TIP BİLİMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TIP BİLİMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2011 Pazar

Süper Beyin

Görevleri Gerçekten İmkansız


Dakikada 250.000 yeni hücre oluşturacaklar. Ve 2 yıl gibi kısa bir sürede 100 milyar çalışana sahip bir bilgi işlem şirketi kuracaklar. 60-80 yıl boyunca nüfusları bir daha artmayacak. Bu mucize şirkette izin yok, yeni işe almalar yok. Ölünceye kadar aynı personel çalışmak zorunda. Mesai, 24 saat. Ölen veya hastalananların yeri komşu personelce doldurulacak.


Merkezi Sinir Sisteminin oluşumu ve gelişimi gerçekten inanılmaz ve heyecan vericidir.


Tek hücre sürekli ikiye bölünerek çoğalmaya başlar. Bu ikiye bölünme katlanarak devam eder bir fisyon reaksiyonu gibi. Yorulmak nedir bilmeden bölünmeyi sürdürürler. Önceleri birbirine benzer oluşan bireyler. Fakat zaman gelince farklılaşmaya başlarlar. Ve bunların içinde öyle bir hücre sınıfı gelişmeye başlar ki diğerlerinden çok çok farklıdır. Gövdesinin etrafında uzun ince kollar vardır. Yok yok bu bir kamçılı hayvan örneği değildir. Doğanın en muhteşem hücresidir. Elektrik akımı üretebilir, uyarılabilir, elektriği kimyasala çevirebilir. Dünyanın ilk günlerinde çoğalma hızı gerçekten muhteşeme bir hızdadır: Dakikada 250.000. Böylesine korkunç bir bölünme hızıyla çoğalmaktadır. Çünkü içinde bulunduğu garantili sıvı ortamdan çıkması çok uzun sürmeyecektir ve bir daha yıllar boyunca asla çoğalamayacaktır. Ancak kendisine eskortluk eden glialleri çoğalabilecektir ve 2 yaşına gelinceye kadar toplam sayıya ulaşmalıdır. Akrabası olan diğer bireyler kadar şanslı değldir. Hasar gördüğünde ya da öldüğünde açığı kapatmak için bölünemeyecektir. İçindeki DNA'nın saati çok kısa bir süre için bölünmesine izin vermektedir. Oysa o 60-80 belki daha uzun yaşayacaktır. Sayıları yüz milyarlara ulaşıncaya bölünmeye devam ederler. Saniyede 6 trilyon işlem yapabilecek kadar zekidir. Yeryüzünde hiç bir bilgisayar, işlemci onun kadar hızlı değildir. 24 saat bilgi işlem merkezinde çalışır. En büyük yardımcısı glial denen dostlarıdır. Onun enerji ihtiyacını karşılar ve çöplerini döker ve izolasyonunu sağlarlar.


Doğan 100 arkadaşından 40-70 kadarı bilinmeyen bir nedenle ölmektedir üstelik. Ölenlerin yerlerini doldurmak için büyürler ve birbirlerine dallar uzatırlar. Ömürleri boyunca aynı bilgi işlem merkezinde çalışan arkadaşlarının ölmesiyle oluşan boşlukları doldurmak için de aynı taktiği uygulayacaklardır.


Birbirleri ile o kadar sıkı temas haline geçerler ki; aralarındaki dal sayısı 50'den 10 bine kadar çıkabilir. Elektriksel ve kimyasal yollarla komşuluk ilişkilerini sürdürürler. Bir süper bilgisayar ağının bireyleridir onlar. Network ağlarının patenti DNA'larına aittir. Üstelik son derece dinamik ve esnek bir yapıdadırlar. Öğrenme ve pratiğe bağlı olarak yeni iş bağlantıları kurmayı sürdürür. Gereksiz bağları iptal ederler. Bunu nasıl başardıkları tam bir sırdır. Türlü casuslarla bu gizem aydınlatılmaya çalışılsa da nöronlar şirket sırlarını dışarı vermemektedir. İş ahlakları mükemmeldir. 24 saat şaşmadan tam kapasite çalışırlar. Koordinasyonu sorunu çok az görülür.


DNA'larında bir sorun yoksa kendiliklerinden hiç bir rahatsızlıkları olmaz. Ancak dış etkenler onları bu kusursuz işleyişini bozabilir. Beyin adı verilen şirketlerinin sık görülen bir kaç iflas durumu vardır. Parkinson, Alzheimer, ALS, Epilepsi, Felç gibi... Bazı şirketler ise daha kuruluştan sorunludur. Bunun nedeni yine içlerindeki DNA 'da yatar. Onlar dünya üzerindeki bilgisayarlar gibi hantal değildir. Bir bilgisayarın içindeki parçaların kendiliğinden manalı bir içimde şekil değiştirdiği görülmemiştir. Ama bu 100 milyar çalışanlı şirket üyeleri durumlara adaptasyon ve öğrenmede neredeyse sınırsız yetenektedirler. Ve akrabaları olan diğer hücrelerin hiç biri onların yaptığı elektrisel uyarıyı yapamaz. Onlar nöronlardır. Başlangıçta akıl almaz hızla çoğalırlar ama 20. yaşlarından sonra iyi kullanılmazlarsa hızla sayıları azalır. Ölen üyelerin yeri mümkün olduğu kadar fazla bağlantı (dandrit ve aksonla) doldurulmalıdır. Yoksa beynin yaşlanması içten bile değildir. Zihinsel aktivite nöronları daima dinç tutar.


1000 km uzunluğundaki bir bilgi işlem ağının ağırlığı 1300-1400 gramdır. Onlar görürler, duyarlar, düşünürler, yaratırlar, hayal ederler, hesap yaparlar, yazarlar, konuşurlar, komuta ederler... Doğaya, dünyaya meydan okurlar yaptıkları ile.


Bazı türlerdeki nöronlar akıl almaz algı yeteneğine sahiptirler. Örnekler mi? İşte:



Yarasalar



  • 16 cm'den bir canlının sıcaklığını hissedebilir.

  • 10 fit'e kadar avının şeklini radar dalgaları ile belirleyebilir.


Arılar



  • 300 nm ile 600 nm arası dalgaboyu ışınları görebilir.

  • Balarısının gözleri çepeçevre etrafını görebilir.


Kelebekler



  • Çok uzak mesafelerden kokuları algılayabilir.

  • Kanatları üzerindeki tüycükler hava basıncındaki değişimleri çok hassas algılar.


Akbaba



  • Retinasında 1 mm kareye 1 milyon ışık alıcısı düşer.

  • 15 bin fit yükseklikten çok küçük kemirgenleri görebilir.


Kedi



  • 100-60.000 Hertz arası sesleri duyabilir.

  • İnsanda kokuya duyarlı zar doku 4 cm kare iken kedide 14 cm karedir.


Bukalemun Ve Denizatı



  • Gözlerini birbirinden bağımsız kullanarak aynı anda 2 doğrultuyu görebilirler.

  • Beyinleri bambaşka bir görüş algılama sistemine sahiptir.


Yengeç



  • Kıskaç ve duyargaları su akımını ve suyun vibrasyonunu ölçebilir.

  •  


İstakoz



  • 0.1 mikronluk hareketleri bile algılayabilir.


Köpek



  • Koku algılayıcı doku 150 cm karedir.

  • 40 bin hertze kadar ultrasonik sesleri duyabilir.


Yunuslar



  • Yarasalar gibi hareket etmek ve cisimlerin yerlerini belirlemek için radar dalgaları kullanılır.

  • 100 bin hertze kadar olan sesleri işitebilir.


Yer solucanı



  • Vücudu koku alıcıları ile donatılmıştır.


Filler



  • İnsanın duyamayacağı çok düşük frekanslı sesleri duyabilir. (1- 20 bin Hz.)


Doğan



  • 1.5 km uzaklıktan 10 cm gibi görür.


İguna



  • Kumlardaki 2 F derecelik ısı değişimini algılayabilir.


Fareler



  • 1000-100.000 hertz arası sesleri duyabilirler. İnsanlar 10-20.000 hertz arası sesleri duyabilir.


Penguen



  • Düz korneaları su içinde temiz bir görüş sağlar ve elektromanyetik spektrumun morötesi dalgalarını görebilir.


