Bilgisayar Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgisayar Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2011 Pazar

Yayıncılık sektörü e-kitapta iyi bir sınav veremedi

Mehmet_Inhanİdefix.com Genel Müdürü Mehmet İnhan’a göre, gelişen teknolojilerle birlikte yeni bir okuyucu kitlesi oluşuyor. Türkiye yayıncılık sektörü ise değişen okuyucu ve müşteri profilini henüz yeterince fark edip aksiyon alabilmiş durumda değil.
Idefix.com 2010 yılı başında şimdiye kadar sürdürdüğü stratejisini değiştirmişti. İki boyutlu bir değişim yaşayan idefix, geçen yıl içinde hem e-kitap satışını başlattı hem de Prefix ile kitapçılara yönelik yeni bir dağıtım ve iş modeli oluşturdu. İdefix.com Genel Müdürü Mehmet İnhan ile hem idefix’in 2011 hedeflerini hem de e-kitabın geleceği üzerine konuştuk.
Türkiye’de e-kitabın yolculuğunun ağır aksak sürdüğünü düşünen İnhan’a göre, yayıncılık sektörü e-kitapta iyi bir sınav veremedi. Belirli yayıncıların gelişimi ve değişimi görüp bu yönde adımlar attıklarını anlatan İnhan, şöyle konuştu: “Ama sektörün büyük bölümü bu konuda yetersiz kaldı. Tüm işbirliği çabalarımıza rağmen çok fazla geri dönüş alamadık. Şu an sitemizde bulunan bin kitabın büyük bölümünü biz çevirdik. Yani yayıncıların yapması gerekeni biz yaptık. Oysa ki yayıncılık sektöründe dünyayla paralel olarak yeni bir müşteri ve okuyucu profili oluşuyor, Türkiye yayıncılık sektörü ise bu dönüşümü göremezse, küresel bir değişimin gerisinde kalacak.”


Yeni bir okuyucu kitlesi
İnhan’ın bu değişime verdiği bir örnek iPad. İdefix, 2010 sonunda Kitaplık uygulaması ile iPad kullanıcılarına da e-kitap deneyimi sunmaya başlamıştı. Kitaplık şu ana kadar 7 bin kullanıcı tarafından indirildi. İnhan, “Türkiye’de şu anda yaklaşık 10 bin iPad kullanıcısı olduğu biliniyor. Kitaplık ile iPad kullanıcılarının büyük bir kısmına ulaşarak e-kitap okuma oranını Türkiye’de hızla artırmayı hedefliyoruz. Androidli cihazlarda çalışan bir kitaplık sürümünü de çıkartacağız. iPad ve iPhone uygulamalarının ikinci sürümünü sunacağız. Mart sonunda da iPad’in yeni sürümü gelecek. e-kitap uygulamasını yükleyenlerin yüzde 70’inin idefix’e daha önce üye olmamış kişiler olmasına dikkat çekiyorum. Bu bize iPad tarafından gelen yeni bir okuyucu kitlesi olduğunu gösteriyor” dedi. İnhan, Türkiye’de e-kitabın gelişiminin önünde yüzde 18’lik KDV oranını bir engel olarak gördüğünü ifade ediyor. e-kitapların ürün yerine hizmet olarak değerlendirildiğini, e-kitabı lüks bir hizmet gibi görenlerin, e-kitapların basılı kitaplar gibi yüzde 8 KDV oranıyla değil yüzde 18 KDV oranıyla satılması gerektiğini belirttiklerini kaydeden İnhan, e-kitap okuma cihazı ile e-kitap biçimindeki eserin karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekti. İnhan, “Elektronik formattaki e-kitap bir hizmet değildir. Bir kültür ürünüdür” şeklinde konuştu.


“Prefix’e ilgi e-kitaptan fazla oldu”


İdefix.com, Prefix.com.tr ile yayıncı ve kitabevlerine yönelik olarak Türkiye çapında kitap dağıtım işine girmiş, kitapçıların siparişlerini doğrudan internet üzerinden vermelerini sağlayan B2B e-ticaret sitesiyle Anadolu’daki kitapçıların kitaba erişim sorununa çözüm sunmayı amaçlamıştı. İnhan, Prefix ile ilgili şu bilgileri verdi: “Dağıtımdaki lojistik sorunlara çözüm getirmesinin yanı sıra sunduğu özel finans sistemi ile de kitabevlerinin finans yönetimi süreçlerini verimli hale getiriyor ve karlılıklarını artırmalarına yardımcı oluyor. Prefix’e ilgi e-kitaptan fazla oldu. 400’den fazla yayıncı ile dağıtım sözleşmesi imzaladık. 200’den fazla kitapçı ise başvurmuş durumda. Üyemiz oldular ama banka limit tahsisi işlemleri devam ediyor. Bu yıl Prefix ile kitapçılara daha geniş bir şekilde ulaşmak istiyoruz.”

11 Ocak 2011 Salı

Çekirdek Sayısı Ne Kadar Artabilir?


Kaç Çekirdek?

İlk iki çekirdekli işlemci modellerinin piyasaya çıkmasından bugüne kadar, bir işlemcinin diğerinden hızlı olup olmadığını anlayabilmek için ilk bakılan özellik çekirdek sayısı oluyordu.


Dört çekirdekli işlemci modelleri ile iki çekirdekliler arasında kayda değer bir performans farkı bulunuyor. (Bir İşlemcinin Doğuşu)


Bu sene içerisinde Intel'in piyasaya çıkardığı Core i7 980X ve Core i7 970 ile AMD'nin Phenom II X6 adlı modelleri masaüstü bilgisayarları altı çekirdekle tanıştırdı.



Hep Artacak mı?


İki çekirdekten dörde, dörtten de altıya geçiş, insanların bu sürecin bu şekilde ilerleyeceğini düşünmesine yol açıyor.


Ancak yapılan bazı araştırmalar, mevcut işlemci mimarileri ile çekirdek sayısının artışında da bir doğal sınıra yaklaşıldığını haber veriyor


Çok Çekirdek, Yüksek Performans


M.I.T. bünyesinde çalışan bir grup araştırmacının yayınladığı bir makale, çok sayıda çekirdeğin genel performansı nasıl etkilediği ve daha çok çekirdeğin her zaman daha yüksek performans anlamına mı geleceğini irdeliyor.


"An Analysis of Linux Stability to Many Cores" adlı makale çok çekirdekli işlemciler ile Linux ilişkisini konu alsa da genel olarak tüm yazılım ve donanım dünyasını aydınlatacak bilgiler sunuyor.


Yapılan araştırmada, çok çekirdekli işlemciler ile yaşanan sorunların on iki ve üzeri çekirdeğe sahip modellerde baş göstermeye başladığı belirtiliyor.



Artış Yavaşlıyor


Sekiz ve altı çekirdekli işlemcilerin toplamda 48 çekirdekli gibi çalıştığı bir sistem oluşturan araştırmacılar, bu sistemle çeşitli testler yapmışlar.


Testlerin sonucunda, dört ve altı çekirdekli işlemcilerin gösterdiği performansla karşılaştırıldığında, 48 çekirdekli gibi çalışan sistemin performansının beklentilerin epey altında kaldığı görülmüş


Çok Çekirdekli İşlemci Nasıl Çalışır?


Çok çekirdekli bir sistemde, çekirdekler genelde aynı veri grubu ile ilgili işlemler yaparlar. Veriler her hangi bir çekirdek tarafından istendiği sürece, o verinin bellekten silinmemesi gerekir.


Bu yüzden, bir çekirdek veri üzerinde çalışmaya başladığı zaman merkeze bir sayaç sinyali gönderir. Çekirdeğin veri ile işi bittiği zaman ise sinyal kapanır.



Dört çekirdekli bir işlemcinin blok diyagramı genelde bu şekildedir


Tek Tek Kontrol


Sayaç sinyali daha sonra mevcut diğer çekirdeklerin de bu veriyi talep edip etmediklerini anlamak için teker teker hepsini kontrol eder. Kontrol işlemi tamamlandığında, işletim sistemi verinin silinebileceğini anlar ve bellekten siler.


M.I.T. araştırmacıları, çekirdek sayısı fazlalaştığında sayaç sinyalinin dolaşması için geçen sürenin çok arttığını ve performansın düştüğünü keşfetmişler.


Çok Çekirdek, Çok İşlem


Yapılan çalışmaya göre, yaşanan bu sıkıntının temelinde ön bellekle ilgili sorunlar yatıyor. Bunların başında bir çekirdeğin, başka bir çekirdeğin daha önceden yazdığı ön belleği yeniden yazmak istemesi geliyor.


Her bir çekirdeğin kendine has bir ön belleği bulunur. Bir çekirdek başka bir çekirdeğin daha önceden ön belleğine aldığı bir veriyi yazmak istediği zaman ön bellek uyum protokolü devreye girerek daha önceden alınan ön bellek kopyalarını bulup iptal eder.



AMD'nin yeni nesil mimarisinde farklı bir yaklaşım bulunuyor


Zaman Alan Bir İşlem


Bir çekirdek, başka bir çekirdeğin yeni yazdığı bir veriyi okuduğunda, ön bellek uyum protokolü veriyi içeren ön belleği bulana kadar okumaya izin vermez.


Doğru ön bellek bulunduğunda bu işaretlenir ve bundan sonra verinin okunmasına izin verilir.


Bu işlemlerin her biri RAM'den veri transferi yapmak kadar zaman alıyor ve çekirdek sayısı fazlalaştıkça bu işlemlerin de sayısı arttığından performansta düşüş olabiliyor.


Sorunun Farkında mıyız?


Günümüzde sıkça kullanılan iki ve dört çekirdekli işlemcilerde böyle bir sorun yok denecek kadar az.


Ancak, işlemcilerin gelişim süreci çekirdek sayısının artışına bağlı olduğundan, bundan birkaç yıl sonra, çekirdek sayısı daha da arttığında mevcut mimarinin performans artışına izin vermeyeceği aşikâr.


Araştırmacıların iddiasına göre, çekirdek sayısı 48'e ulaştığında yeni bir işlemci mimarisine geçmek şart olacak.


İşlemci pazarının devleri olan Intel ve AMD, bu sorunun farkında gözüküyorlar ve iki marka da kendilerine özgü çözümler üzerinde çal


Artık yeni nesil işlemcilerde entegre GPU bulunuyor


CPU - GPU Kucaklaşması


Intel daha önce, 16 çekirdeğin üzerine çıkıldığında, sadece çekirdek ekleyerek elde edilen verimin düşebileceğini ve yazılım teknolojisinin tüm çekirdeklerden faydalanabilmek için gelişmesi gerektiğini belirtmişti.


Bu durum şu an bile doğru. İşlemci üreticileri artık, CPU'ların yanına grafik işlemcileri de entegre ederek uygulama hızını artırma ve kayar nokta performansını yükseltmeyi hedefliyorlar.


Intel'in yakın bir zaman içerisinde sunacağı Sandy Bridge mimarisi de çok çekirdekli işlemcilerde yaşanabilecek sıkıntıları çözmeyi hedefleyerek tasarlanmış. AMD ise Fusion işlemcileri ile CPU – GPU birleşmesini sağlayarak bir çözüm getirmeye çalışıyor.


Yazılım Hazır Olacak mı?


İşlemciler çekirdek sayısıyla ilgili çözümler üzerinde çalışırlarken, yazılım tarafı hazır olabilecek mi?


İki ve dört çekirdekli işlemcilerin yaygın hale gelmesinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen en popüler yazılımlar bile çekirdeklerin tam potansiyelini kullanamayabiliyorlar.


Bu yüzden, belli bazı yazılımlar dışında, dört çekirdekli ile altı çekirdekli işlemciler arasında çok da büyük bir performans farkı olmuyor


Çok çekirdekten faydalanabilen yazılım sayısı halen çok fazla değil


Donanım - Yazılım Yarışı


Bundan sonra ise akla gelen soru ise gelecekte daha çok çekirdek sayılarına ulaştığımızda ne olacak? 48 çekirdek, yazılımların kullanması için çok mu fazla?


Her bir çekirdeğin ön belleğini teker teker kontrol etmek, elde edilmesi beklenen performansı ne kadar düşürecek? Kullanılacak yazılımlar bu sorunların çözümüne ne kadar katkı sağlayabilecek?


