrepten kaçar gibi kaçar.


Eşinin hatalarına gece gibi olup başkalarına ifşa etmez. Kavga silahı kuşanmak yerine sabır zırhına bürünür.


5. Her işine, söz ve davranışına karışmak ve şahsiyetini tenkitle yıkmak yerine onore eder. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir.


Yapacağı işlerde eşinin fikrini alır. “Böyle bir şey düşünüyorum, sen ne dersin?” diye sorar.


6. Yumuşak, iyi huylu, hoşgörülü, anlayışlı ve iyimserdir. Eşinin kendini mutlu etmesini beklemeden mutlu olur. Bütün hayatını beklentiyle bitirmez. Eşini mutluluk ağacı olarak görerek sürekli mutluluk meyveleri saçmasını beklemez.


Eşinin mizacına göre davranır. O ağlarken gülmez. Gülerken ağlamaz.


7. Eşinin akrabalarına karşı saygılı ve hürmetlidir.


Eşinin yaptığı iyiliklere burun bükmek yerine teşekkür eder. Münekkit değil, müteşekkirdir.


Zenginliğini, güzelliğini, zekasını, asaletini vb. şeylerini gurur vesilesi ederek eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.


8. Geçimlidir. Her şeyden çabuk bıkıp usanmaz. Kavgacı, sinirli ve öfkeli değildir. Mutluluğunu kadife gibi okşar, elmas kolye gibi saklar, hassas bir bebek gibi üzerine titrer. Eften püften şeylerle onu incitmez.


Evliliğin fedakârlık gerektirdiğini düşünüp bazı şeylerden feragat eder. Eşini mutlu etmek kendisine mutluluk verir. Evini mutluluk yuvasına çevirmenin yollarını arar. Batağa dönmesine izin vermez.


Yerinde konuşup, yerinde susmasını bilir. Eşinin ilgisini çekmek için çenesini değil aklını kullanır.


9. Eşinin zevkine saygılı olur. Kendi sevmediği şeye “Allah aşkına ne kadar zevksiz birisin, şunun neyinden hoşlanıyorsun?” demek yerine “zevkler ve renkler tartışılmaz” sloganını kullanır.


Eşine karşı her zaman dürüsttür. Yalan söylemez, eşinin güvenini sarsmaz. Verdiği sözü mutlaka tutar. Boş sözler ve vaatlerle eşini aldatmaz.


10. Eşinin her dakika harikalar icat edeceğini düşünmeyip, onun da bir insan olarak kusur ve hatalarının olabileceğini kabul eder.


Eşinin ebedi hayat arkadaşı olduğunu düşünerek ebedi arkadaşını kaybetmemek için gayret sarf eder


Gülay Atasoy

7 Ocak 2011 Cuma

Evlilik Mutluluk Şalını Örebilmektir


Aile mutluluğunun en önemli unsurlarından biri, eşlerin birbirlerinin yanlış davranışlarını anlayışla karşılamalarıdır.


Genç adam koşarak geldi:


-  Özür dilerim hayatım, seni çok beklettim. Biliyorsun trafik çok, beni beklerken yoruldun mu?


-  Evet, bekledim, biraz da yoruldum; ama önemli değil canım. Ben artık senin huyunu öğrendim. Seni bu huyunla seviyorum. Bu yaştan sonra değişecek değilsin ya!


- Allah razı olsun ne kadar anlayışlısın.


Aile mutluluğunun en önemli unsurlarından biri, eşlerin birbirlerinin yanlış davranışlarını anlayışla karşılamalarıdır.


Bazıları eşlerinden sürekli hesap sorar.


“Neden geç geldin?


Nereye gittin?


Nereden geldin?


Sen söylesin, sen böylesin.


Şunu şöyle yap, bunu böyle yap…” gibi küçük şeylerle mut­luluklarını gölgelerler. Gülücüklerle geçecek anlarını sıkın­tıyla tüketirler. Kendilerini, eşlerini ve çocuklarını huzursuz ederler. Hâlbuki eşler, birbirini anlayışla karşılamak; küçük şeylerin hesabını sormamalıdır.


Eşin biraz geç gelmesi, sorumluluğunu yerine getirme­mesi ya da istenilen bir şeyi yapmaması karşısında mutsuz olup yıpranmamalıdır.


Küçücük bir sabır, birazcık anlayış ve hoşgörü kötülükle­ri görünmez eder. Mutsuzlukları mutluluğa dönüştürür. Sı­kıntıları feraha çevirir.


Evlilik, saadet sarayını inşa etmektir. Mutluluk şalını il­mek ilmek örmektir. Sabır aşını hafif ateşte pişirmek, sonra da sevgi ve hoşgörüyle yemektir. Mutluluk yolunun üzerin­deki eneleri, kaprisleri, kin, nefret ve olumsuz duyguları ayıklamaktır.


Genelde bizde “engelleri o ayıklasın düşüncesi” hâkim­dir. Hep rahatta öne geçip hizmette arkada kalıyoruz. Hâl­buki hizmette öne geçip rahatta arkada kalmak çok güzel bir  haslettir.


Cenab-ı Hak “bir yoldan bir diken dalını kaldırdığı için bir kişinin geçmiş ve gelecek günahlarını” bağışlamıştır.(Câmiü‘s-Sâğir. 5777.)


Bu hadisten yola çıkarak eşlerin evlilik yolunun üzerin­deki dikenleri kaldırmaları daha büyük günahların affına vesiledir.


Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktığında Cenab-ı Hak da onlara rahmet nazarıyla bakar.


(Câmiü‘s-Sâğir. 1977.)


Bir bakış, bir gülüş, küçük bir jest, anlayış ve hoşgörüyle eşinin gönlünü yapıp kalbini hoş tutarak Cenab-ı Hakk’ın rahmetine mazhar olabilir insan.


“Aile fertlerine yapmış olduğun her iyilik onlara bir sa­dakadır.(Câmiü‘s-Sâğir. 6339.)


Müslüman’a yakışan tavır, aile fertlerine iyilik yaparak sadaka sevabı kazanmaktır.


Üstelik iyilik yapılan kişi can düşmanı değil, can yoldaşı olursa bu sevap daha da artar.


Evlilik, mutluluk şalını örmektir.