Akrep



  • Kıskaçlarının üzerindeki özel tüylerle 0.072 km/s lik hava hareketini algılayabilir.


Bunlar hep nöronların marifeti. Tıpkı evler, arabalar, uçaklar, uzay mekikleri, çikolatalar,elbiseler vb. gibi... Evrende henüz onlar gibisini görmedik ama arayışımızı sürdürüyoruz. Bu nedenle hesapsız paralar harcayarak uzayı tarıyoruz. Bir taraftan da iflas etmiş bilgi işlem sistemlerinin tamiri için milyar dolarlar harcıyoruz. Harcanan miktarlar gerçekten inanılmaz.




  • Migren 100 milyar $

  • İşitme Kaybı 56 milyar $

  • Alzheimer 90 milyar $

  • Felç 40 milyar $

  • Epilepsi 3.5 milyar $

  • Şizofreni 32.5 milyar $

  • Parkinson 35 milyar $

  • Multiple Skleroz 2.5 milyar $


Her konuyu ilk olarak düşünen Aristo ile Soktat elbette nöronların elektriksel sinyaller üretebildiklerini bilemezlerdi. Ama 1998'lerde sinir hücrelerinin uzayda inceleneceğini hayal bile edemezlerdi. Belki bilimsel manada ilk nörolog sayılan Leonardo Da Vinci uçan makine çizimleri göz önüne alınırsa bunu düşünebilirdi. Yılda ortalama 50 milyon kişinin nörolojik sorunlar yaşadığı Amerika bunu düşünmekle kalmadı gerçekleştirdi.


Colombia Uzay Mekiği'nin geçtiğimiz Nisan'da yaptığı Neurolab görevi NASA uzay araştırmaları tarihinin en karmaşık deneylerini içeriyordu. 16 gün süresince uzayda sinir sistemi üzerine 26 deney ayrı deney yapıldı. 2000 kadar denek hayvanın uzaya taşındığı bu çalışmalara 7 astronot katıldı. Sadece uçuş 26 trilyona maloldu. Uzaydaki deneylerin sonuçları bu incelenmeye devam ediyor. Beyin hastalıklarının çözümüne uzayda çare aranıyor. Yetkililer hoş bir tesadüfle bir büyük keşfe imza atmak istediklerini belirtiyorlar. Reagan'ın alzheimer hastası olması bu araştırmaların en önemli başlama nedenlerinden biri. Bill Clinton'da bu uçuşla özel olarak ilgilenmişti.


NASA'nın ilgili web sayfasında nöronların meydan okuyuşu ile ilgili şu örnek yer alıyor: "Bir kadın baş dönmesi, ağrı ve denge kaybı gibi şikayetle doktora gider. Sağ kulakta iç kulak iltihabı vardır. 1 hafta içinde hastanın şikayetlerinin daha da artması beklenirken 1 gün sonra kadının şikayetleri ortadan kalkar. İncelemeler çok ilginç bir gerçeği gösterir. Beyin denge ile ilgili algılamasını tümüyle sağlam kulak üzerine yeniden kurmuştur. Nöronlar arızalı kulak ile ilgili bağlantılarını budamış ve sağlam kulak üzerine yeni bağlantılar geliştirmiştir." NASA, uzay uçuşunun, yerçekimsiz ortamın nöronlar üzerine etkisini merak ediyordu ama henüz ciddi bir açıklama yapılmadı.


Evet onlar henüz diğer vücut hücreleri gibi iyileştirilemiyorlar. Bilim bunu henüz mükemmelce başaramadı. Laboratuarlarda, özel kültür ortamlarında üretimleri başarılsa da hala sinir sistemi rahatsızlıkları bilimin çözümsüzleri listesinde başlarda yer alıyor. Ama ev ödevlerini çok sıkı yapan bilim adamlarının çabalarını görmezden gelemeyiz. Akla hayale gelmeyecek yöntemler geliştirerek nöronları tedavi etmeye ve çoğaltmaya çalışıyorlar. Nasıl mı?


İngiltere'de domuz beyni hücresi nakliyle iyileştirilen 12 parkinson hastası, polimer kapsüller içindeki bu yeni hücrelerinin salgıladığı dopaminle sağlıklarına kavuştular.


ABD Balimore John Hopkins Üniversite Hastanesi'nde bozuk ve kanserli beyin hücrelerinin genleri laboratuar ortamında düzeltiliyor. İyileştirilen hücreler tekrar hastaya şırınga ediliyor.


Prof. Jeffrey Gray başkanlığında çalışan İngiliz bilim adamları, laboratuar koşullarında çoğaltılan yeni hücrelerin beyne aşılanabileceğini belirterek, bu araştırmanın 3 yıl içinde insanlarda denenebileceğini açıkladı.


Yunus balıklarının çıkardıkları yüksek frekansların beynin az çalışan bölümlerini uyardığı keşfeden bilim adamları otistik çocukları yunuslara emanet ederek tedaviye çalışıyorlar.


Burun ve beyinden alınan sinir hücreleri omuriliğe aşılandı. Denek farelerin 2,3 ay içinde ayaklarını kullanmaya başladıkları görüldü.


Maymun, fare, domuz gibi canlılar üzerinde araştırmaların yoğunlaştığı görülüyor. Bunun yanında nöronların işleyişi ve elektrik potansiyelleri ile ilgili araştırmalarda Elektrikli Yılan Balığı tercih ediliyor. Mürekkepbalığı üzerinde yapılan çalışmalar ise 1963'te Fizyoloji ve ilaç dalında nobel ödülü kazandırmıştı.Çünkü omurgasızlar üzerinde araştırma yapmak daha kolaydır. Temel olarak sinir sistemleri omurgalılarınkiyle aynıdır. Ancak, daha az komplekstir. Daha kolay izole edilip üzerlerinde çalışılabilir.



YENİ TEORİ (Immortal Neurons Project)


Nöronlar embriyonun gelişimi sırasında dakikada 250 bin gibi çok müthiş bir hızla çoğalırken bu evrenin sonunda 10 yıllar boyu neden bir daha bölünememektedir? Bu soruya 2 cevap verilebilir. DNA'nın biyolojik saati. Her şeyin programını taşıyan DNA kendi biyolojik saatine göre nöronlara bölünme emri veriyor. İkinci olarak da ortam bu hızlı bölünmeyi destekleyecek kimyasal maddelerle dolu. Embriyonu çevreleyen membran (zar) ve sıvı, hücrelerin çoğalması için mükemmel bir rotam sunuyor. Bu nöronlar için olduğu kadar diğer vücut hücreleri için de geçerli. Ama nöronlar ilerleyen yıllarda diğer hücreler gibi bir daha asla bölünemiyor. Bu durumda da yukarıda söylediklerim geçerlilik kazanıyor. Farklı olan şeyler DNA'nın saati ve içinde bulunulan ortam. Artık bir besleyici plasenta yok. Zaten laboratuar testleri de embriyo zarları ile oluşturulmuş kültür ortamlarında nöronların gelişebildiğini gösteriyor. Nöronların bölünememe problemine karşı geliştirdikleri çok başarılı bir taktik var. Dendrit ve akson geliştirmek. Yeni uzantılar oluşturarak yitirilen veya görevini yapmayan hücrelerin açığını kapatmak. Böylece düzenin işleyişi korunuyor. Beynin yaşlanmasına karşı da hücreler bu yöntemi kullanıyorlar. Hücre gövdeleri küçülüyor ama hücrenin sahip olduğu dalların sayısı 10 binlere çıkabiliyor.


DNA'nın saatini ayarlayan ne? Embriyoyu çevreleyen zarın salgıladığı enzimler ve ortamdaki diğer enzimler DNA'yı uyarabilir. Bu da DNA'nın bölünme emrini vermesine ve gerekli işlemlerin başlamasına yol açar. Ya da NGF, NT-3 (neurotrophin), trkA (tyrosine kinase receptor) gibi enzimlerin katkısıyla axon ve dandrit gelişimi başlar. (Bu kimyasalların yanında elektrik uyarılar da hücrelerin sürgün vermesini sağlayabiliyor. )


Sonuç olarak bölünme veya dendrit üretimi için DNA'nın biyolojik saatine ve bazı kimyasallara ihtiyacımız var. Peki bunları nereden bulabiliriz? DNA'yı uyarmak, onu hücrenin inanılmaz hızlarla bölündüğü eski günlerine getirmek için ona o eski ortamı sağlamalıyız. Yani plasenta ortamı, embriyo zarı. Bunlar bulunduğunda hücrenin yeniden büyüdüğünü, bölündüğünü görmek sürpriz olmayacaktır.