Tüm bu soruların cevapları önümüzdeki birkaç yıl içerisinde cevap bulacak. Eğer mevcut mimari değiştirilemezse, işlemcilerin gelişim süreci nasıl bir yola girecek bu da en çok merak edilen konulardan biri
Alıntı shiftdelete


 



İşlemciler Nasıl Soğutuluyor


İşlemciler Nasıl Soğutuluyor

İşlemci soğutmasının yeterli olmadığı durumlarda sisteminizde yavaşlamalar, hatalar veya kilitlenmeler meydana gelebilir.
Overclock meraklıları için önemli etkenlerden biri olan soğutma, bilgisayarınızın stabil bir şekilde çalışabilmesi için de son derece önemlidir. Elektrik akımı sıcaklık üretir. Bunun can sıkıcı olduğu düşünebilirsiniz, fakat PC'nizin işlemcisinin yüksek hızlara çıkabilmesi bu fiziksel olay sayesinde olur.


Isı, kinetik bir enerji olduğu için yok edilmesi mümkün değildir. Bir işlemciyi soğutmanın yolu, sıcaklığı ondan mümkün olduğu kadar uzağa taşımaktan geçer. Böylelikle işlemcinizin hasar görmesini engellemiş olursunuz.


Bilgisayarınızın içersindeki teknoloji inanılmaz derecede karışık da olsa, ne kadar hızlı çalışacağını belirleyen bir heatsink ve fandır.


Isı yayıcı ve fanlar


En basit soğutma ısı yayıcılarla sağlanabilir. Isı yayıcılar pasif olarak ısıyı dağıttıklarından güç tüketimi yapmazlar. Isı işlemcinizin yüzeyinden daha geniş yüzey ve hacme sahip olan bir maddeye iletilir ve sonunda havaya aktarılır. İşlemciyle temas eden bölüm genellikle ısı iletimi yüksek olan bakırdır.


Havayla ısıyı dağıtmak pek etkili bir yol olmadığı için ısı dağıtıcıya bir fan ekleyerek hava dolaşımı sağlanabilir ve daha iyi bir soğutma elde edilebilir. Çoğu kullanıcı için bu soğutma yeterli olacaktır.
Bir sonraki adım ısı yayıcılarda daha iyi maddelerin kullanılmasıdır. Bakır yerine karbon nano-tüpler kullanılarak ısı iletkenliği 1,5 katına kadar çıkarılabilir.


Yine de bakır ısı yayıcılar, karbon nano-tüplere göre çok daha ucuzdur ve yeterince iyidir.


Isı boruları



Yüksek miktarda ısıyı dağıtmanın başka bir yolu da ısı boruları kullanmaktır. Bir madde sıvı durumundan gaz durumuna (veya sıvı durumundan katı durumuna) geçtiğinde yüksek miktarda ısı dağıtılır.


Buradaki temel prensip buzdolabınızda kullanılan ile aynıdır.
PC soğutucularındaki borular, içlerinde az miktarda saf su bulundurur. Boru içindeki basınç düşüktür, bu sayede içindeki suyun kaynama seviyesi aşağı çekilir. Borunun içinde fitil yerine geçen bir tabaka bulunur.


Sıcaklığın kaynağı olan bölümde su kaynar ve gaz haline gelen su borunun uçlarına yayılır. Burada fitil üzerinde yoğunlaşan su tekrar ısı kaynağına geri döner.


"Buhar odası" da ısı borusunun başka bir çeşididir. Bu tür ısı yayıcılarda borular işlemcinin üzerine sığacak şekilde düzleştirilmiş, ısı yayıcı boruların üzerine yerleştirilmiştir.


Sıvı soğutma


PC'lerdeki sıvı soğutma, otomobillerdeki kaloriferlerle nerdeyse aynı mantıkla çalışır. Suyun işlemci üzerindeki blok üzerinde dolaşması ve ısının havaya dağıtıldığı kanatçıklara iletilmesi sağlanır.


Sıvı soğutma, hava ile soğutmaya göre sıcaklığı işlemciden çabucak uzaklaştırabilen daha etkili bir yöntem. Önceleri sıvı soğutma sistemlerini bilgisayara entegre etmek zor olsa da artık sıradan ısı yayıcılar kadar kolay kurulabiliyorlar.


Sıvı soğutmada ısı değişiminin yapıldığı son bölüm olan radyatör, çok da etkili olmayan bir parça sayılabilir. Fakat birden çok fanı bulunan büyük bir radyatörü kasanıza sığdırabilir ve performansı artırabilirsiniz.



Termo-elektrik soğutucular


Termo-elektrik soğutucular ısıyı aktarmak için "Peltier etkisi"ni kullanır. Bu sistemde iki farklı yarı iletken karşı karşıya sıkıştırılır ve elektrik akımı uygulanır. Böylelikle ısı bir taraftan diğer tarafa iletilir. Polariteyi değiştirmek akım yönünü de ters çevirmektedir.


Sistemin çalışması ısı borularındakine benzer, fakat burada elektronlar kullanılır. Bu yöntemin çok etkin olduğu söylenemez, ama sistem sabittir ve bakım gerektirmez. Termo-elektrik soğutucular, heat-sink'lerin yapamadığı ortam sıcaklığının altında bir soğutmayı da sağlayabilir. Fakat bu PC içersindeki parçalar üzerinde yoğunlaşmaya yol açmaktadır.


Termo-elektrik soğutucular, diğer soğutucular yanında pahalı bir alternatif olarak durmaktadır. Termo-elektrik soğutucu ile sıvı soğutmayı bir arada kullanarak gayet iyi sonuçlar alınabilir.


Diğer yöntemler ve sonuç



Çözümler arasında kaba kuvvete başvurmak da sayılabilir. Bir klimanın buhar sıkıştırma birimini PC'nize entegre edebilirsiniz. Bu yöntem evde kullanılan bilgisayarlar için gereksiz olabilir ve yoğunlaşma sorununa da yol açabilir.


Tüm bilgisayarı iletken olmayan bir sıvının içine batırmak da diğer cesur yöntemlerden.



Pilleri Verimili Kulanmanın Yolları ( Piller Hakında Herşey)


Kullandığımız elektronik cihazların artık büyük bir çoğunluğu taşınabilir oldu. Bilgisayarlar, telefonlar ve buna benzer tüm cihazları rahatlıkla yanımızda taşıyıp, istediğimiz yerde kullanabilmek artık lüks değil standart haline geldi.


Taşınabilir cihazların yapabildikleri arttıkça, bunları yanımızda taşımaya duyduğumuz ihtiyaç da aynı oranda arttı. Çoğu insan dizüstü bilgisayarı ya da akıllı telefonu olmadan yaşayamaz hale geldi.
bu ürünleri istediğimiz her yere götürüp, kullanabilsek de hala çok önemli kısıtlamalar altındayız. Bunların başında da piller geliyor. Bu cihazları kullanma limitimiz pilimizin ömrüyle kısıtlı.


Pil Ömrünü Artırmak


Pil ömrünü artırmak için çalışmalar sürekli devam ediyor. Bir iş günü boyunca şarj etmeden kullanabileceğimiz dizüstü bilgisayarlar, günlerce şarj ihtiyacı duymayan akıllı telefonlar yavaş yavaş yaygınlaşıyor.


Pil ömrü konusunda bu gelişmeler olurken, bu konuda aşılması gereken acı bir durum daha var. Şarj edilebilen her pil günün birinde kullanılmaz hale geliyor ve buna henüz bir çözüm bulunabilmiş değil.


Lityum-İyon Piller


Taşınabilir elektronik cihazlardaki pillerden bahsettiğimiz zaman akla ilk olarak lityum-iyon piller geliyor. Piyasada bulunan neredeyse tüm elektronik cihazlarda lityum-iyon piller kullanılıyor. (Hangi Dizüstü Bilgisayar Bana Göre?)


Bir lityum-iyon pil kısaca şu şekilde çalışır: Lityumdan yapılmış pozitif elektrod (anot), karbondan imal edilmiş negatif elektroda bağlanır.


Bir pili şarj etmek demek, lityum anot üzerindeki iyonları karbon katodun üzerine geri itmek demektir. Karbon katottan, lityum anoda iyonların gönderilmesi, cihazlarınızın çalışması için gerekli olan elektrik akımını oluşturur.


Pillerin çalışması ve şarj olması işlemlerinde iyonlar yer değiştiriyor


Kimyasal Reaksiyon


Temel olarak baktığımızda, şarj etmek ve şarjın boşalması kimyasal reaksiyonlardır. İyonların anottan katoda, sonra da tekrar geri gönderilmesi her iki madde üzerinde de temel değişiklikler olmasına yol açar. Aslına bakılacak olursa tüm pil çeşitleri temelde bu prensiple çalışırlar.



Lityum-iyon pillerin taşınabilir elektronik cihazlar için en uygun pil tipi olmasının nedeni hafif ve bir şarjda uzun süre çalışabilmelerinin yanı sıra çok fazla kez şarj edilebilmeleridir.


Lityum-iyon piller diğer pillere göre çok daha fazla sayıda şarj edilebiliyor olsalar da onların da bir sınırı var.


Kimyasal Reaksiyon


Temel olarak baktığımızda, şarj etmek ve şarjın boşalması kimyasal reaksiyonlardır. İyonların anottan katoda, sonra da tekrar geri gönderilmesi her iki madde üzerinde de temel değişiklikler olmasına yol açar. Aslına bakılacak olursa tüm pil çeşitleri temelde bu prensiple çalışırlar.


Lityum-iyon pillerin taşınabilir elektronik cihazlar için en uygun pil tipi olmasının nedeni hafif ve bir şarjda uzun süre çalışabilmelerinin yanı sıra çok fazla kez şarj edilebilmeleridir.


Lityum-iyon piller diğer pillere göre çok daha fazla sayıda şarj edilebiliyor olsalar da onların da bir sınırı var.


Her Pilin Bir Ömrü Var


Pillerin ömürleri fabrikadan çıktıkları ilk andan itibaren azalmaya başlar. Bu süreç ne yazık ki engellenemez ve geri döndürülemez.


Ne kadar az kez şarj edilmiş ya da kullanılmış olsa da bir lityum-iyon pil birkaç seneden sonra kullanılmaz hale gelmeye başlar.


Yoğun şekilde kullanılan bir lityum-iyon pilin ömrü iki yıldan daha az olabilir. Bu süre geçildiğinde pilin kapasitesi üçte birin daha altına düşer.


Pillerin çalışma şeklinin kimyasal bir reaksiyon olduğu düşünülürse, bir bozulma olmasını beklemek normaldir. Sonuçta, hiçbir kimyasal reaksiyon mükemmel değildir, tüm reaksiyonlarda bir enerji kaybı ve atık çıkışı mutlaka olur. Piller de elbette bunlardan nasibini alır.



Bozulma Nasıl Olur?


Lityum-iyon piller yaşlandıkça anot ile katod arasındaki iyon akışında engeller çıkmaya başlar. Bu tip pillerdeki bozulma genel olarak lityumdan yapılmış bölümde olur.


Sürekli devam eden iyon alışverişi lityumun yapısını bozarak sonraki reaksiyonlara daha az tepki vermesine neden oluyor. Bunun dışında, sürekli devam eden iyon alışverişi katod ve anot üzerinde çözülmüş metal birikmesine sebep oluyor.


Bu da iki elektrod üzerinde istenmeyen bir metal kaplama oluşmasına ve bunların reaksiyona tepki vermelerine engel oluyor.


Buna ek olarak, pillerin içindeki elektrolitler de zamanla bozulur ve katodun üzerinin paslanmasına neden olurlar. Yapısı bozulmuş elektrodlar, metal birikimi ve paslanma bir pilin ömrünün bitmek üzere olduğunun en önemli işaretleridir.


Uzun Bir Ömür


Eğer taşınabilir, küçük ve ucuz pilleri kullanmaya devam etmek istiyorsak şimdilik bu duruma katlanmak zorundayız.


Daha büyük ve pahalı pil tiplerinin bozulması daha uzun zaman alsa da bunları taşınabilir elektronik cihazlarda kullanmak çok da rahat olmaz.


Tek bir şarj ile uzun süre çalışan, ucuz ve küçük bir pilin dezavantajı günün birinde ölmesi oluyor



Modası Geçiyor


Aslına bakılacak olursa, lityum-iyon pillerin sunduğu ortalama iki yıllık ömür için çok az demek de haksızlık olabilir.


Teknolojinin hızla geliştiği bu dönemde, bugün aldığımız bir cihaz bundan iki sene sonra eski moda oluyor.


Birçok insan, maddi durumları da iyiyse, her iki üç senede bir elektronik cihazlarını yeniliyorlar, dolayısıyla pillerinin ölmesi insanları çok da fazla etkilemeyebiliyor.


Yeni Teknolojiler


Pillerin günün birinde kullanılmaz hale gelmesinin önüne yeni teknolojilerle geçilebilir. Ancak, günümüzde kullandığımız lityum-iyon pillerin fiziksel sınırlarına ulaşmış durumdayız.