Ben bu testlerde denizatlarının kullanılmasından yanayım. Türün hamile kalan erkekleri vücutlarının içinde bir rahme sahip değiller ama hamilelik sırasında kuyrukları üstünde bir dış kese oluşturuyorlar. Bu kese vücudun dışında olmasına rağmen tam bir plasenta taşıyor. İçinde üzüm salkımı gibi sayıları 10-1500 arasında değişen denizatı embriyoları bulunuyor. Ve baba denizatı onlara plasentası ile tam anlamıyla süper babalık yapıyor. Gelişen denizatı embriyoları her türlü ihtiyaçlarını bu plasenteden alıyorlar. Ve tabi beyin hücrelerinin bölünmesi için gerekenleri de. 10-42 gün süren gebelikten sonra memelilerin doğumuna benzer bir şekilde pompalama hareketi ile yavrular dış dünyaya çıkıyorlar. Doğumdan önce kesenin içi deniz suyuna benzer bir hale geliyor. Böylece yavruların dış ortama uyumları kolaylaşıyor. Başlangıçta 0.5-1.5 mm boyutunda yumurtalar 7-11 mm boyuna ulaşmış bebekler olarak doğuyorlar.


Ceninden alınan nöronların bazı hasarlı bölgelere aşılanabildiğini biliyoruz. Öyleyse neden bu canlıların kolay ulaşılabilir plasentalarını


denemiyoruz. Bir nöron acaba bu plasenta içinde ne yapar. DNA eski günlerini hatırlayıp hücreye bölünme emri verebilir mi? Ya da yarı geçirgen kapsül içinde domuz nöronlarını beyne aşılayacağımıza neden denizatı embriyolarından nöron aşılamayı denemiyelim. Belki de sadece plasentanın içindeki enzimler bize yetecektir. Doğa size çözümler sunar. Bugüne kadar bulduğumuz ilaçları, çareleri doğadan bulduk. Bitkilerden, hayvanlardan, türlü canlılardan. Uzaydan çare bulmadık. Unutulmamalı ki; büyük buluşlar her zaman sanıldığından daha basittir. Pratik ve kolay uygulanabilir olursa buluş niteliği taşır. Bozuk DNA'ları laboratuarda yeniden düzenleyip tekrar hücreye aşılayabilecek teknolojiye sahipsek neden daha basit teorileri denemiyoruz. Sadece alzheimer hastalığına yılda harcanan miktar 90 milyar dolar iken bu mütevazi projeye neden destek verilmesin?


Denizatlarından yararlanarak ALS hastalığına yakalanmış hastaların motor korteksleri iyileştirilebilir. Kim bilir belki Stephen Hawking'i bile yürütebiliriz?

Otopsi İznini Kim Verir / Otopsiyi Kimler Yapar

Trafik kazası, yaralanma, zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği, ilgili savcı tarafından yapılır. Bu istek bir emir niteliğindedir; adli otopsi, ceset üzerinde yakınların veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. Adli otopsiler; varsa, adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. Bunların bulunmadığı koşullarda, savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir. Avrupa Topluluğu için önerilen yaklaşım, adli otopsilerin “en az biri adli patoloji” konusunda uzman iki hekim tarafından yapılması biçimindedir.


Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise, hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın, ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir.


Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için, ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa, kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. Bu izin, hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir. (Organ nakli ile ilgili süreçte de benzer yol izlenir). Hasta yakınları, ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. Bu nedenle, üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında, hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için; iyi yetişmiş, bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. Uygun biçimde önerildiğinde; çoğu hasta yakını, hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı, ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir.

Doğum Sonrası Cinsellik



 1- Doğum sonrası cinsel yaşam hem normal hem de sezaryen sonrası en erken 6. haftada başlatılmalıdır. Tercihen lohusalık bitiminde doktor kontrolüne gidilerek teyit alınmalıdır.

2- İlk deneyimler kadın açısından ağrılı olabilir. Uzun zamandır birlikte olunmadığı için vajina daralmış olabilir, emzirme döneminin hormonal etkileri nedeniyle vajina incelmiş olabilir ve uyarılma esnasında yeterince kayganlaşma olmayabilir. Bu ilk deneyimin ağrı ve bazen kanamayla yarıda kalmasına neden olabilir. İlk deneyimlerde uyarılma süresinin uzun tutulması ve gerekirse kayganlaştırıcı jel kullanılması önerilir.

3- Emzirme hamilelikten korusa da tam olarak korumayacağından doktorun önerisi uygulanmalıdır. Prezervatif uygun bir korunma aracıdır. Spiral ise bebek 3. aya geldikten sonra tercihen kanamalı bir dönemde takılabilir. Doğum kontrol haplarına ise 4. aydan sonra başlanmalıdır.

4- Kadının cinsel arzusu tam olarak yerine gelmemiş olabilir. Bunun nedeni hem bebeğiyle tam olarak ilgilenmiş ve onu yeterince besliyor olma arzusunun getirdiği yorgunluk ve bitkinlik hem de emzirme döneminin cinsel arzu üzerinde bazen baskılayıcı yöndeki etkilerdir. Zorlamamakta fayda vardır.

5- Kadın gibi erkeğin cinsel arzusu da tam yerine gelmemiş olabilir. Bunun nedeni çoğu zaman eşinin canını yakma korkusuyla beraber kendi iç dünyasında yaşadığı yeni aile düzeninin yarattığı çelişkiler olabilir.

6- Çiftler birbirini zorlamamalı ancak cinsel yaşamı da çok boşlamamalıdır. Doğum sonrası 2. ayda cinsel yaşam bitti mi endişesi doğabilir. Çok sık olmasa da sevgi ve saygıyla yaklaşıp cinsel yaşama geri dönüş yapmalılar. İlk birkaç denemenin yarıda kalması normaldir.

7- Libido cinsel arzu bir süre sonra geriye döner. Bunun için uyarıcı madde kullanmanıza gerek yok. Çok fazla uzun zaman geçtiyse (bu süre çiftlere göre değişir) uzmana danışmalarında yarar vardır

Kaynak: Mynet

12 Şubat 2011 Cumartesi

Doktorlar Niçin Dizimize Çekiçle Vuruyorlar?

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.


Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar. Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.


Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.


Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.


Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.


Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.

11 Ocak 2011 Salı

Göz tansiyonu nedir

Glokom (Göz Tansiyonu), göz içi basıncının görme sinirini tahrip edecek kadar yükselmesi nedeniyle görme kaybına yol açan bir hastalıktır. Genelde 20-21 mmHg’in altındaki göz tansiyonu normaldir. Ancak daha alt seviyelerdeki tansiyonda bile glokom hastalığı görülebilir.


Glokom kimlerde görülür ve glokom belirtileri nelerdir
Toplumda 40 yaş üzerinde %2, 60 yaş üzerinde %10 oranında görülür. Bebeklik (konjenital glokom) ve çocukluk çağlarında görülen tipleri vardır.


Başlangıçta genellikle belirti görülmez, görmede bozukluk ve ağrı yoktur. Hastalık erken teşhis edilmeyip ilerlerse, görme sinirindeki harabiyete bağlı olarak görme alanında kör noktalar oluşur. Daha sonra bir borudan bakıyormuş gibi etraftaki cisimler görülmez olur. Glokomun seyrek görülen kapalı açılı tipinde göz tansiyonu çok yüksek değerlere ulaşıp, şiddetli ağrı ve bulanık görmeye neden olur. Bu genellikle hipermetrop hastalarda izlenir.


Glokom (Göz Tansiyonu) riskini arttıran faktörler:


Ailede glokom varlığı,
Uzun süren kortizon tedavisi,
Göz içi iltihabı (Üveit),
ileri yaş,
Şeker hastalığı,
Yüksek ya da düşük vücut tansiyonu,
Yüksek miyopi ya da hipermetropi,
Göz yaralanmaları,
Migren
Kansızlık.


Glokom (Göz Tansiyonu) hastalığına yardımcı tanı ve tetkik yöntemleri nelerdir?


Glokom erken dönemde ve hatta en ileri seviyede bile belirti vermediğinden kişi hastalığının farkına varamayabilir. Dikkatli bir göz muayenesi ile tanı koymak mümkündür.


Göz tansiyonu ölçülmesi(Göz Basıncı)
Gözün ön kamara açısının incelenmesi,
Görme sinirinin muayenesi,
Görme alanı gibi yöntemlerle görme siniri fonksiyonlarının değerlendirilmesi,
Çeşitli yöntemlerle (NFA, RTA, OCT, HRT) görme sinir başı ve sinir liflerinin incelenmesi.
Gözün kornea tabakasının ölçülmesi.


Glokomda erken tanının önemi:


Glokom tedavisiyle glokom hastalığı tamamen ortadan kaldırılamaz. Tedaviyle ancak hastalığın ilerlemesi ve görme sinirine vereceği zarar durdurulabilir. Bu yüzden erken tanı hastalıktan az zarar görmek açısından önem taşır. Glokom tedavisi yaşam boyu devam eder.


Glokomda tedavi yöntemleri
Glokomun tedavi yöntemleri, hastalığın nedenine ve derecesine göre farklılık gösterir.


ilaç tedavisi, ilk tercih edilen yöntemdir.
Çeşitli laser tedavileri,
Cerrahi yöntemler (Glokom Cerrahisi),


Glokomun çeşidine ve ağırlığına göre tedavi yöntemlerine karar verilir. Tedavi düzenli ve sürekli olmalıdır.


Glokom tedavisinin başarısı nasıldır
Tedavinin başarısında hastanın dikkati, kararlılığı ve tedaviye uyumu önemlidir. Glokom kronik bir hastalık olduğundan tedavisi ömür boyu sürer. Doktor takibi altında olduğu sürece hastada körlük oluşma riski oldukça azdır.

Göz Migreni

Uzmanlar Migren’in gözde de görülebileceğini söylüyor. Çok sık karşılaşılan migrenin gözde de belirti vereceğini belirten uzmanlar; göz migreni diye bir rahatsızlık olduğunu ve bu hastalığı olanların koruyucu tedavi görmeleri gerekirtiğini belirtiyorlar.


Göz migreni nedir
En sık görülen baş ağrısı sebeplerinden biri olan migren gözde bazı belirtiler verebilir, üstelik göz migreni olarak tanımlanan özel bir şekli de vardır.


Göz migreni kimlerde görülür
Göz migreni genellikle genç kız ve kadınlarda görülür.


Belirtileri nelerdir
Migren ağrısı öncesinde ya da başlangıcında hastalar gözlerinin önünde ışıklı çizgilenmeler, ışık çakmaları farkedebilir ve bazen bunları farkettiklerinde migren atağının geleceğini anlarlar. Bu belirtiler on-onbeş dakika sürebilir. Bunun temel sebebi beyin damarlarında oluşan daralmadır.


Hastalarda baş ağrısı şikayeti olmadan da bu belirtiler ortaya çıkabilir. Bazı göz migreni hastalarında ise yarım baş ağrısı ile aynı tarafta bir saatten az süren geçici ve tek taraflı görme kaybı oluşabilir. Çok daha ender durumlarda gözün retina tabakasında kalıcı hasar oluşarak kalıcı görme kaybına neden olabilir. Bu yüzden göz migreni olan hastaların mutlaka koruyucu tedavi görmeleri gereklidir.


Göz migreninin bir diğer bulgusu ise göz kaslarında oluşan geçici felçlerdir. Bu durumda şaşılık, göz kapağı düşüklüğü, göz bebeğinde büyüklük değişiklikleri gibi belirtiler görülebilir.


Diğer göz hastalıklarının migrenle ilişkisi nasıldır
Migren göz ilişkisinin bir yönü ise normal basınçlı glokom olarak tanımlanan bir hastalıktır. Glokom göz içi basıncının yüksekliğine bağlı olarak görme sinirinde ve görme alanında hasar ortaya çıkması ile karakterize bir hastalıktır. Normal basınçlı glokomda ise aynı hasar göz içi basıncı hiç yükselmeden ortaya çıkar. Bu hastalığın en önemli risk faktörleri arasında görme sinirinin beslenmesini bozan damarsal hastalıklar vardır.


Düşük sistemik kan basıncı, vazospastik hastalıklar olarak adlandırılan damar büzüşmesi ile karşımıza çıkan hastalıklar ve migren bu risk faktörleri arasındadır. Normal basınçlı glokom hastalarında görme sinirindeki hasarı durdurmak için bu risk faktörlerinin araştırılması ve tedavisi gerekir. Migren açısından tedavinin düzenlenmesi nörolog meslektaşlarımız tarafından yapıldığı için bu hastaların mutlaka nörolojik konsültasyondan geçmeleri sağlanmalıdır.

10 Ocak 2011 Pazartesi

İnsanın Yetişkinliğe Geçiş Zamanını Bilen Vücudun Hormonal Sisteminin Şefi: Hipotalamus

Allah, insan vücudundaki bütün ihtiyaçları ve gelişmeleri, beynin kontrol edeceği bir sistem ile yaratmıştır. Organlardan gelen mesajları değerlendiren beyin en uygun cevapları gerekli olan yerlere olabilecek en kısa zamanda iletir. Bunu yaparken de hormonal sistemi haberleşme aracı olarak kullanır. Allah, insan bedeni içinde kusursuz bir "posta ağı" yaratmıştır. Bu ağ içinde "hormon" adı verilen mesaj taşıyıcı moleküller, adeta birer "postacı" görevi üstlenmişlerdir. Bir postacının tüm şehri dolaşarak ilgili haberleri gereken yerlere ulaştırması gibi, hormonlar da beyinden gelen emirleri ilgili hücrelere taşırlar. Ve böylece vücut içinde, insanın yaşamı için gerekli fonksiyonlar harekete geçmiş olur.


Hormonal sistemin faaliyete geçişi genel olarak insan henüz anne karnındayken başlar ve o insanın ölüm anına kadar devam eder. Üreme bezleri de hormonların etkisi sonucunda harekete geçen organlardır. Ancak vücudun diğer parçalarından farklı olarak üreme bezleriyle ilgili hormonların salgılanması buluğ döneminde başlar. Hormonal sistemin şefi olarak kabul edilen beyindeki "hipotalamus", buluğ çağına gelindiğinde kendisine bağlı olarak çalışan bezlerden biri olan hipofiz bezine üreme organlarını faaliyete geçirecek emirler göndermeye başlar.


Burada bir mucizeye daha dikkat çekmekte fayda vardır. Hipotalamus denen bu organımız insan bedenindeki gelişmelerden, örneğin kişinin kaç yaşına geldiğinden, üreme sisteminin harekete geçmesi için gereken fiziksel gelişimi tamamlayıp tamamlamadığından haberdardır. Ve bu şuurla hareket etmektedir. Başka bir deyişle hipotalamus tarih hesabı yapmakta ve insanın yetişkinliğe geçiş zamanının geldiğini tesbit ederek vücuttaki diğer salgı bezlerine gereken emirleri vermektedir. En uygun zamanda üreme organlarına gitmesi gereken mesajları (hormonları) göndermekte ve insanların soylarını devam ettirebilmesi için gereken gelişmenin başlamasını sağlamaktadır. Üstelik bunu tek bir insanın hipotalamusu değil, şu an yeryüzünde yaşayan milyarlarca insanın her birinin hipotalamusu aynı şekilde ve hemen hemen aynı dönemlerde bu işlevi gerçekleştirmektedir.


Vücudumuzda birkaç kesme şeker büyüklüğü kadar yer kaplayan bu et kütlesinin zamandan haberdar olması, aradan geçen seneleri hesaplayarak ayarlamalar yapması elbette ki üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Böyle bir hesaplamayı hipotalamus nasıl yapmaktadır? Neler yapması gerektiği birisi tarafından mı hipotalamusa öğretilmiştir, yoksa hipotalamus bunu kendi kendine mi keşfetmiştir? Hipotalamus insanın oluşumu için üreme bezlerinin gelişmesi gerektiğini hesaplayıp, buna bir zaman verip tam o dönemde o hormonu salgılaması gerektiğini nasıl bilmektedir? Üstelik hipotalamus ürettiği pek çok hormon içinden hangisinin tam zamanında üreme sistemini harekete geçireceğini nasıl tesbit etmektedir? İleriye yönelik planlar kurmayı, ona göre önlem ve hazırlıklar yapmayı "ileri görüşlülüğü" sayesinde mi kararlaştırmaktadır? Neden daha önce ya da daha sonra değil de, tam insan vücudunun fizyolojik olarak üremeye hazır olduğu bir süreye kadar beklemektedir?