Eğer pillerin çalışma ömürlerini uzatmak istiyorsak farklı bir pil teknolojisine geçilmesi şart gözüküyor. Bu alanda yapılan çalışmaların odak noktasını pilde kullanılacak anodlar oluşturuyor.


Kullanılan katodlar genelde karbon türevlerinden üretiliyor. Bunlara zaman zaman silikon da eklenebiliyor. Böylece daha yüksek enerji yoğunluğu elde edilebiliyor. Anot için ise lityumdan başka bir madde arayışı var. (Metan Gazı İle Laptop Çalışır mı?)


Otomobil Pilleri


Pil teknolojisinde son dönemde hızlı bir gelişim yaşanıyor. Bunun sebebi ise elektrikli otomobiller üzerindeki çalışmaların hız kazanması



Yeni Teknolojiler


Pillerin günün birinde kullanılmaz hale gelmesinin önüne yeni teknolojilerle geçilebilir. Ancak, günümüzde kullandığımız lityum-iyon pillerin fiziksel sınırlarına ulaşmış durumdayız.


Eğer pillerin çalışma ömürlerini uzatmak istiyorsak farklı bir pil teknolojisine geçilmesi şart gözüküyor. Bu alanda yapılan çalışmaların odak noktasını pilde kullanılacak anodlar oluşturuyor.


Kullanılan katodlar genelde karbon türevlerinden üretiliyor. Bunlara zaman zaman silikon da eklenebiliyor. Böylece daha yüksek enerji yoğunluğu elde edilebiliyor. Anot için ise lityumdan başka bir madde arayışı var. (Metan Gazı İle Laptop Çalışır mı?)


Otomobil Pilleri


Pil teknolojisinde son dönemde hızlı bir gelişim yaşanıyor. Bunun sebebi ise elektrikli otomobiller üzerindeki çalışmaların hız kazanması.


Hibrit otomobillerin yaygınlaşması için pil teknolojisinin gelişmesi gerekli


Otomobil üreticileri, dizüstü bilgisayar ve akıllı telefon üreticileri gibi bir iki yıl sonra kullanılmaz hale gelen piller üretme lüksüne sahip değiller. Otomobillerdeki pillerin çok daha güçlü ve yüksek kapasiteli olmasının yanı sıra çok uzun ömürlü olmaları şart.


Kullanıcı Baskısı


Pil teknolojisinin gelişmesi için oluşması gereken bir durum da kullanıcı baskısı ve bu da olabilir. Örneğin telefon kontratları daha uzun tutulsa ya da yeni özellikler ekleme yarışı yavaşlarsa, insanlar birkaç yıl arayla cihazlarını değiştirmek zorunda kalmazlar.


Böylece pillerin ömürleri daha büyük önem kazanır ve üreticiler üzerindeki baskı daha da artar. Bu olursa, aynı otomobil üreticileri gibi dizüstü bilgisayar ve telefon üreticileri de çok uzun ömürlü piller üretmek zorunda kalacaklar


alıntı ShiftDelete



PC'lerimizin Değişmez Yapısı BIOS'un Günleri Sınırlı


 
Kral ölüm döşeğinde, yeni kral şimdiden çok yaşasın. PC'lerimizin değişmez yapısı BIOS'un günleri sınırlı. Peki yerine ne gelecek ve hangi avantajları sunacak?


Eski göz ağrımız, modern bilgisayarların ilk günlerinden beri yanımızda olan BIOS'un günleri artık sınırlı. UEFI (The Unified Extensible Firmware Interface-Birleşik Genişletilebilir Aygıt Yazılımı Arayüzü), üstün özellikleriyle, yeni nesil bilgisayarlarda BIOS'un yerini alacak. UEFI, günümüzün donanımlarında, BIOS'a oranla çok daha uyumlu olacak ve donanımların gerçek güçlerini ortaya çıkarmasına tanıyacak. 

 

En Büyükler UEFI'ın Arkasında 

Aslında UEFI, piyasaya yeni sürülmüş bir yapı değil. Intel, 2003 yılında, Itanium IA64'de, BIOS'un altında UEFI'dan faydalanmıştı. UEFI'ın arkası da epey sağlam: AMD, AMI, Apple, Dell, HP, IBM, Insyde, Intel, Lenovo, Microsoft ve Phoenix, bu yeni yapıdan faydalanmaya kararlı. 

BIOS Neden Tarih Oluyor? 

BIOS, 25 yıl önce kullanıcılarla tanışmıştı. O zaman işi son derece kolaydı. Floppy disket desteği ve bir iki bellek ayarlaması yapıyor ve arkasına yaslanıp, bilgisayarın çalışmasını izliyordu. Şimdi ise dahili ve harici optik diskler, Terabyte'larla ölçülen sabit diskler, gelişmiş ekran kartları, onlarca farkılı düzenleme seçeneği bulunan ekran kartları ve overclock (hız aşırtması) yapılmak istenen işlemciler, dört bir yanı sardı. 

BIOS'un diğer önemli sorunu, hâlâ modası geçmiş 16 bitlik veriyolu ile çalışması. Gelişmiş aksesuarlara karşı yetersiz. 64 bitlik işletim sistemleriyle sorun yaşıyor. Güncellenmesi pek kolay değil ve bazı donanımlarla sorun yaşayabiliyor. 

UEFI Desteği 

UEFI'ı yani The Unified Extensible Firmware Interface - Birleşik Genişletilebilir Aygıt Yazılımı Arayüzü, 64 bitlik Windows Vista SP1 ve yine 64 bitlik Windows 2008 Server destekliyor. Lakin bir veya iki yıl içerisinde, dev üreticilerinin de desteğiyle, dört bir yanda UEFI ile karşılaşabileceğiz ve bu da BIOS'un sonu anlamına gelecek. 

 
UEFI Neler Yapabilir?

  

UEFI o kadar komplike bir yapı ki, işletim sistemlerine benzetilebilir. Boot servisleri, veri transferleri, gelişmiş grafik yongası desteği, zaman, tarih ve NVRAM ile uyumlu. Sistem bilgisini ve donanımlarını, azami performans için optimize ediyor ve pek çok sürücüye tam destek veriyor. 

 

Intel İle Deneme Bir - İki - Üç 

UEFI testleri şimdiden başladı bile. Testte kullanılan anakart ise DP55KG oldu. Test, genel olarak uyumlu geçmesine rağmen, RAID sınırlamaları ile karşılaşıldı. Eğer dörtten fazla sabit diski kurmaya çalışırsanız, 2 TB'dan fazla kapasite sunan sabit diskler, tanınma sorunları ile karşılaştı. 

 

Bu problem, günümüz için önemli bir sorun olmasa da, yakında 3-4 TB'lık disklerin revaçta olacağını unutmamak şart ve düzeltilmesi gereken bir sorun olduğu kesin. 

alıntı
ShiftDelete. 




Önümüzdeki 10 yıla damgasını vuracak 10 büyük gelişim

Onumuzdeki1. Bulut bilgiişlem
Tüm servislerin sanallaştırılmış ortamlardan ve ağ üzerinden verilmesini öngören bulut bilgiişlem, günümüzde olduğu kadar gelecek 10 yılda da gündemde olacak. Zaman içinde sadece büyük değil, küçük ve orta ölçekli işletmeler de bulut bilgiişlem ürünlerinden yoğun biçimde faydalanmaya başlayacaklar.
2. Çevreci BT
Günümüzün gözde konularından olan çevreci yaklaşımlar, özellikle nüfusun hızla artarak kaynakların azaldığı bir dünyada önemini korumaya devam edecek. Kağıtsız ofisler, seyahat ihtiyacını azaltan telekonferans sistemleri, karbon içermeyen ve geri dönüşüm ortamında kolayca ayrıştırılabilen doğal hammaddeler kullanıcıların gözdesi olacak.


3. Mobil teknolojiler
21. yüzyılın başından beri akıllı telefonların satışı ve çeşitliliği giderek artıyor. Bu akım özellikle son birkaç yıldır iyice hızlanmaya başladı ve önümüzdeki yıllarda da artarak devam edecek. Zaman geçtikçe daha fazla kullanıcı bu aygıtları kullanmaya başlayacak ve geniş dokunmatik ekranlar üzerinden internete erişim sağlayacak.


4. Biyoetkileşim arayüzleri
Bilgi teknolojileri, nanoteknoloji, biyoteknoloji ve nöroteknolojinin bir araya gelmesiyle doğrudan beyinden gelen sinyalleri kontrol amacıyla kullanabilen aygıtların çeşitliliği artacak. Yapay uzuvları düşünceyle hareket ettirmek, beyne takılan yongalar, hatta doğrudan beyinle etkileşime geçen implantlar gündeme gelecek.


5. Nootropik ilaçlar
Mental aktiviteyi artıran ilaçlar, yani nootropikler üzerinde yapılan araştırmalar bu ilaçlara yönelik yeni kullanım alanlarının ortaya çıkmasına neden olacak. Doktorlar, bilim insanları ve ilaç üreticileri 10 yılda nootropiklerin kullanımının ve öneminin daha da artacağını öngörüyorlar.


6. Dahili kozmetikler
Kozmetikler bugüne dek hep dışarıdan uygulanan ürünler olarak biliniyordu. Önümüzdeki 10 yıl, kozmetik ilaç veya dahili kozmetik olarak adlandırılan yeni bir sınıfın doğuşuna tanıklık edecek. Cildinizin güzel görünmesi ve gençleşmesi için kullandığınız kremlerin yanında bu iş için özel olarak formüle edilmiş haplar kullanmaya başlayacaksınız.


7. Uzay seyahatleri
Uzay seyahatleri başladı, ama şu an için çok parası olan kısıtlı bir zümreye hitap ediyor. Önümüzdeki 10 yılda itiş gücü sağlayan teknolojilerin daha da gelişmesi, enerjiyi daha verimli kullanmayı sağlayan yakıtların gündeme gelmesi ve talebin artmasıyla uzay turizmi ucuzlayacak.


8. Akıllı otomobiller
Otomotiv sektörü, yarı iletken teknolojisini uzun zamandır en etkin kullanan sektörlerden birini oluşturuyor. Gelecek 10 yıl otomobillerin daha da akıllanacağı bir dönem olacak. Kendi kendine park edebilen, çarpışma önleyici sistemlerle donatılmış, önündeki aracın takip mesafesini kendi ayarlayan, gece görüşü sunan otomobiller yaygın kullanıma girecek.


9. Sınırsız iş anlayışı
Gelişmiş iş teknolojileri ve bağlantı sistemleri, iş dünyasının artık her yerden ve cihazdan iletişim kurarak kurum kaynaklarına ulaşmasına olanak veriyor. Bu sınırsız iş anlayışı birlikte çalışma, video ve diğer ağ servislerini de gündeme getiriyor. Böylece kurum içinde teknoloji daha kolay erişilebilir ve ölçeklenebilir hale geliyor.


10. 3 boyutlu görüntü teknolojileri
2010 yılı, 3 boyutlu televizyonların ve görüntü sistemlerinin sinema salonlarından ayrılarak evlere giriş yaptığı yıl oldu. Bu yeni başlayan akım, 10 yılda da gelişerek devam edecek. Mobil cihazlardan reklam panolarına kadar 3 boyutlu teknolojiler her yerde olacak.


Michel CharoukAkıllı Dünya kavramı akıllı yaşam sunmaya devam edecek


‘Akıllı Dünya’ kavramı 2008 yılından bu yana tartışılıyor. Akıllı Dünya yaklaşımını, dünyayı etkileyen istihdam, enerji, çevre ve küresel finans sistemi sorunlarına kadar her türlü konuyu ele almanın pratik bir yolu olarak tanımlayan IBM Türk Genel Müdürü Michel Charouk, şunları kaydetti: “Akıllı Dünya tanımıyla; hizmetlerin sunulmasına olanak sağlayan sistem ve süreçlere; geliştirilecek, üretilecek, alınıp satılacak mallara; insanlardan ve paradan petrole, suya ve elektronlara kadar hareket eden her şeye etki eden bir değişim sürecini ifade ediyoruz. Devasa bilgiişlem gücü, artık otomobiller, araçlar, otoyollar, demiryolu hatları, enerji şebekeleri, kıyafetler, süreçler, küresel tedarik zincirleri, tarım, su yolları ve doğal sistemler gibi pek çok alanda bol ve ucuz bir şekilde kullanılabiliyor. Yakında sayıları trilyonlara ulaşacak tüm bu sayısal aygıtlar internet üzerinden birbirine bağlanıyor. Sonuç olarak, dünyadaki tüm bilgilerden, pazarın ve toplumların hareketlerinden bir anlam çıkartabilecek işlem gücüne ve gelişmiş analitik olanaklarına sahip olduğumuz için, tüm bunları zekaya dönüştürebiliriz. Bu bilgilerle maliyetleri ve israfı azaltabilir, verimliliği ve etkinliği artırabilir, ürünlerimizden şirketlerimize ve şehirlerimize kadar her şeyin kalitesini yükseltebiliriz.”
Charouk, “Gelecekte bu olanaklarla elde edilen yeni sistemler ve beceriler, bireylerin yaşamlarını daha akıllıca yönlendirmelerine yardımcı olacaktır. Akıllı Dünya, içinde yaşadığımız dünyanın sakinleri olan bizlere akıllı bir yaşam sunmaya devam edecek” sözleriyle gelecek vizyonunu özetledi.