Gözü, kulağı, dili, hatta beyni bile olmayan bir et kütlesinin, akıl sahibi bir varlık gibi hareket ederek hücreleri yönetmesini sağlayan akıl bizim tahayyül edebileceğimizden çok üstün, benzeri olmayan bir akıldır.

Siz Dünkü Siz Değilsiniz. Vücudunuzda Her Dakika 20 Milyon Hücre Doğar ve Ölmüş Hücrelerle Yer Değiştirir

Bu mükemmel olayın denetimi ise, Allah'ın dilemesiyle, troksin denilen tek bir hormona verilmiştir. İnsan hiçbir yeni günde, eski bedeninin aynısına sahip değildir. Vücuttaki hücrelerin bir kısmı yenilenmiştir. İnsanın "benim bedenim" diyerek sahiplendiği bedenini oluşturan hücrelerin bir kısmı ölmüştür. "Benim" diyen şey ruhtur, bedenin kendisi değişmektedir.Bu bilimsel bir gerçektir. İnsan vücudunu oluşturan dokular sürekli yenilenir.


Troksin hormonu bedeni denetler, ömrünü tamamlayan hücreleri belirler ve buna göre yeni bir üretim yapılması emrini ilgili birimlere iletir. Bedenin yenilenmesi asıl olarak bu hormonun faaliyetine bağlıdır. Eğer troksin hormonu, eksilen hücrelerin sayısını hesaplayamasa ve ihtiyaçtan daha fazla veya daha az üretim yapsa, bedende oldukça karmaşık bir durum oluşur. Hücreler yeterli sayıda yenilenmediği için dış görünümde yaşlanma meydana gelirken, organlar işlevini yapamayacak hale gelecektir. Fazla üretim sonucunda ise, kontrolsüz büyüyen organlar ve oluşan tümörler, kısa sürede ölüme sebebiyet verebilir. Böylesine tehlikeli riskleri olan bir üretimin, evrimcilerin iddia ettiği gibi sözde bilinçsiz şekilde hareket eden ve tesadüfen işlev gören tek bir hormonun kontrolünde olması mantıklı mıdır? Yine evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüfen oluşmuş (ki bu imkansızdır) ve tamamen şuursuz hareket eden tek bir hormonun vücutta ne kadar hücrenin ölmüş olduğunu hesaplayabilmesi, meydana gelen eksikliğe uygun olarak yeni bir üretim yapması mümkün müdür?


Bir hormonun tesadüfen meydana gelerek ve kendi kendine kararlar vererek vücuttaki bir üretimi yönlendirmesi elbette mümkün değildir. İnsan, bedenindeki mükemmel dengenin, tesadüfen oluşmuş, rastgele hareket eden tek bir hormona ait olduğunu zannederse, yaşamını büyük endişelerle geçirmek zorunda kalır. (Zaten tesadüfen bir hormonun meydana gelebilmesi de, tesadüfi müdahalelerle bir insan bedeninin canlı kalabilmesi de mümkün değildir. Darwin'in öne sürdüğü tesadüfi aşamalar, tek bir bakteri hücresinin tek bir proteininin oluşumunu bile açıklayamamaktadır.) Bir insan bedeninde, tek bir rastgele olaya bile izin vermeyecek kadar kompleks ve detaylı sistemler vardır. Bütün bu sistemlerin Yaratıcısı, onları her an kontrolü altında tutan, yerde ve gökte olan her şeyin hakimi olan Allah'tır.

İdrar Kültürü Nedir

İdrar yollarında enfeksiyona neden olan mikrobun belirlenmesini sağlar. idrar kültürü için idrar kadında ve erkekte farklı yollarla alınır.


Erkeklerde idrar kültürü almak için yapılması gereken işlemler: Kamışın ucu (penis) su ve sabunla dikkatle temizlenerek steril gazlı bezle kurulanmalıdır. Sabah kalktıktan hemen sonra, üç steril kaba art arda idrar alınır, kapların ağzı hemen kapatılır.


Kadınlarda idrar kültürü almak için yapılması gereken işlemler: Ellerinizi sabunla dikkatle yıkadıktan sonra durulayın. Kalan birkaç damlayı da akıtmak için ellerinizi sallayın.


Öteki elinizle dölyolunun ağzındaki dudakları aralayarak bu bölgeyi gazlı bezle yukarıdan aşağıya doğru dikkatle silin; silme işlemini hiçbir zaman ters yönde yapmayın.


Temizlik işlemini gazlı bezi sürekli değiştirerek en az 4-5 kez tekrarlayın.
Dölyolunun ağzını aralık tutarak az miktarda idrarı steril bir plastik kaba alın. idrar kabı vücuda ya da giysilere değmeyecek biçimde tutulmalıdır.
Bu yolla iki ayrı kaba daha idrar örneği alın.
Üç kabı da hava geçirmeyecek biçimde kapatın.


Neden üç kap
Birinci kaptaki idrarın siyeğin ( üretra) alt bölümünden ve erkeklerde prostat gibi idrar yollarının vücut yüzeyine açıldığı noktaya yakın organlardan geldiği kabul edilir. idrar kesesinden gelen idrar ikinci kapta bulunur ve idrar kültürü için uygundur. Üçüncü kaptaki idrar ise böbrek havuzu ve idrar boruları gibi üst idrar yollarında oluşabilecek hastalıklara ilişkin bilgi verir ve idrarın içeriğinin belirlenmesi için kullanılır.


Özel durumlar
Bazı durumlarda idrar özel yöntemler kullanılarak alınır. Süt çocukları ve küçük çocuklarda cinsel organın erişkinlerde olduğu gibi temizlenmesi gerekir. Küçük çocuk havaya kaldırılır, karnı aşağıya gelecek biçimde tutularak altına steril bir kap yerleştirilir; bacakları ve kolları bükülü olarak kasıklarının arasındaki bölgeye hafifçe bastırılır ve sırtı sıvazlanarak idrar yapması sağlanır.


Küçük erkek çocuklarda cinsel organ temizlendikten sonra kamışın üzerine, sıkıca yerleşen bir plastik torba geçirilir; çocuk idrarını yapar yapmaz torba alınmalıdır. Çocuk 45 dakika idrarını yapmazsa torba çıkarılarak cinsel organlar temizlenmeli ve yeni bir torba yerleştirilmelidir. Kız çocuklar için de uygun bir torba kullanılabilir.


Yatalak hastalarda idrar örneği, hastayı yatağının yanına yerleştirilen bir sandalyeye oturtarak alınabilir.


Bilinci kapalı ve hekimle işbirliği yapamayan hastalarda ya da yeni doğum yapmış kadınlarda orta idrar doğrudan idrar kesesine yerleştirilen bir sonda aracılığıyla alınabilir.


idrar örneği alındıktan sonra en fazla yarım saat içinde kültür yapılmalı, yapılamıyorsa idrar hemen bozdolabına konmalı ve en fazla 24 saat bekletilmelidir.


idrar kültürü pozitif ise
Sağlıklı olduğu bilinen bireylerde bile idrar tümüyle steril değildir.


idrar yolu enfeksiyonu şikayetleri olan bir hastada, incelenen idrarın mililitresinde 100.000 ya da daha fazla bakteri saptanırsa idrar kültürünün pozitif olduğu söylenebilir.


Ayrıca gene şikayeti olan, idrarında beyaz küreler bulunan bir hastada sık rastlanan idrar mikroplarından biri mililitrede 100 koloni bile ürürse, kültür sonucu pozitif kabul edilir. idrar kültürü enfeksiyondan sorumlu bakterinin ve bu bakterinin duyarlı olduğu antibiyotik ve idrar yolu dezenfektanlarının belirlenmesini sağlar.

Kadınlarda yorgunluk

Bir aydan fazla devam eden bir yorgunluk hali, muhakkak doktorunuz tarafından değerlendiril-meli. işte en sık karşılaşılan nedenlerden bazıları.


Yeterli ve sağlıklı bir uyku uyuduğunuz ve sağlıklı yaşadığınız halde, kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz. Bu yorgunluğunuzun nedeni, yoğun çalışma temponuz veya süper-kadın yaşam tarzınız değil ise rahatsızlığın doktorunuzla konuşmanız gereken başka sebepleri olabilir. Bir aydan fazla devam eden bir yorgunluk hali, muhakkak doktorunuz tarafından değerlendirilmelidir. Yorgunluğun pek çok sebebi olabilir, özellikle hanımlarda en sık görülenleri birlikte inceleyelim.


Kansızlık
Üretkenlik çağınızda iseniz ve özellikle adet dönemleriniz uzun sürüyorsa, miyomlarınız varsa ya da yakın zaman önce doğum yaptıysanız, bunlara bağlı kan kaybı nedeniyle kadınlarda yorgunluğun birinci nedeni olan kansızlık (anemi) gelişmiş olabilir.


Kansızlığın diğer nedenleri iç kanama veya demir, folik asit ya da vitamin B12 eksikliği olabilir. Böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar da kansızlığa neden olabilir. Baş dönmesi, solukluk, üşüme hissi, kalp atımında hızlanma kansızlığın diğer belirtileridir. Doktorunuz teşhis ve tedavisi ile, kansızlığa bağlı yorgunluk kısa sürede geçecektir.


Tiroid bezinin yetersiz çalışması
Genel olarak enerji düzeyiniz hep düşükse, kendinizi tükenmiş ve hatta biraz depresyonda gibi hissediyorsanız bunların sebebi yavaş çalışan ve normalde vücudun enerji metabolizmasını kontrol eden tiroid bezi olabilir. Kadınlarda sanıldığından çok daha yaygın olan tiroid bozukluğu tiroid hormonlarının düzeyinin saptanmasıyla teşhis edilebilir. Bu hormonlar düşükse dışarıdan hormon takviyesi yapıldığında yorgunluk şikayetiniz kısa zamanda geçecektir.


idrar yolu enfeksiyonu
Kadınların çoğunda idrar yolu enfeksiyonu yanma veya sık idrara gitme ihtiyacı gibi belirtilerle birlikte çıksa da bazı hastalarda hiçbiri görülmeyebilir ya da hafif geçtiğinden olduğundan fark edilmeyebilir. Sürekli yorgunluk da bu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının tek belirtisi olabilir.


Besin intoleransı
Besinlerin bize enerji ve sağlık verdiği kabul edilir ama bazı durumlarda gizli besin intoleranslarının bunun tersine yol açtığı da olabiliyor. Hafif bir besin intoleransı bile kendinizi yorgun hissetmenize yol açabilir. Besin intoleransını, besin alerjisi ile karıştırmamak lazım. Sizin ondan olduğunu düşünemediğiniz rahatsızlıklar verebilen bazı besinler olabilir.


Bu besinlerin farkında olmadan yenilmesi de kendinizi, sürekli yorgun hissetmenize neden olabilir. Bu durum besini tükettikten 72 saate kadar varan bir süre içinde bile olabileceğinden, bir besinin sizde duyarlılık yaptığını ayırt edebilmek normalde pek de kolay olmamaktadır. Eğer böyle sizde belli belirsiz şikayetlere sebep olabilecek besinleri tespit edebildiyseniz şüphelendiklerinizi çıkararak bir eliminasyon diyeti uygulayabilirsiniz.


Duyarlılığınız olan besinleri saptamak için yapılan besin intolerans testleri var. Eğer böyle belli belirsiz şikayetleriniz var, ise bu testi yaptırmanın size gerekli olup olmadığı konusunda doktorunuza danışın, eğer belirli besinlere karşı duyarlılığınız var ise bu siz farkında olmadan vücudunuzda inflamasyon yani iltihapsız iltihaba sebep olabilir, bu durum da size ileride zarar verecek sonuçlara yol açabilir.


Uyku apnesi
Yeterli uyku uyumuyorsanız bu bir yorgunluk sebebi olabilir. Ama ya yeterli uyku uyuyup da uykunuzu almadığınızı bilmiyorsanız? Uyku apnesi olarak bilinen durumda siz uykuda iken genellikle her gece birçok kez nefes almanız durmaktadır. Nefes almayı her kestiğinizde aslında uyku döngünüzü bozacak kadar uyanırsınız ama bunun farkında olmazsınız. Sonuç, gece kaç saat uyursanız uyuyun bütün gün yorgun olmanızdır.


Uyku apnesi konusunda uzmanlaşmış bir doktorun yardımıyla evde portatif sistemlerle veya uyku laboratuvarında bu hastalığa tanı konulması mümkündür.


Tanı konulmamış kalp hastalığı
Kolay bir aktiviteden sonra kendinizi yorgun hissediyorsanız doktorunuzla bir kalp hastalığı ihtimalini değerlendirmenizin vakti gelmiş olabilir. Elektrikli süpürge ile evi temizlemek, bahçe işleri veya olağan günlük işlerinizi yapmak gibi sıradan işler sizi yoruyorsa, kalbiniz buna neden olmuş olabilir. Eğer bu basit hareketlerle gelen yorgunluk hissi hele birdenbire ve sebepsiz yere ortaya çıktıysa, bu ciddi durumların habercisi olabilir, beklemeden doktorunuza danışmalısınız.

Kalp krizinden korunma yolları

Kişi, sıcak havada serinlemek için soğuk suya özellikle birden girerse, o zaman kalbi besleyen damarlarda spazm yaşanabilir.


Kızgın kumlardan serin sulara atlamayın
Havaların ısınması ile birlikte denize girme gibi su sporları da ön plana çıkmaktadır. Türkiye’de Karadeniz, Ege ve Marmara Denizi’nin su sıcaklığı, Akdeniz’den çok daha düşüktür. Kişi, sıcak bir havada serinlemek için soğuk bir suya özellikle birden girerse, o zaman kalbi besleyen damarlarda spazm yaşanabilir. Çünkü soğuğun, kalp damarlarına spazm yapma etkisi vardır. Bu durum bir kalp krizi ile birlikte kişinin kaybedilmesine neden olabilir.


O nedenle özellikle bilinen kalp damar hastalığı olanların hem çok rüzgarlı havalarda dışarı çıkmamalarını, hem de su sıcaklığının makul olmadığı durumlarda denize ya da havuza girmemelerini öneriyoruz.


Yazın su ve tuz kaybına dikkat edin
Sıcak ortamın en önemli özelliklerinden biri kişinin hem su hem de tuz kaybı yaşamasıdır. Özellikle risk altında olan kişiler tansiyon düşürücü ilaç alanlar ve kalp hastalığı olanlardır. Bu hastalar eğer sıcak ortamlarda çok fazla terle sıvı ve tuz kaybederler, bunu da yerine koymazlarsa, damar yatağında sıvı azalacağından tansiyondaki düşme, hayatı tehdit edecek boyuta gelebilir. Yine kanda potasyum ve magnezyumun düşmesi, hayatı tehdit edebilecek çarpıntıların ve ritim bozukluklarının oluşumuna sebep olabilir. Bu nedenle özellikle sıcak ortamda güneşin altında çok fazla bulunulmasını istemiyoruz.


Yazın güneş altında bulunan ve yaz aylarında spor yapan kişilerin yeterli miktarda sıvı almaları ve vücuttaki tuz dengesini de gözetmeleri çok önemlidir. Kişinin günde ortalama 2 litre su içmesini öneriyor ve bunun yaz aylarında 3 litreye çıkarılmasını istiyoruz. Tuz seviyesini kontrol etmek için potasyum ve magnezyumdan zengin gıdaların alınması gereklidir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, muz, kayısı, patates ve üzüm gibi gıdaların tüketilmesi iyi olur. Ancak şeker hastalarının şeker derecesi yüksek gıdaları tüketirken dikkat etmesi çok önemlidir. Yazın tansiyon değerlerinde de yükselmeler ve düşmeler meydana gelebileceğinden, yeterli miktarda sıvı almaya dikkat etmek ve tansiyonu düzenli şekilde ölçtürmek gerekmektedir.