Bilgehan_BaykalMobil ve self servis uygulamaları öne çıkıyor


Gelecekte bireyler açısından mobil teknolojilerdeki değişme ile mekan-zaman bağımsız olarak çalışma-paylaşma-eğlence üçlüsünün birbiri içine daha çok gireceği bir dünya bizi bekliyor.
Bu bağlamda iş-sosyalleşme-oyun endüstrilerinde çapraz ilişkilerin gelişeceğini öngören İnnova İş Geliştirme Koordinatörü Bilgehan Baykal, görüşlerini şöyle açıkladı:
“Gelecekte bireyler açısından özellikle mobil ve self servis teknolojilerin giderek daha önem kazanacağını düşünüyoruz. Hem mobil hem de self servis çözümlerde bahsedilen uygulamaları sürükleyen 3 ana tema var; Müşteri deneyimi yönetimi, çalışan üretkenliği ve yönetişim prensiplerine uyumluluk. Mobil teknolojilerde öncelikle bireyleri mekan ve zaman kısıtlamalarından kurtaran ödeme, tahsilat, coğrafi yer belirleme sistemlerinin daha da ön plana çıkacağını öngörüyoruz. Bu kısım bireylerin verimlilik tarafında kazanımlar edindiği alan. Üretkenlik anlamında ise yine mobil platformlarda sosyal ağlar, doküman paylaşımı ve m-ticaret ve sadakat uygulamaları öne çıkıyor.”
Baykal, self servis çözümler hakkında şunları söyledi: “Özellikle kurumlar tarafında nakit ödeme ve tahsilat, anında kredi ve sadakat kartı veren self servis kiosk uygulamaları, giderek yaygınlaşan AVM’ler için ‘Yerini Belirleme’ uygulamaları ve özellikle havayolu sektörünün gelişmesi ile self servis check-in uygulamalarının sadakat uygulamalarıyla birleşerek gelişeceğini öngörüyoruz.”

2011 yılında sektörü neler bekliyor?

2011Geçtiğimiz birkaç yıl, herkes için olduğu kadar bilişim sektörü için de zorlu bir dönemdi. Birçok şirket, ekonomik krizin çalkantısıyla sallanan bu zorlu dönemde uzun vadeli planları bir kenara bırakıp yarın hayatta kalabilmenin yollarını aramaya başladı.
Krizin etkileri her ne kadar silinmeye başlamış gibi görünse de, birçok şirket bu refleksi halen üzerinden atabilmiş değil. Bu nedenle belki de uzak geleceğe göz atmadan önce yakınımızda, bundan bir yıl sonra neler olacağına bakmakta fayda var. Gartner Danışmanı Halil Aksu’nun paylaştığı bilgiler, 2011 yılında dünyada ve Türkiye’de bilgi teknolojileri ve alanında yaşanacak gelişmelere ışık tutar nitelikte.


Bağlı cihazlar dünyanın hakimi olacak
Mobilite çok önemli bir akım. Cep telefonları akıllanıyor. Netbook ve cep telefonları arasında tablet bilgisayarlar olarak tanımlanan yeni bir sınıf gelişiyor. Sadece bir üretici değil, tüm üreticiler bu konuya yatırım yapacaklar.
Ayrıca mevcut popüler cihazların dışında, daha farklı ölçülerde dokunmatik ekranlı cihazlarla da karşılaşacağız. 3 boyutlu ekranlar olduğu gibi, 3 boyutlu yazıcılar da göreceğiz. Bu cihazlar evde veya ofiste özel malzemelerden parça üretiminde kullanılacaklar. Prototip, yedek parça, hediyelik eşya, isim tabelaları ve benzeri eşyaların üretimi artık bir tasarım dosyası üzerinden gelecek ve üç boyutlu yazıcılar sayesinde kısa sürede evde ve ofiste üretilebilecek. Bu cihazlar giderek ucuzluyor ve gelişiyor.
Evimizdeki ve sokaktaki bilgisayar dışı cihazlar da internete bağlı olacaklar. Buzdolabı arabamıza mesaj atacak. Mutfaktaki su ısıtıcı salondaki televizyona suyun kaynağını söyleyecek. Bu ve benzer uygulamaların yaygınlaşmasının önündeki en önemli engel cihazların internete bağlanması ve bu bütünleşik hizmetlere dair yazılımların geliştirilmesi. Gelecek, bu konularda yeteneği olanlar için müthiş fırsatlar sunuyor.


Türkiye’de devlet harcamaları itici gücü oluşturacak
Gartner’in dünyadaki teknoloji eğilimlerine dair yaklaşımları tümüyle Türkiye için de geçerli. Türkiye’deki BT pazarına bakıldığında halen donanımın baskın olduğu görülüyor. Önümüzdeki yıllarda donanımın aldığı payın azalarak, yazılım ve özellikle de servis yönüne bir kayma göstermesi bekleniyor.
İnternet kullanıcı sayısının artması, ekonominin genel olarak gelişmesi, çevre ülkelerle ilişkilerin artması ve e-devlet dönüşümleri arttıkça, Türkiye’deki bilişim ve iletişim teknolojileri pazarı büyümeye ve gelişmeye devam edecek.
Devlet harcamalarının artmasının bu alanda önemli bir sürükleyici unsur olması bekleniyor. Özel kurumların bilişim ve iletişim harcamaları da önümüzdeki yıllarda artmaya devam edecek. Türk kurumları yurtdışına açılacak, küreselleşecek. Bu sayede Türkiye üzerinden dışarıdaki yatırımlara da hizmet verilecek. Türkiye’deki veri merkezi, beceri merkezi ve uluslararası iletişim ve hizmet alışveriş hacmi artacak.
Yerli teknoloji şirketlerinin sayısı giderek artıyor. Teknoparkların sayısı da artıyor ve artmaya devam edecek. Türkiye bölgede hem siyasi, hem iktisadi anlamda önemli bir oyuncu konumunda yer alıyor. Bunun izdüşümünün bilişim ve iletişim teknolojileri alanında da görülmesi bekleniyor.


2011 mobil teknolojilere ne getirecek?


Günümüzde mobil teknolojilerin günlük hayatta ve profesyonel iş yaşamında önemli bir yere sahip olduğunu biliyoruz. Bu alan donanımıyla, servisiyle, yazılımıyla, uygulamasıyla kendi çapında dev bir endüstri ve kar odağı haline gelmiş durumda. Hatta yakın zamanda LG ve Nokia örneklerinde yaşandığı üzere bu işin altından kalkamayan teknoloji devlerinin CEO’larını koltuğundan edebilecek kadar da büyük bir pazar.
Peki Gartner acaba 2011 yılında mobil alanda yaşanacak gelişmelere dair neler öngörüyor? İşte Gartner analistlerine göre mobil teknoloji alanında en çok öne çıkacak 10 konu.


1. Yeni nesil Bluetooth teknolojileri
Yeni yılda Bluetooth 3 ve 4 olarak iki yeni Bluetooth standardı hayatımıza girmek üzere. Bluetooth 3 daha hızlı kablosuz veri transferine odaklanırken, Bluetooth 4 düşük enerji tüketimi sayesinde harici cihazlarla ve algılayıcılarla bağlantıya odaklanıyor. Bu durum özellikle mobil cihazlar arası doğrudan genişbant iletişimi ve algılayıcılara dayalı iş modelleri konusunda yeni fırsatlar doğuracak.


2. Mobil web erişimi
2011 yılında satılan telefonların yüzde 85’inin üzerinde bir çeşit tarayıcı yer alacak. Özellikle de Avrupa ve Amerika gibi gelişmiş bölgelerde satılan telefonların yüzde 60’ının gelişmiş tarayıcı kapasitesine sahip akıllı telefonlardan oluşacağı belirtiliyor. Bu özellikle B2C olarak adlandırılan ‘işletmeden tüketiciye’ modeli için büyük bir fırsat oluşturuyor.


3. Mobil web uygulamaları
Yeni nesil akıllı telefonlar, widget adı verilen ve web üzerinden çalışan uygulama kutucukları olarak da tanımlanabilecek minik ve bağlı uygulamalara izin veriyorlar. Bu uygulamalar özellikle internete bağlı bilgi paylaşımı konusunda pratik ve kolay bir arabirim sunabiliyorlar ve çoğu telefonun ana ekranında görünür biçimde yer alıyorlar. Bu da hem görünürlüğün artması, hem daha karmaşık servislere geçiş öncesinde basit bir kapı oluşturulması açısından önemli bir fonksiyona sahipler.


4. Platformdan bağımsız mobil uygulama geliştirme çözümleri
Mobil platformlar arasındaki ayrım sürdükçe, bir uygulamayı tüm platformlar için uygun hale getirme zahmetine katlanmak geliştiricilerin en mevcut sorunları arasında. Şu an bu konuda en az 5 ayrı platform olduğunu belirten Gartner, platformdan bağımsız mobil çözümlerin yıldızının giderek parlayacağını öngörüyor.


5. Mobil uygulama dükkanları
Mobil uygulama dükkanları, akıllı telefonların öncelikli uygulama dağıtım platformu olarak rol oynamaya devam edecekler. Bunun yanında ödeme sistemleri konusunda da destek sunan bu platformlar, kurumların B2C ve B2E stratejileri konusunda ve bulut sistemlerine geçişte önemli rol oynayacaklar.


6. Konuma duyarlı servisler
2011’in sonuna kadar gelişmiş ülkelerde satılan cihazların yüzde 75’ten fazlasının dahili GPS’e sahip olacağı öngörülüyor. GPS’in sinyal alamadığı yerlerde WiFi ve Cell-ID sistemleri de konum belirlemek üzere kullanılabiliyor. Bunun konuma duyarlı B2E ve B2C uygulamaları için büyük bir fırsat olacağı öngörülüyor. Ancak bu iş modeli için şirketlerin konum bazlı servis kullanımına dair yerel kuralları iyi takip etmesi gerekiyor.


7. Mobil genişbant
2011 yılında mobil genişbant çözümlerinin ve hızının giderek artması bekleniyor. Bu da mobil iletişimi hem iyi bir alternatif, hem de iyi bir yedek haline getirecek. Ekranların da giderek büyümesiyle bu durum özellikle içerik transferine dayalı iş modelleri için büyük fırsatlar yaratacak.


8. Dokunmatik ekranlar
2011’de dokunmatik ekranların Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’daki telefonların yüzde 60’ında yaygınlaşması öngörülüyor. Bu ekranların arabirim tasarımında ortaya koyduğu serbestlik, daha kullanıcıya odaklı ve amaca özgü uygulamaların yaygınlaşmasını sağlayacak.


9. Makineden makineye iletişim
Özellikle 2009 yılından itibaren yaygınlaşmaya başlayan makineden makineye (M2M) iletişime dayalı servisler 2011’de daha da çeşitlenecek. M2M, biraz dağınık olmakla birlikte her yıl yüzde 30 istikrarlı büyüme gösteren bir alan. Akıllı çitler, sayaç okuma, güvenlik, otomotiv sistemleri ve kola makinesi benzeri pazarlama araçları, bu alanda yıldızı parlayacak uygulamalar arasında.


10. Cihazdan bağımsız güvenlik çözümleri
Dağınık mobil platformlar arasında etkili olacak ve tek bir güvenlik çözümü yerine farklı çözümlerin bir araya gelmesinden oluşacak mobil güvenlik katmanlarının önemi artmaya devam edecek. Bu da mobil çalışma olanaklarından feragat etmek istemeyen CIO’ların güvenlik riskini azaltacak.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Profesyonel yöneticinin alet çantası

Profesyonel_yonetici2Çağdaş yöneticiler, önceki nesillerden farklı olarak çok yönlü ve rekabetçi bir ortamda, şirketlerini ayakta tutmak için küresel arenada mücadele etmek zorundalar. Neyse ki günümüz teknolojisi, yöneticilerin sürekli iletişimde kalması ve kontrolü elden bırakmaması için güçlü araçlara sahip.