Gripsiz Bir Kış Geçirmenin Yolları


Bu günlerde etrafınızda insanları ellerinde mendille görüyorsunuz. Hapşıranların sayısı artıyor. Sizde bir sabah kendinizi gribe yakalanmış bulmak istemiyorsanız yapmanız gerekenler çok basit….


GRİPLE İLGİLİ MİTLER
Anneniz, ıslak saçla yatmanın soğuk algınlığına yol açtığı konusunda kesinlikle tartışma kabul etmiyor. Uzmanlarsa bunun doğruluk payının sadece yüzde 50 olduğunu söylüyor. Yani aslında, soğuk algınlığı ve gribe bazı bulaşıcı virüsler yol açsa da; vücut ısısının 35 derecenin altına düşmesi bu virüslerin çoğalmasını kolaylaştırıyor. Tabii bu virüsleri almak için öncelikle bir taşıyıcıyla temas etmek gerekiyor. Virüsler, gözenekli yüzeylerde sekiz saate kadar, sert ve pürüzsüz yerlerdeyse iki güne kadar canlı kalabiliyor.


NE YAPMALI?
Korunmanın ilk ve en önemli kuralı, ellerinizi düzenli olarak sabunla yıkamak. Kullanılan kağıt mendilleri hemen çöpe atmak, başkalarıyla aynı kap kacağı, bardağı kullanmamak, kolunuzun içine (elinize değil) öksürmek ve hapşırmak çok önemli. Ellerinizi gözlerinizden, ağzınızdan ve burnunuzdan uzak tutmak da işe yarayacak diğer önlemlerden. Sağlık merkezlerine yolu düşenlerin ise kesinlikle maske kullanması gerekiyor.


AŞI MESELESİ
Geçen yılbaşında domuz gribi tüm dünyayı etkiledi. Hastalık yüzünden milyonlarca kişi hastanelik oldu, ülkemizde de 400’ün üzerinde kişi hayatını kaybetti. Aşının yan etkileri hâlâ tartışılsa da, uzmanlar özellikle yurt dışına sık seyahat edenlerin, aşırı kiloluların ve hamilelerin doktorlarına başvurmalarını öneriyor.


BELİRTİLER KARIŞABİLİR
Sizi yatağa düşürenin soğuk algınlığı olduğunu bilmek, hem iyileşme sürecini kısaltır hem de sizi hastalığı yaymaktan alıkoyar. Soğuk algınlıkları çoğunlukla hapşırma, öksürük ve boğaz ağrısıyla başlayıp; akan, tıkanan burun tablosuyla devam ediyor.


Oysa grip genellikle yüksek ateş, titreme, terleme, kas-eklem ağrıları ve çok şiddetli boğaz ağrısı gibi belirtilerle seyrediyor. Soğuk algınlığı çoğu zaman kendi kendine iyileşirken, grip mutlaka tıbbi müdahale gerektiriyor.


BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN
Günlük iş temposu, stres, trafik gibi nedenlerden dolayı vücut toksinlerle yüklenir. Bu da bağışıklık sistemini büyük ölçüde zayıflatır. Vücudun detoks mekanizmasını güçlendirmek için lahana, soğan ve sarımsak gibi yararlı besinler tüketmeye özen gösterip, her gün bol temiz hava almaya ve düzenli spor yapmaya çalışın.


TAKVİYELERİ BİLİNÇLİ ALIN
Ota Güzellik ve Tıp Merkezi’nden enfeksiyon hastalıkları uzmanı Tülay Türksoy Akvardar, “Bağışıklık sisteminin güçlü olması sağlıklı olmamız, yani daha az hastalanıyor olmamız anlamına gelir” diyor ve ekliyor: “Eczane hatta marketlerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için ilaçlar ve bitkisel ürünler bulunur ama bunların bilinçsiz kullanımının sağlık üzerinde olumsuz etkileri olabilir… “


KETEN TOHUMU YARARLI
Bağışıklık sisteminizin zayıf olduğunu düşünüyorsanız ilk yapmanız gereken bir doktora başvurmaktır. Tabii beslenme de güçlü bir bağışıklık sistemi için çok önemli. Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Tülay Türksoy Akvardar, ideal beslenme sistemini şöyle özetliyor: “Brokoli, kivi, enginar, yoğurt, domates ve havuç bağışıklık sistemini güçlendirir. Keten tohumunda bulunan lignan da kanser riskini azaltır.”


DOĞAL YÖNTEMLER
Söz konusu doğal tedavi yöntemleri olduğunda neyin tam olarak işe yaradığına karar vermek güç. Ancak aşağıda verdiğimiz önerilerin gribe karşı etkili olduğu konusunda pek çok doğal tıp uzmanı hemfikir. Soğuk algınlığı ve gribi uzak tutmanın en etkili yollarından biri bol bol su içmek


Oysa pek çok kişi, kışın soğuk havalarda su içmiyor çünkü yaz sıcaklarında olduğu kadar sık susamıyor ve böylece virüslerin kuru boğaz ve burun mukozasına saldırması çok daha kolay hale geliyor. Sıcak bitki çayları da bu bölgeleri nemli tutmak için ideal.


Peki probiyotikler sadece sindirim sistemine mi iyi gelir? Hayır! İyi bakteriler, soğuk algınlığı ve gribe karşı bünyeyi güçlendirmenin iyi bir yolu. Çünkü bağışıklık sisteminin yüzde 70’i, sindirim hattı üzerinde bulunuyor. Bunun için reçetesiz satılan besin takviyelerinden kullanabilir ve marketlerdeki probiyotikli besinlerden tüketebilirsiniz.

Menopozun etkileri nelerdir

Menopoz ortalama olarak 40 ile 52 yaşlar arasında gerçekleşen, kadınlara özgü bir dönemdir. Menopoz bir hastalık olarak tanımlanmaz. Kadınlarda bir takım hormonal değişikliklerin meydana geldiği bir durumdur. Bu durum içerisinde kadınlar adetten kesilirler. Bunun sonucunda hamile kalma durumuda ortadan kalkar.


Menopozun hormon değişikliklerine dayalı olarak etkileri şöyledir.


Normalden fazla Terleme, yüz bölgesinde kızarma, içten gelen çarpıntı ve sıkıntı, kısa süreli huzursuzluk, yorgunluk ve uykusuzluk. Bu dönemde bazı bayanlarda cinsel arzu artar, bazılarında ise azalma olabilir.


Menopoz döneminde düzenli bir hayatı olan bir kadınlar psikolojik olarak çok zorlanmazlar. Bu dönem de ergenlik dönemine benzer ve doğal gelip geçen bir dönemdir. Bazı kadınlar 45 yaş civarında menopoza girilebilir.


Kadınlara bu dönemde özellikle eşleri eş hoşgörülü, anlayışlı olarak yardımcı olmalıdır. Bu dönemin gelip geçici olduğu bilinmelidir.

Dil ve Dudak Kanseri

Dudak, dil,tükrük bezleri, yanağın iç bölgeleri, diş etleri ve damağa etki eden kötü huylu tümörlerin % 90′ı skuamöz hücre kanserlerdir.Geri kalanlar ise lenfoma, melanoma, tükrük bezlerinin kanserleri ve sarkomalardır.


Etki Ettiği Sistemler
Sindirim sistemi


Görünme sıkılığı
Dünyada her yıl ortalama 5000 kişi bu hastalık yüzünden hayatını kaybediyor.
Ağızda oluşan tümörler erkeklerde tüm kanserlerin % 4′ ünü, kadınlarda % 2 ‘ sini meydana getirir
Asya kıtasında görülme oranı yüksektir. Bunun nedeni ise Hurma ve taze hurma yaprağı çiğneme alışkanlıkları, sigaranın yanan ucunu ağız içinde tutma alışkanlıklarıdır.


Yaş Ortalaması
Genellikle 50 yaş ve üzeri.


Belirti ve Bulgular
Yutma güçlüğü
Lokmaların burundan geri gelmesi.
Konuşma problemleri
Tümöre bağlı nazofaringeal yetersizlik ve boğaz ağrısı yutulan gıdaların hava yollarına kaçması durumu.
Tek taraflı oluşan kulak ağrısı
Ağız boşluğunda meydana gelen kitle veya ülser.
Sert boyun kitlesi
Boyunda elle hissedilen lenf bezleri


Nedenleri
En büyük nedeni Tütün kullanımıdır (Dumanlı veya dumansız)
Enfiye kullanımı
Aşırı derecede alkol tüketimi
Dudak kanseri hallerinde ultraviole ışığa maruz kalma
B12 vitamini veya demir eksikliği anemisi.