Son yıllarda teknolojinin gelişimiyle birlikte dünya öyle bir hızla dönmeye başladı ki, şirketler ve çalışanlar da dahil olmak üzere kimse oluşan dev hortumun etkisinden kaçamıyor. Çok değil, bundan 20 yıl öncesine kıyasla bile inanılması güç şeylerin mümkün olduğu bir çağda yaşıyoruz. Mesajlarımızın dünyanın bir ucuna anında gidip geldiği, ücretli veya ücretsiz kaynaklardan bilgiye neredeyse sınırsız bir şekilde ulaşabildiğiniz, daha önce kendi halinde yaşayıp giden kişilerle birlikte sessiz sedasız yitip giden bilgi ve birikimin olanca cömertliğiyle ortaya döküldüğü, 30 yıldır görmediğiniz arkadaşınıza tek tıkla ulaşabildiğiniz, kıtalar arası mesafeleri anlamsız hale getiren, hayal gücünün sınırlarının ortadan kalktığı bir dünya.
Bu yeni dünya anlayışı, şirketler için de birçok fırsatı beraberinde getiriyor. Küresel satışların anında gerçekleşebildiği, bilgi ve tecrübe aktarımının saniyelerle ifade edildiği, mikro veya makro her ölçekte yönetimi mümkün hale getiren, bilgiden faydalanmanın her gün farklı yollarının keşfedildiği ve tüm bu fırsatların sürekliliğini sağlamak için kesintisiz iletişimin olmazsa olmaz olduğu bir dünyada, rekabet de farklı bir anlayışa doğru sürükleniyor. Artık rakibiniz sadece kendi ticaret sınırlarınızla sınırlı değil. İsveçli mobilya üreticisinin uyguladığı iş optimizasyonu modeliyle yerli mobilya üreticisini kendi evinde zorladığı, bir otomobili oluşturan binlerce parçanın birkaç tanesini tedarik etmek için Çin’den, Endonezya’dan teklif veren şirketlerle rekabet etmeniz gereken, tıpkı 100 metre yarışlarında olduğu gibi saniyenin yüzde birlik dilimlerinin birinciyle ikinci arasındaki farkı belirlediği bir dünyada yaşıyoruz.
Fırsatların alabildiğine cömert, rekabetinse bir o kadar acımasız olduğu bu çağda kazananı belirleme konusunda şüphesiz en önemli nitelikler arasında yöneticilerin sahip olduğu vizyon ve iletişim becerileri geliyor. Neyse ki dünyanın değişiminde böylesine söz sahibi olan teknoloji, yönetimi daha kolay ve verimli kılma adına yöneticilere birbirinden farklı araç ve olanaklar da sunuyor.
Bu yazımızda, bir yöneticinin yönetim ve iletişim becerilerini destekleyecek teknolojilerden oluşan bir alet çantası derledik. Yazımızda yer verdiğimiz teknolojilerin ve araya serpiştirilen püf noktalarının, teknolojiye değer veren yöneticiler için ideal bir kılavuz oluşturacağına inanıyoruz.


1-DİZÜSTÜ BİLGİSAYAR
Bir yöneticinin kullandığı araçlar arasında en çok işine yarayanlardan biri şüphesiz dizüstü bilgisayarlardır. Gittiğiniz her yerde yanınızda taşıyabildiğiniz bu cihazlar, her türlü işinizi ve iletişiminizi gerçekleştirme
konusunda size sınırsız olanaklar sunuyorlar ve gerek işle, gerek hayatla bağlantınızı canlı tutma konusunda yardımcı oluyorlar.
Diğer yandan, dizüstü bilgisayarlar da kendi içinde çok sayıda kategoriye ayrılıyor. Bu kategorilerden her biri de kendine özgü avantaj ve dezavantajlara sahip. Peki acaba sizin için hangisi uygun?


Ultra taşınabilir dizüstü bilgisayarlar
Bu sınıf, genel olarak yöneticilerin en çok tercih ettiği bilgisayar sınıfını temsil eder. Ultra taşınabilir bilgisayarlar taşınabilirlik konusunda oldukça önemli bir avantaj ortaya koymalarının yanında, çalışma ortamında da nispeten küçük bir izdüşüme ihtiyaç duyarlar. Bu özellikleri, otobüs, tren, uçak, kafe, toplantı odası ve benzeri ortamlarda sıkışık bir alanda bile cihazın çıkarılıp kullanılmasına olanak sağlar. Bu özellikleri son zamanlarda bu sınıf cihazların 10 saati aşan pil ömrüyle bir araya geldiğinde, mobil iş uygulamaları için ultra taşınabilir dizüstü bilgisayarları mükemmel bir platform haline getirir.
Bununla birlikte, ultra taşınabilir dizüstü bilgisayarların sundukları bu avantajlar bazı fedakarlıkları da beraberinde getirir. Bunlardan ilki, fiyatlarının oldukça pahalı olmasıdır. Zira bir yandan normal bir dizüstü bilgisayara yakın bir performans sunmaya odaklanırken aynı zamanda izdüşümü küçük tutmak, şirketlere tasarım ve üretim teknikleri anlamında önemli bir maliyet yükler. Çoğu durumda bir ultra taşınabilir dizüstü bilgisayarın fiyatı, standart bir dizüstü bilgisayarın en az 2 katı civarından başlar.


İkincisi, ultra taşınabilir bilgisayarların sıkışık ve narin yapısı bu aygıtları çarpma, düşme gibi olayların zararlı etkilerine daha açık hale getirir. İncecik ekranların üzerlerine konulan ağırlığa direnci nispeten daha düşüktür, sıkışık bir alanda yer alan sabit disk darbe sırasında sarsıntıya daha meyilli olabilir. Kullanıcıların bu anlamda dikkatli olması gerekir.
Üçüncüsü de, enerjiyi tasarruflu kullanma ihtiyacı ve yer sıkıntısı nedeniyle ultra taşınabilir bilgisayarlar standart dizüstü bilgisayarların sunduğu çağdaş işlemci ve grafik seçeneklerinden daha azıyla yetinmek zorundadırlar. Bir ultra taşınabilir dizüstü bilgisayar genel iş uygulamaları için yeterli performans sunsa da, asla üst seviye bir performans ortaya
koyamaz.
Son olarak, küçük ve taşınabilir sonuç ortaya koyma yaklaşımı donanım bakımından bu sınıf cihazların bazı fedakarlıkları gündeme getirmelerine sebep olur. Örneğin ekranları genellikle küçüktür, çoğunda dahili optik sürücü bulunmaz ve cihaz üzerindeki bağlantı yuvalarının sayısı sınırlıdır.
Standart dizüstü bilgisayarlar
Standart dizüstü bilgisayarlar, adı üzerinde bu sınıfın ortasında yer alan segmenti simgeler. Ortalama bir fiyata sahiptir, performans açısından vereceğiniz fiyata bağlı olarak orta ile üst uç arasında değişen bir skalaya kadar uzanabilir. Tasarım ve kullanışlılık açısından zengin bir çeşitlilik ortaya koyar, ekranları yeterince büyüktür ve bağlantı konusunda çoğu zaman ihtiyacınız olanı size vermeye yeter. Bilgisayarımın rengi pembe olsun diye tutturanından tutun da, bilgisayarımda dört çekirdekli işlemci kullanayım arka planda çalışan uygulamalar sıkıntı yaşamasın diye düşünenlere kadar bu sınıfta her kesime hitap eden ürün bulmak mümkündür.
Bu sınıftaki ürünlerin bir diğer güzel özelliği de, konfigürasyonun ötesinde kullanışlılık ve tasarım açısından da en büyük çeşitliliğe sahip olmalarında yatar. Çiklet tipi klavyeyi mi tercih edersiniz? Ayrı dizilmş numerik tuşlar sizin için vazgeçilmez mi? Kapak açıkken marka logosu parlasın ister misiniz? USB portları yanda mı olsa iyi arkada mı? Tuşlarınızda arka aydınlatma olmasının gece çalışırken rahatlık sağlayacağını mı düşünüyorsunuz? Parlak yerine mat ekran mı daha çok hoşunuza gidiyor? Piyasayı biraz araştırarak bu sınıfta ihtiyaçlarınızın hepsini bir araya toplayan bir model bulabilirsiniz. Üstelik de gayet uygun bir fiyata.
Bu sınıfın sahibini en çok düşündüren özellikleri arasında ise genellikle taşınabilirlik ve pil ömrü gelir. Bu sınıftaki bilgisayarlar çoğu konfeksiyondan sipariş verilmiş gibi 2,5 – 3 kilo ağırlığa sahiptirler, 15,6 inç ekran kullanırlar ve pil ömürleri 3 saat civarındadır (yine ekran boyundan ödün vermek kaydıyla bu değerleri bir miktar aşağı çekebilirsiniz). Bu da mobil ofis konusunda ilk tercih olmaktan öte, ihtiyaç duyulduğunda durumu kurtarmak üzere kullanılabilecekleri anlamına gelir. Hayır öyle değil diyenler, bilgisayarları adaptör ve aksesuarların da yanında olduğu bir çantaya doldurarak birkaç saat omuzlarında gezdirip böyle bir şeye tahammül edip etmeyeceklerine karar verebilirler.


Dizüstü bilgisayar satın alırken dikkat


Pil ömrü: Bilgisayarınızı özellikle seyahatlerde kullanacaksanız satın alacağınız dizüstü bilgisayarın pil ömrüne mutlaka dikkat edin. Katalogda yazan pil ömrünü değerlendirirken bunun ideal koşullardaki kullanımı yansıttığını ve normalde alacağınız pil ömrü performansının bunun biraz daha altında olabileceğini unutmayın.
Toplam taşıma ağırlığı: Dizüstü bilgisayarınızı yanınızda taşımak demek, sadece bilgisayarı sırtlanmak demek değildir. Beraberinde taşımanız gereken adaptör, aksesuvar ve çantanın ağırlığını da hesaba katın. Özellikle adaptör sürpriz yaratabilir, gözünüz açık olsun.
Hareketli parçalar: Satın alacağınız dizüstü bilgisayarda sabit disk olarak katı hal diski (SSD) seçeneği varsa, farkını vererek tercih etmeye bakın. Hareketli parça içermeyen bu sabit disk teknolojisi performansın artırılması ve pil ömrünün iyileştirilmesi konusunda dizüstü bilgisayarınıza büyük fayda sağlarken, hareketli parça içermediği için olası bir düşme veya darbede verilerinizin daha güvende olmasını sağlar.
Ekran performansı: Dizüstü bilgisayarınızı kullanırken en sık etkileşim kuracağınız, dolayısıyla ergonomi ve sağlık açısından en önemli parça ekrandır. Beğendiğiniz modeli satın almadan önce ekranına bakın, görüntünün keskinliğini ve farklı açılardan bakıldığında aşırı görüntü kaybı olup olmadığını inceleyin. Ekranın güneş ışığı ve benzer bol ışıklı ortamlarda yeterince performans gösterip gösteremediğini deneyin. İçinize sinmiyorsa başka modele yönelin.
Malzeme kalitesi: Dizüstü bilgisayarların üretiminde kullanılan malzemeler dayanıklılığına önemli ölçüde etki eder. Örneğin ekranın üst kapağına bastırdığınızda fazla eziliyorsa, bilgisayarınızın üzerine koyacağınız bir ağırlık ekrana zarar verebilir. Ayrıca ek yerleri gıcırdayan, pil kapağı tıkırdayan bir dizüstü bilgisayar kullanım sırasında canınızı sıkabilir.
Klavye ve işaretçi cihazlar: Dizüstü bilgisayarın üzerinde yer alan klavye ve fare işaretçisi, ekrandan sonra en çok kullanacağınız etkileşim araçlarıdır. Bunların kolay ve rahat kullanıldığından emin olun. Gerekirse bir metin dosyası açıp bir şeyler yazmayı deneyin, klavye ve işaretçinin parmaklarınıza ve kullanım şeklinize uygun olmadığını denetleyin. Gece çalışmayı düşünüyorsanız, alttan aydınlatılmış klavyeler az ışıklı ortamlarda işinizi çok kolaylaştıracaktır.
Bağlantı yuvalarının yerleşimi: Çoğu kişi dizüstü bilgisayar seçerken portların yerleşimine pek dikkat etmese de, fare, yazıcı ve kulaklık gibi birkaç parça aksesuvarı bağladığında kabloların sağdan soldan sarkmaya başlamasıyla ne yaptığının farkına varır. Dizüstü bilgisayar satın alırken bu konuyu da göz önünde tutun. Acaba kulaklık kablosu sağdan mı sarkmalı soldan mı? Yoksa önden mi daha uygun olur? USB portlarına erişmek için hep bilgisayarın arkasını mı çevirmek gerekiyor? Yoksa hepsi arkada olsa kablolarla uğraşmak daha mı kolay olur? Düşünün, karar verin ve beklentilerinize hitap eden modellere yönelin.
Optik sürücü: Özellikle netbook ve ultra taşınabilir sınıfındaki bilgisayarların bazılarında optik sürücü yer almaz. Optik sürücüye çok ihtiyacınız varsa satın almadan önce kontrol edin, sürpriz yaşamayın.
Gürültü seviyesi: Her dizüstü bilgisayar, ilk açıldığı anda ve fazla yük altında değilken sessiz sedasız çalışma eğilimindedir. Ancak video, multimedya, sayfalarca ilerleyen hesap tabloları gibi sistemi biraz zorlayacak uygulamaları devreye aldığınızda sistem bileşenlerinin performansının zorlanmasıyla birlikte soğutma pervaneleri de dönmeye başlar. Bu pervanelerin sesi bazı modellerde kullanıcıyı rahatsız edecek seviyelere ulaşabilir. Bu yüzden mümkünse sistemin ağır yük altına nasıl davrandığını gözlemleyin, pervanelerden gelen sesin kullanımda kulağınızı rahatsız etmeyecek seviyede olduğundan emin olun.


Performans sınıfı dizüstü bilgisayarlar
Tıpkı masaüstü bilgisayarlarda olduğu gibi dizüstü bilgisayarlarda da genel bir kural vardır: Performans istiyorsanız kasayı büyüğünden seçeceksiniz. İşte bu mantıktan hareketle, bazı üreticiler son zamanlarda masaüstü bilgisayarların becerileriyle yarışan, bununla birlikte halen dizüstü bilgisayar olduğunu iddia eden bir sınıf geliştirdiler.
Performans sınıfı olarak isimlendirdiğimiz bu modeller 5 kiloya yaklaşan ağırlıkları ve 17 inç üstü boyuta sahip ekranlarıyla yerinden kaldırmayı pek istemeyeceğiniz türden aygıtlardır. Pil ömrü de ancak sistemi elektrik kesintilerinin etkilerinden korumaya ve birkaç saat ayakta tutmaya yetecek kadardır. Fakat standart bir dizüstü bilgisayardan beklemeyeceğiniz ölçüde yüksek performans ve özellik ortaya koyarlar. RAID 0 konfigürasyonuyla bağlanarak disk performansını artırmayı amaçlayan çift sabit disk, kasa içine gömülmüş 5+1 hoparlör sistemleri, Blu-Ray sürücüler, optik ses çıkışları ve bu tarz bir cihazda beklemeyeceğiniz türden diğer bazı nitelikleriyle oturaklı görünümlerinin hakkını sonuna kadar verirler.
Bunun yanında standart bir dizüstü bilgisayarın size sağlayabileceği pratik kullanım olanaklarını da sunarlar. Ekranı klavyenin üzerine katlayıp sistemin kapladığı yeri azaltabilir, sadece bir adaptör bağlantısıyla kablo karmaşası yaratmadan masanızın üzerinde zengin bir çalışma ortamı oluşturabilir, hatta kendinize zaman ayırabildiğiniz anlarda tek bir tuşa basarak
televizyon veya HD film seyredip kaliteli ses sistemi üzerinden müzik de dinleyebilirsiniz.
Özetle, taşınabilirliği askıya aldığınız ve bedelini ödemeye hazır olduğunuz sürece, arabanızın arkasına atıp taşıyabileceğiniz ikinci bir bilgisayar veya yerinde sabit duracak bir ofis bilgisayarı olarak bu sınıfı tercih edebilirsiniz.


Netbook sınıfı dizüstü bilgisayarlar
Son yıllarda piyasayı saran netbook sınıfı bilgisayarlar, ultra taşınabilir bilgisayarlar kadar küçük ve hafif olmanın yanında çok ucuz fiyatlarıyla bir anda tüketicilerin gündemine yerleşti. Üzerlerinde optik sürücü barındırmayan bu sistemler, özellikle internette dolaşmak ve yazı yazmak gibi rutin işlemler için ideal çözümler olarak kabul ediliyorlar.
Doğal olarak taşınabilirliği ucuzlukla bir araya getiren bu çözümler, çoğu yöneticinin de ilgisinin bu cihazlara yönelmesine neden oluyor. Fakat siz siz olun, profesyonel amaçlar için netbook satın almadan önce iki kez düşünün. Çünkü bu cihazlar her ne kadar ilk anda cazip görünse de, iki önemli dezavantajları vardır: İşlem gücü, ekran boyutu ve klavye genişliği.
İşlem gücü açısından baktığınızda, netbook sınıfı bilgisayarlar genel amaçlar için yeterli, fakat özellikle çok sayıda uygulamayla çalışmak zorunda olduğunuz durumlar için zaman zaman insanı sıkıntıya sokacak ölçüde yetersiz bir performans ortaya koyarlar. Büyük bölümünün ekran çözünürlüğü de 10 inç ekran üzerinde 1024×600 ile sınırlıdır ki, bu çözünürlük çoğu internet sitesinin düzgün görüntülenmesi için yeterli değildir. Tüm bunların üzerine çoğu netbook bilgisayarın klavyesinin bu boyuta uyum sağlamak için normal klavyelerden daha küçük oluşunu eklediğinizde, profesyonel amaçlı kullanımda netbook sınıfının üzerine çarpı çekmek için bir sebebiniz daha olur.
Yine de netbook sınıfını taşınabilir bir çözüm olarak tamamen dışlamadan önce, piyasada ender bulunan 11,6 inç ekranlı çözümlere bakmadan karar vermemenizi öneririz. Bu sınıfa dahil olan netbook bilgisayarlar, daha büyük ekran boyutunda standart dizüstü bilgisayarlara denk HD kalitesinde 1366×768 ekran çözünürlüğü sunabiliyorlar. Ayrıca ekran boyutuna bağlı olarak büyüyen izdüşümün getirdiği avantajla, bu modeller diğer netbooklardan farklı olarak tam boy klavyeye ve 10 saate yaklaşan pil ömrüne sahip olabiliyorlar.
Mobil çalışma anlayışınız ağırlıklı olarak mesajların takibi ve yazışmalarla sınırlıysa, bunun yanında kapsamlı bir internet erişimine de ihtiyaç duyuyorsanız, ultra taşınabilir sınıfında karar kılmadan önce netbook kategorisindeki 11,6 inçlik modellere de bakmadan geçmemenizi öneririz.


2- MASAÜSTÜ BİLGİSAYAR
İş amaçlı kullanım için ofisinize bir masaüstü bilgisayar almayı düşünüyorsanız, proje çizen bir mühendis olmadığınız sürece önceliğiniz muhtemelen performans olmayacaktır. Zira performans kendine özgü fedakarlıkları da beraberinde getirir. Yüksek miktarda enerji tüketimi, susmak bilmeyen soğutma pervaneleri ve nereye koyacağınızı bilemeyeceğiniz devasa kasalar gibi.


Küçük form faktörü
Bu nedenle özellikle kurumsal kullanıma yönelik olarak çoğu kullanıcı, iş yerindeki bilgisayarların harcadığı enerji sarfiyatını düşürmek ve bilgisayarların masaüstünde kapladığı yeri azaltmak için küçük form faktörü adı verilen çözümlere yönelmeye başladılar. Bu çözümler bir masaüstü bilgisayarın tüm fonksiyonlarını sunabilmekle birlikte, normal masaüstü bilgisayarlara kıyasla çok daha az yer kaplayacak biçimde tasarlanıyorlar.
Bu form faktörüne sahip olan sistemler, terfi adına fazla bir seçenek sunmasalar da bir bilgisayardan beklediğiniz tüm fonksiyonları şık ve fonksiyonel bir yapı içinde bir araya getiriyorlar. Çoğunlukla pasif soğutma sistemleri tercih edildiği için fazla gürültü çıkarmıyorlar. Üstelik ofis ortamına uyum sağlayabilecek birbirinden farklı renk, biçim ve şekillerde karşınıza çıkabiliyorlar. Bu sayede şık ve sessiz ortamlar için çevresiyle bütünleşen, oldukça şık çözümler ortaya koyuyorlar.


Hepsi bir aradalar
Küçük form faktörünün yanında, estetiğe ve fonksiyonelliğe yönelik beklentileri tatmin etmek üzere All-in-one, yani ‘Hepsi bir arada’ türü sistemler de ofis kullanımında giderek yaygınlaşan ve dikkate almanız gereken bir sınıfı simgeliyor.


Nedir bu ‘Hepsi bir arada’ derseniz şöyle açıklayalım: Masaüstü bilgisayarlar ilk çıktıkları zamanlardan beri dört temel parçadan oluşuyor: Sistem bileşenlerini içeren bilgisayar kasası, buna bağlı bir ekran, kontrol için klavye ve fare. Bu yapılanma, doğal olarak farklı parçaların kablolarla birbirine bağlanmasını gerektiriyor ve kablo kalabalığına yol açıyor. Hepsi bir arada yaklaşımında ise sistem bileşenleri ayrı bir kasanın içinde yer almak yerine doğrudan ekranla bütünleştiriliyor. Bu yapıyı kablosuz klavye-fare seti ve yine kablosuz internet erişimiyle bir araya getirdiğinizde, çalıştırmak için prize takacağınız elektrik kablosundan başka kabloya ihtiyaç duymayan bir sisteme kavuşmuş oluyorsunuz.
Piyasada giderek yaygınlaşan hepsi bir arada çözümler masaüstü bilgisayarın rahatlığına alışan, fakat yer sorunu olan kullanıcılar için ideal bir çalışma ortamı sağlıyor. Sessiz, güç tüketimi konusunda tutumlu, ihtiyaç halinde kolayca yeri değiştirilebiliyor, bazı modeller televizyon niyetine de kullanılabiliyor ve yeni nesil örneklerde dokunmatik kullanım
olanağı da mevcut.


3- CEP TELEFONLARI VE AKILLI CİHAZLAR
Akıllı cep telefonları, mobil çalışma ortamı dendiği zaman bir yöneticinin yanından ayırmadığı cihazların başında gelir. Ajandanızı gözden geçirmekten e-posta cevaplamaya, web üzerinde arama yapmaktan videokonferans görüşmeye kadar birçok özelliği bir arada taşıyan akıllı cep telefonları, günümüz yöneticilerinin en favori araçları arasında.
Diğer yandan piyasada o kadar çok akıllı cep telefonu modeli var ki, bunların arasından en çok işinize yarayacak olanın hangisi olduğunu bulup çıkarmak bir dert. Yine de seçeneklere kısaca göz atmakta fayda var.


BlackBerry
Yöneticilerin mobil iletişim için kullandıkları yöntemler arasında yazılı iletişim, çoğu zaman sözlü iletişime göre çok daha önemli bir yer tutar. Çünkü yazılı iletişimde cevaplarınızı daha kolay sıralayabilir, yapılan yazışmaları belgeleyerek iş süreçlerini daha yakından takip edebilir ve önemli detayların unutulmasının önüne geçebilirsiniz. İş dünyasında yazılı iletişim e-posta demektir. Bireysel iletişimde MSN, Facebook gibi araçlar e-postanın önüne geçmiş olabilir, ama iş dünyasının resmi yazışmaları e-posta iletişimi üzerinden yürür. Daha uzun süre de böyle olacak gibi görünüyor.
İşte iş e-posta iletişimini kontrol altında tutmaya gelince, piyasada bu işi BlackBerry akıllı telefonlardan daha iyi yapan başka bir cihaz daha yok. Birçok farklı model arasından seçip beğenebileceğiniz BlackBerry telefonların en büyük özelliği, e-posta mesajlarını sunucuya düştüğü anda cep telefonunuza iletmesi ve buradan görüntülemenize olanak vermesi. Üstelik son model BlackBerry cihazları mesaj eklerini daha iyi görmenizi, hatta ekler üzerinde değişiklik yapmanızı sağlayan geniş ekranlar ve yazılım setleriyle birlikte geliyorlar.
Bunun yanında kişisel ajandanızın takibinden internet üzerinde dolaşmaya kadar hemen her akıllı telefonun sahip olduğu becerileri de kullanıcılarından esirgemiyorlar. Yetmediyse, BlackBerry için özelleşmiş uygulamalar sayesinde haber okumaktan hava durumuna bakmaya kadar farklı işlere yarayan birçok uygulamayı telefonunuza indirip kullanabiliyorsunuz. Buna kurumunuz için özel olarak geliştirebileceğiniz uygulamalar da dahil.
BlackBerry telefonların bir diğer güzel özelliği, pil ömrü ve klavye açısından rakiplerine göre oldukça başarılı bir performans ortaya koymaları. BlackBerry platformu, doğduğu günden itibaren anlık e-posta iletişimine odaklandığı için bugüne kadarki gelişimi boyunca iletişimin sürekliliğini ve hızını sağlamak adına güç tüketimi ve klavye dizilimi konusunda ideale doğru bir gelişim gösterdi. Bugün benzer platformlarla kıyasladığınızda, BlackBerry cihazlarının sürekli e-posta sunucusuna bağlı kalmasına rağmen etkileyici bir pil ömrüne sahip olduğunu ve piyasanın en rahat kullanılan klavyeleriyle donatıldığını görebilirsiniz.
Bununla birlikte, BlackBerry platformunun birkaç zayıf yönü de yok değil. Örneğin uygulama platformu, şimdilik diğer akıllı telefonlarla kıyaslanabilecek bir yazılım çeşitliliğine sahip değil.


Masaüstü bilgisayar alırken bunları da göz önüne alın


Kasa duruşu: Masaüstü bilgisayarlar çoğunlukla Tower adı verilen kule tarzı kasalara sahip olsalar da, yan yatırarak kullanılmak üzere tasarlanan Slim kasalar da mevcut. Bazı kasalar ise her iki şekilde de kullanılabiliyor. Bilgisayarınızın kasasını koymayı düşündüğünüz yere göre bu ikisi arasında bir seçim yapabilirsiniz.
Bağlantı yuvalarının yerleşimi: Bazı masaüstü bilgisayarlarda ses girişi, USB gibi sık kullanılan bağlantı yuvaları kasanın kolay erişilebilen ön bölümünde yer alır. Bilgisayarınıza USB bellek gibi aygıtları sık sık bağlayıp çıkarıyorsanız bu özellik sizi rahat ettirecektir.
Kart okuyucu: Bazı masaüstü bilgisayarlarda cep telefonu ve fotoğraf makinesi gibi aygıtların kullandığı kartlardan veri transferi yapmayı sağlayan kart okuyucular dahili olarak gelir. Masaüstü bilgisayarınızda yer alan dahili bir kart okuyucu sizi hem ek kablo kalabalığından, hem de ilgili aygıtları sürekli bilgisayarınıza bağlamak zorunda kalmaktan kurtaracaktır.
Ses sistemi: Masaüstü bilgisayarınız, dizüstü bilgisayardan farklı olarak kendi üzerinde bir ses sistemine sahip olmayacaktır. Bu işin de çaresine bakmak zorunda olduğunuzu unutmayın.


Ayrıca BlackBerry telefonların anında e-posta alıp gönderme hizmetinden yararlanmak için operatör üzerinden BlackBerry servisine abone olmak gerekiyor. Bu da telefon faturasında ek bir yük anlamına geliyor. Sürekli e-postalarla iç içe yaşamanın bir süre sonra ulaşılamama mazeretini ve mesai saati kavramını ortadan kaldırması da bazı kullanıcıların sonradan ah vah ettiği bir durum.


iPhone
2007 yılında piyasaya sürülen ve dördüncü nesline kadar tek bir ortak tasarım platformu üzerinde ilerlemesine rağmen akıllı telefon pazarının tozunu attıran iPhone, herkesin ilgisini üzerinde toplamaya devam ediyor. Peki, bir BT yöneticisi veya çalışanı olarak acaba bu telefon sizin ihtiyacınız görebilir mi?
Bu soruya doğrudan bir cevap vermek zor. İsterseniz platformun iyi yönleriyle başlayalım. Dev bir dokunmatik ekran haricinde neredeyse başka hiçbir şey barındırmayan bu telefon aslında bir iş platformundan çok eğlence platformu olarak tasarlandığı hissi bırakıyor. Üzerindeki iPod uygulaması, video görüntüleme kalitesi, hatta satın aldığınız anda üzerinde yer alan uygulamalara kadar genel eğilim bu yönde. Diğer yandan, takvim ve e-posta gibi uygulamalar konusunda da bir o kadar başarılı. Üstelik bu tip uygulamaları geniş dokunmatik ekran üzerinden ve kendine özgü arabirimiyle kullanmak da çok kolay. Mesaj eklerindeki dosyaları görüntülemek, takvim ve notlar arasında gezinmek ve bilgilendirmeye yönelik uygulamaları kullanmak oldukça eğlenceli.
Bunun üzerine, platforma özel olarak geliştirilmiş App Store adı verilen uygulama dükkanı üzerinden erişilebilen yüzbinlerce farklı uygulamayı da bir arada zahmetsizce bulmak mümkün. Yine endüstride bir ilk olan ve mobil uygulama pazarında liderliği elinde bulunduran bu platform üzerinde bulabileceğiniz uygulamaların yapabildiklerinin haddi hesabı yok. Bu uygulamalar genelde telefonun donanım profilini ve dokunmatik ekranını kullanarak yaratıcı çözümler üreten oyun ve eğlenceye yönelik şeyler, ama aralarında iş amaçlı kullanabileceğiniz sayısız örnekler de var. Dokunmatik ekran konusuna gelince de iPhone’un hakkını vermek lazım. Piyasada dokunmatik ekranın verdiği tepki ve kullanım hissi açısından şimdiye dek hiçbir model iPhone’un ilk modelinin dahi yanına bile yaklaşamadı.
Gel gelelim, Apple’ın kendine özgü platform kısıtlamaları nedeniyle telefonun senkronizasyonunu iTunes yazılımıyla yapmak zorundasınız ve iPhone’un aksine, iTunes tam bir baş belasından ibaret. Bunun yanında her ne kadar kullanması nispeten kolay olsa da dokunmatik klavyenin asla gerçek bir klavyenin yerini tutmayacağını iddia edenler var ki, bir yerde haklılar. Yine aynı platform sınırlamaları nedeniyle kendinize özel bir uygulama geliştirmek, telefona özel bir veri aktarmak veya telefonda ouşturduğunuz bir veriyi standart formatlardan birine dönüştürüp telefondan dışarı çıkarmak yer yer eziyete dönüşebiliyor.
Ayrıca telefonun cevaplama ve reddetme tuşlarının olmaması da önemli bir eksiklik. Tamam, geniş dokunmatik ekran her türlü ihtiyaca göre özelleştirilebilen bir arabirim ortaya koymanızı sağlıyor sağlamasına ama, cevaplama ve reddetme tuşlarının olmaması işi zora sokuyor. Zira mevcut yaklaşımda bu işlemleri yapmak için dokunmatik ekranda beliren düğmelere basmak veya bir izi soldan sağa kibarca sürüklemek zorundasınız. Ama olur ya, insanın eli ıslak oluyor yağlı oluyor telefon ekranda yaptığınız hareketleri bir
türlü algılayamıyor. Siz de çalıp çalıp susan bir telefonla boğuştuğunuzla kalıyorsunuz. Yine aynı sebepten dolayı karşınızdakine sinirlenip suratına telefonu çat diye kapatmak isterseniz, bu telefonda öyle bir da şansınız yok.


iPad bunun neresinde?


Hazır akıllı telefonlardan söz açmışken, günümüzün en hızlı bilişim eğilimi olan tablet bilgisayar konusuna da bir değinmekte fayda var. Tablet demişken de iPad’i kastediyoruz, çünkü diğer üreticilerin tablet çözümleri halen raflardan en az birkaç ay uzakta görünüyor.
Peki, acaba bir iPad alsanız gerçekten işinize yarar mı?
Cihazın içerik ve uygulamalar bakımından tıpkı iPhone’da olduğu gibi AppStore’a ihtiyaç duyan kapalı bir yapı ortaya koyması, birden fazla programı aynı anda çalıştırma yeteneğinin olmaması, internet tarayıcısının Flash animasyonları desteklememesi, USB bağlantısı bulunmaması gibi sebeplerle birçok kişi daha cihazı eline almadan burun kıvırıyor.  İçeriğe müdahele olanakları bir akıllı telefondan çok daha fazla, ama asla bir dizüstü bilgisayar kadar zengin değil.
Fakat yine de ağırlıklı olarak olumsuz görüşe sahip olanların atladığı önemli bir konu var: iPad öncelikli olarak bir bilgisayar değil, bir içerik tüketim platformu. Yani bunu dilediğiniz an internet sayfaları arasında dolaşabileceğiniz, e-posta alıp gönderebileceğiniz, kitap okuyabileceğiniz, video izleyebileceğiniz, fotoğraflarınızı görüntüleyebileceğiniz bir platform olarak değerlendirmeniz lazım. Zaten cihazın en öncelikli hedeflerinden biri e-kitap okuyucu pazarında rekabet etmek.
Buna anında açılıp kapanabilme özelliği, uygulamaların son derece hızlı açılabilmesi gibi yetenekleri de eklediğinizde ortaya şöyle ilginç bir sonuç çıkıyor: iPad içerik tüketimi konusundaki ihtiyacı karşılamak bir yana, daha önce ihtiyaç duyduğunuzun farkında bile olmadığınız şeyleri getirip çözüm olarak önünüze koyan bir cihaz. Daha önce eksikliğini hiç duymasanız bile, bir kez kullanmaya alıştıktan sonra onsuz kolay kolay yapamayacağınızı düşündüren bir teknolojik buluş.
Kısacası imkanınız varsa bir tablet cihazı almanız, büyük ekranda detaylı raporları görüntülemekten dünyada olup bitenlere hızla göz atmaya kadar önünüzde büyük bir ufuk açabilir. Üstelik dizüstü bilgisayarınızı yanınızda taşımanıza gerek kalmadan, sıkışık ortamlarda klavyeyi fareyi nereye koyacağınızı düşünmenizi gerektirmeden. Bizim tavsiyemiz, mevcut cihazlarınıza ek olarak ara çözüm niyetine mutlaka bir tablet çözümüne de sahip olmanız yönünde.
Bu arada çok değil, birkaç aya kadar piyasada birçok yeni çözümün yerini alacağını unutmayın.


Android, Symbian, Windows Mobile ve diğerleri
E-posta iletişimi üzerine odaklanan BlackBerry ve kendi tarzını yaratan iPhone haricinde kalan modeller öylesine çeşitli ki, bunları toplu olarak ele almakta fayda var. Aksi halde anlatmaya sayfalarımız yetmez.
Genel olarak Android, Symbian, Windows Mobile ve bir miktar da cihaza özgü işletim sistemi barındıran akıllı telefon modelleri çok büyük bir çeşitliliğe sahip. Aralarında iPhone’u bile geride bırakan devasa dokunmatik ekranlı modellerden, kayarak açılan klavyesiyle kolay yazı yazma olanağı verenlere kadar hemen her türden fonksiyona sahip olan model bulmak mümkün. Uygulama çeşitliliği ve becerisi açısından da sıralama yaklaşık olarak Android > Windows Mobile > Symbian > Kendine Özgü Platformlar şeklinde ilerliyor.
Ancak burada Android platformuna özellikle dikkat etmekte fayda var. Google tarafından taşınabilir cihazlara uyum sağlayacak biçimde hazırlanan bu mobil işletim sistemi platformu geliştiriciler arasında öylesine popüler hale geldi ki, uygulama çeşitliliği açısından neredeyse iPhone’u yakalamak üzereler. Üstelik bu platform iPhone’a oranla nispeten daha uyumlu, dosya ve verilerin paylaşımı çok daha kolay ve uygulamalar açısından bir o kadar becerikli. Buna her ihtiyaca uyum sağlayabilen donanım çeşitliliğini de eklediğinizde, bu sınıfta aklınıza bile gelmeyecek ölçüde işinize yarayacak çözümlerle karşılaşabilirsiniz. Yalnız ufak bir sorun var: Android Market platformu halen Türkiye’ye açık değil, o işin biraz etrafından dolanmanız lazım.
Fakat yine de, bu kategoriler altında yer alan hiçbir modelin anında e-posta iletişimi konusunda BlackBerry kadar becerikli veya dokunmatik ekran konusunda iPhone kadar başarılı olmasını beklemeyin.


4- MOBİL BAĞLANTI ÇÖZÜMLERİ
Mobil çalışma ortamının en büyük gereksinimlerinden biri internet bağlantısıdır. Neyse ki Türkiye’de 3G hizmetlerinin kullanıma girmesiyle birlikte bu iş büyük ölçüde sorun olmaktan çıkmış durumda.
Bu alandaki alternatif uygulamalar ise 3G modemlerden başlayıp bunun daha ötesine doğru uzanıyor.


3G modemler
3G bağlantı için cep telefonu yerine bilgisayarınızı kullanmak istiyorsanız, kullanabileceğiniz en temel araçlardan biri 3G modemler. Türkiye’de faaliyet gösteren her operatör tarafından sunulan bu çözümlerde tarifeler değişse de, hemen hepsinde modemin de içinde olduğu sözleşme seçeneklerine rastlayabilirsiniz. Diğer bir deyimle, servisi 12 ay veya daha uzun süre kullanma taahhüdü verdiğiniz sürece ayrıca modeme para ödemek zorunda kalmıyorsunuz.
Operatörlerin sunduğu modemler, tasarım haricinde birbirinden pek de farklı değil. Bazıları indirme ve yükleme hızlarında farklı hız seçenekleri ortaya koysa da, genel olarak hepsi mobil çalışma ortamında işinizi görecek bir performans ortaya koyabiliyorlar.
Bu arada, 3G modem satın almadan önce 3G modem özelliğini dahili olarak taşıyan bir dizüstü bilgisayar satın almayı da düşünebilirsiniz. Böylece modemi bilgisayarınıza
bir ek parça olarak takmak zorunda kalmaktan da kurtulursunuz.


3G bağlantı çoklayıcılar
3G bağlantısını gittiğiniz yerde sadece tek bir bilgisayarla değil, birden fazla bilgisayarla veya akıllı cihazla paylaşmayı düşünüyorsanız, alternatifleriniz arasına 3G modem çoklayıcıları alabilirsiniz. Bu aygıtların yaptığı iş, 3G bağlantısını WiFi sinyallerine dönüştürerek birden fazla aygıtın bu bağlantıdan aynı anda faydalanabilmesini sağlamak.


Cep telefonu satın alırken


• Sırf moda, eğilim diye dokunmatik ekranlı modellere yönelmeyin. Yönelecekseniz de önce mutlaka deneyin, sonra karar verin.
• Pil ömrü önemlidir. Özellikle aktif kullanım sırasında sizi yarı yolda bırakmayacak modellere yönelin.
• Akıllı telefonunuzun büyük ekranı, internet bağlantısı pili hızla emerek sizi en çok ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda enerjiden yoksun bırakabilir. Böyle durumlar için hafif, ucuz, ama pili haftalarca giden basit modellerden birini yedek olarak çantanızda bulundurmayı düşünebilirsiniz.


3G bağlantı püfleri


Modem USB portunu kapatmasın: Bazı dizüstü bilgisayarlarda USB yuvaları birbirine bir hayli yakın biçimde konuşlandırılır. USB modemin de biraz iri olduğu durumlarda, modem bu yuvayı kaplayarak yanındaki yuvanın da erişilemez olmasına neden olabilir. Böyle durumlarda USB uzatma kablosu kullanmanız gerekir ki, bu da görüntüde ve kullanımda sıkıntı yaratır. Modemi satın almadan önce mümkünse sisteminizde böyle bir duruma sebep olup olmayacağını kontrol edin.
3G bağlantı çoklayıcıya dikkat: Bazı 3G çoklayıcılar, sadece belli sayıda aygıtın aynı anda WiFi üzerinden bağlanmasına izin verirler. Aldığınız aygıtta böyle bir sınırlama olup olmadığını bilerek alın.
Dizüstü alırken dahili 3G tercih edin: Böylece bilgisayarınızdan herhangi bir aygıt veya kablo sarkmasına gerek olmadan doğrudan bağlantı sağlayabilirsiniz.
Pil ömrüne dikkat: Akıllı telefonunuzu modem olarak kullanmayı düşünüyorsanız, telefonunuzun şarjının böyle bir kullanımda çok daha az gideceğini unutmayın. Dizüstü bilgisayarınıza 3G modem bağlayarak bağlantı kurmak da dizüstü bilgisayarınızın pil ömründen bir miktar götürecektir.


Windows 7’li bilgisayarı olan 3G’yi kolayca paylaşıyor


Bilgisayarınızda Windows 7 işletim sistemi varsa, herhangi bir ek donanıma ihtiyaç duymadan, sadece USB 3G modeminizi kullanarak da internetinizi paylaştırabilirsiniz. Connectify adlı ücretsiz yazılım, Windows 7’deki sanal WiFi adı verilen bir özellikten faydalanarak bu işi birkaç basit adımda yerine getiriyor.
Bunun için önce yazılımı indirip bilgisayarınıza kuruyorsunuz, çalıştırdıktan sonra karşınıza çıkan yönergeleri adım adım takip ediyorsunuz. Bu süreçte size hangi bağlantıyı paylaştırmak istediğiniz, yayın yapacağınız bağlantı noktasınının adının ne olacağı, bu bağlantı noktasına bağlanacak olan bilgisayarların hangi güvenlik protokolünü kullanacağı ve bağlanmak için gereken şifre gibi sorular soruluyor. Bu iş de bittikten sonra program bilgisayarınızın üzerinde bir bağlantı noktası oluşturuyor ve arka plana geçerek çalışmaya devam ediyor. Artık tek yapmanız gereken, WiFi üzerinden internete bağlamak istediğiniz diğer aygıtlarda WiFi ağ taraması yapmak ve Connectify üzerinden belirlediğiniz bağlantı noktasını seçerek yine kendi belirlediğiniz şifreyi yazıp bağlanmak. Windows 7 yüklü bir bilgisayarın 3G de dahil mevcut internet bağlantısını diğer cihazlarla paylaşmak işte bu kadar kolay.
Ancak dizüstü bilgisayarınızı bir bağlantı noktası haline getirdiğinizde pil ömrünün bir miktar azalacağını unutmayın. Ayrıca bilgisayarınızın pili biterse bağlantı noktasını kaybedersiniz. Connectify’i connectify.me adresinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz.


Bu işi gören aygıtlar, genelde küçük bir kutudan ibaret oluyorlar. Üzerlerinde yer alan USB yuvasına 3G modeminizi veya SIM kart girişine 3G aboneliğinizin olduğu kartınızı yerleştiriyorsunuz. Aygıt 3G bağlantıyı sağlayarak bir WiFi paylaşım noktası oluşturuyor. Böylece diğer aygıtlarınızdan bu WiFi sinyaline bağlanarak doğrudan internet erişimine kavuşabiliyorsunuz. Bu şekilde bağlantı sağlayan aygıtların bazıları üzerinde dahili pil de barındırıyor. Böylece aygıtı elektriğe bağlamanıza bile gerek olmadan sahip olduğunuz cihazlara saatlerce internet erişimi sağlayabiliyosunuz. Türkiye’de bazı operatörler 3G modem çoklayıcı aygıtları belli bir ücret karşılığında veya özel kontratlarla
hediye etmek yoluyla tüketicilere ulaştırma yoluna gidiyorlar. Bunun yanında, operatörle sözleşme yapmadan bu işi yapan özel çözümleri teknoloji marketlerinden satın almak da mümkün.


Akıllı cep telefonları
3G modeminiz yoksa veya yanınızda değilse, bazı durumlarda akıllı telefonunuzu da 3G modem olarak kullanabilirsiniz. Çoğu akıllı telefon, Bluetooth bağlantısı yoluyla veya doğrudan kendisini bir WiFi paylaşım noktası haline getirerek 3G internet bağlantısını doğrudan paylaşabiliyor.
Yalnız bu paylaşımı mümkün hale getirmek için, özellikle Bluetooth bağlantısı kuracaksanız birkaç eşleştirme prosedürü gündeme gelecektir. Bu iş ilk kez yapacaklar için biraz zahmetli olsa da, bir kez becerdiğinizde bu işi kolayca yapabileceğinizi göreceksiniz.
Tabii cep telefonunuzu 3G modem olarak kullanmayı tercih ettiğiniz durumlarda, cep telefonunuzda kullandığınız hattınızın 3G veri paketlerine dahil olması gerektiğini söylememize gerek yok.


5- AKSESUVARLAR
Dizüstü bilgisayar, masaüstü bilgisayar, akıllı telefonlar ve bağlantı çözümlerinin yanında özellikle mobil çalışma deneyiminizi zenginleştirecek aksesuvarlardan da bahsetmemek olmaz.
Verilerinizi güvenceye almak için:
Taşınabilir depolama aygıtları
Gerek sistem yedekleme gerek dosya taşıma için olsun, taşınabilir depolama cihazları çoğu bilişim gezgininin çantalarında olmazsa olmaz bir yer tutuyor. Çoğu küçük bir defter gibi tasarlanan ve koyulduğu yerde bir cüzdan kadar yer kaplayan bu cihazları taşıması da son derece kolay. Farklı markalara sahip depolama aygıtları çeşitli kapasite, renk ve tasarımlarda bulunabildiği gibi, cihazı bağladığınızda doluluk oranını disk üzerinden görebileceğiniz modeller ve Mac bilgisayarlar için özel üretimleri de mevcut.
Üstelik bunların çoğu kıymetli bilgilerinizi yanınızda taşıyabilmenizi sağlamanın yanında, sisteminizin başına bir şeyler gelmesi riskine karşı verilerinizi kolayca yedekleme olanağı da sunuyor. Bazılarında yedeklemek ve yedeği geri yüklemek aygıt disk üzerinde yer alan tek bir tuşa basmak kadar kolay.


Yüzünüzü göstermek için:
Web kamera

Günümüzde çoğu bilgisayar kapağında web kamerayla birlikte gelse de, sizde bu yoksa küçük bir kamerayla bu açığı kapatabilirsiniz. Üstelik harici kameralarda seçeneğiniz daha fazla ve hassas mikrofon, karanlık ortamlar için aydınlatma bazı gelişmiş özelliklere ulaşma imkanınız da var. Logitech, Microsoft, Creative, Philips, Ttec, A4Tech gibi çoğu marka farklı ihtiyaçlara yönelik çok sayıda kamera seçeneğine sahip. Tabii dizüstü bilgisayarınız için kamera beğenirken teknik niteliklerin yanında kolay takıp çıkarabilme ve kolayca taşınabilme gibi özellikleri de göz önünde tutmakta fayda var.


Sesinizi duyurmak için:
Bluetooth kulaklık

Bluetooth uyumlu kulaklıkları çoğumuz sadece cep telefonlarında kullanmaya özgü ürünlermiş gibi düşünürüz. Oysa bunlar kalabalık ve gürültülü ortamlarda dizüstü bilgisayarınız üzerinden sesli ve görüntülü iletişim kurmak için de oldukça ideal cihazlar. Bluetooth uyumlu kulaklığı dizüstü bilgisayara tanıtıp, Skype veya MSN gibi yazılımlarda ayarladığınızda hem sesinizi duyurmak için sürekli bilgisayara doğru eğilmek zorunda kalmazsınız, hem karşınızdakini duymakta zorlanmazsınız. Cep telefonu üreten çoğu markanın ürünleri
haricinde Jabra, Plantronics gibi markaların da bu alanda ideal çözümlerine rastlayabilirsiniz.


Daha kolay çalışmak için:
Dizüstü bilgisayar faresi

Kullanıcıların genel olarak dizüstü bilgisayarlarda en çok eleştirdikleri noktalardan biri, fare niyetine kullanılan dokunmatik arabirimin gerçek bir fare kadar kolay kullanılamamasıdır. Bunun için son dönemlerde hızla yaygınlaşan dizüstü bilgisayar farelerinden birini çantada tutmakta yarar var. Tercihi yaparken de her türlü yüzeyde kolayca kullanılabilen modellere yönelmeniz kullanım açısından faydalı olacaktır.


Hesabını bilmek için:
Numerik klavye

Kolayca taşınmaya uygun dizüstü bilgisayarların sıkışık klavyesi numerik klavye barındırmaz. Diğer yandan yaptığınız işler hesap tablosuyla yakından ilgiliyse, zaman zaman numerik klavyenin eksikliğini de hissedersiniz. Bu gibi durumlar için çantanızda ayrıca bir numerik klavye bulundurmak iyi bir fikir olabilir. Kablolu veya kablosuz olarak dizüstü bilgisayara bağlanabilen bu bağımsız numerik klavyeler, hesap işleri söz konusu olduğunda elinizi rahatlatacaktır. Üstelik bazı modelleri bilgisayara bağlamadan, hesap makinesi olarak da kullanabilirsiniz.


Hırsızlıktan korunmak için:
Kensington uyumlu kilit

Sürekli taşıdığınız ve önemli verilerinizi emanet ettiğiniz dizüstü bilgisayarınızın yanından bir nedenle ayrılmak zorunda kaldığınızda güvenliğini sağlamak da çok önemli. Böyle bir endişeniz varsa, neredeyse bütün dizüstü bilgisayarlarda bulunan Kensington güvenlik yuvasını kullanan kilitleme aksesuvarlarından bir tane edinmenizde fayda var. Kilidin ucunu dizüstü bilgisayar üzerindeki özel yuvaya yerleştirip ucundaki çelik kabloyu masa ayağı, kalorifer borusu gibi kolay hareket ettirilemeyecek bir yere bağladınız mı, en azından potansiyel hırsıza zaman kaybettirmiş olursunuz.