Tanılama
Görüntüleme
Hastalığın Akciğere sıçramasını engellemek için göğüs grafisi
Kemiğe sıçramasına yönelik kemik ağrısı varsa kemik scan görüntüsü
Beyin veya karaciğere sıçrama düşündüren klinik varsa Bilgisayarlı tomografi veya MR


Biopsi
Ayaktan yapılan transoral biopsi kesin tanı koydurur.


Tedavi
Cerrahi girişim için hastanın hastaneye yatırılması
Radyasyon tedavisi ve / veya (ilaç) kemoterapi ile birlikte veya sadece kanserli bölgenin tamamen ameliyatla çıkarılması.
Ameliyat edilemeyen lezyonlar radyasyon tedavisi ve / veya kemoterapi ile tedavi edilirler.
Cerrahi müdehale gereken hastalarda düzgün beslenme normal yara iyileşmesi için en önemli faktördür. Ağızdan beslenme mümkün değilse mideye sonda sokularak ve veya mideye dışardan delik açılarak beslenme gerekebilir.


Takip
Rutin periyodik baş ve boyun muayenesi yapılmalıdır.


Bu hastalığa önlem olarak


Tütün içilmesi veya dumansız tütün kullanılmasının önlenmesi öncelikli olarak gereklidir. Alkol kullanımıda bırakılmalıdır.


Erken teşhis ve doğru tedavi ile %80 başarı sağlanmaktadır.

Kornea ve Kornea Hastalıkları

Göz küresinin ön kısmında sklera denilen göz akı tabakasının ön açıklığına saat ca­mı gibi yerleşen saydam tabaka, kornea adını alır.


Eğriliği skleranınkinden fazla olduğundan dışarıya doğru kabarıktır. Kı­rıcılığı 41-43 dioptridir. Bu saydam tabaka aslında 5 tabakadan yapılmıştır, kan ve lenf damarları yoktur. Sinirleri fazladır. Beslenmesi göz akı ile birleştiği çevredeki (limbus) kılcal damarlarından, göz kapalı iken gozkapaklarının arasındaki konjonktivadan olur. Kornea çok duyarlıdır, korun­masını kendi antikorları ve refleksleriyle yapar. Korneanın doğuştan hastalıkları arasında normalden büyük veya küçük olması, eğ­riliğinin az veya çok olması korneagibi durumları sayabiliriz. Korneanın eğriliğinin az olması hipermetropiye, öne eğriliğinin fazla olma­sı ise miyopiye sebep olmaktadır.


Kornea­nın porselen gibi beyaz oluşu, sklerokornea genellikle glokom ile beraber görülen bir” doku anomalisidir. Kornea hastalıklarında en önemli belirti ağrıdır. Ağrı’ ile hemen her zaman epifora denen göz yaşarması vardır. Işıktan rahat­sız olma yani fotofobi şikâyetleri de bulu­nur. Korneanın iltihaplanmasına keratit de­nir. Yüz felçlerinde, ekzoftalmilerde veya göz kapaklarının uzun süre açık kaldığı koma vakalarında korneanın kuruması ile keratitler meydana gelebilir. Bu iltihaplan­ma ulkus simpleks, ulkus serpens gibi ya­ralarda yüzeyseldir. Derin iltihaplanma, Yengide meydana gelir, intertisyel keratit ‘enılen bu durumda kornea önce bulanır, sonra damarlar teşekkül eder. Korneada görülen mantar ve virüs enfeksiyonlarına herpetik keratit denir. iyi beslenmeyen, özellikle A vitamininden yoksun yiyecek alan küçük çocuklarda görülen bir kornea hastalığı da keratomalasidir.


Tedavisi için vitamin verilir. Bazı kornea hastalıklarında meydana gelen beyaz kesif lekelere lökom veya nefelyon denir. Görmeyi etkileyen bu lekeler cerrahi teda. vi ile giderilebilir. Keratoplasti denilen ope­rasyonlarla kesifleşerek bozulan kornea, ölü gözünden alınan saydam kornea ile de­ğiştirilir. Bu tedavi yöntemine kornea nakli ameliyatı da denir.

Göz Zarı iltihabı

Göz yuvarlağının ön yuzu ile goz kapak­larının arka yüzünü örten, onları goz yu­varlağına bağlayan ince zara konjonktiva denir.


Konjonktiva kendi salgısı ve göz yaşı yardımıyla daima ıslak ve nemlidir. Bazan bu sekresyon kurur, çapaklanma dediğimiz durumu meydana getirir. Konjonktivanın iltihabına ise konionktıvıt adı verilir. Bazı meslek sahiplerinde gözde kanlanma yani konıonktivada hiperemı olabılir Dış etkenlere açık olan göz, tahrişlerle sık sık ve kolayca kızarabıiır Güneş, yapay ışın veya uzun zaman ateş karşı­sında kalanlarda, toz ve rüzgâra karşı du­ranlarda, alkoliklerde ve kırılma kusuru olanlarda her zaman kanlanma görülebi­lir.


Bunlara konjonktivit denmez. Bazen bir darbe sonucu veya gözün diğer taba­kalarının iltihabında (akut iritis, akut glo­kom) da konjonktivada kanlanma olur. Akut kataral konjonktivit denen göz nezle­sinin etkeni bir basildir. Tedavisinde çin­ko sulfatlı ve sulfamidli göz damlaları kul­lanılır. Yeni doğan çocuklarda 3. günden sonra görülen pürülan konjonktivit, annenin do­ğum kanalındaki mikroplardan meydana gelebilen ve körlüğe bile neden olabilen tehlikeli bir gonokok enfeksiyonudur. Çocuklan bu hastalıktan korumak için yeni doğanların gözlerine gumuş nitrat solüs­yonu damlatılması yöntemi (Crede me­todu), yıllardan beri doğum kliniklerinde uygulanmaktadır.


Purulan konjonktivitin tedavisi için penisilinli ve sulfamidli ilaçlar kullanılır. Yetiş­kinlerde daha başka mikropların, virüsle­rin neden olduğu değişik konjonktivitler vardır ve bunlar ancak göz doktorlarınca teşhis ve tedavi edilebilirler.

Gözde Şaşılık

İki gözümüz olmasına rağmen baktığımız maddeleri tek görürüz. Bunun sebebi görme eksenlerinin paralelliği neticesi ci­simlerin hayallerinin her iki retinada bir­birine uyarı alanlara düşmesidir. Gerçek­ten bir gözün sarı noktası diğer gözün sarı noktasına uymaktadır.


Çeşitli sebeplerle gözlerin görme eksenlerinin paralelliği bozulduğunda şa­şılık dediğimiz göz hastalığı oluşur. Şaşı olan insan uzaktaki bir cis­me baktığında cismin hayali bir gözünde sarı noktada belirirken diğer gözünde sarı nokta dışında bir noktaya düşmekte ve hasta çift görmeden şikâyet et­mektedir.


Hastanın çift görmemesi için kayan gözdeki görüntüyü silmesi (supresyonj veya yeni koşullara adapte etmesi (anor­mal retina uyumu) gerekmektedir. iki gözle birlikte görme alışkanlığı doğum­dan itibaren edinilmeye başlanır. Yeni doğ­muş bebekte iki göz arasında refleks bir ilişki vardır. Bebek 2-3 aylık olduğunda hareketli cisimleri gözleri ile izleyebilir. Gözlerini bir cisimden diğer bir cisme çe­virebilir ve yaklaşan bir cismi iki gözle iz­leyebilmek için içe doğru döndürebilir. Be­bek 2-3 yaşına geldiğinde bu reflekslere uyum yani akomodasyon refleksi de ek­lenir. Şaşılıklar bazen pek belli olmaz. Bun­lara gizli şaşılık (forya) denir. Ancak has­tanın bir gözü kapatıldığında ortaya çıkar. Hastaya sasilikkarşıdan bakıldığında farkedilen-lere ise belirgin şaşılıklar (tropya) denir.


Şaşılık bazen bir gözde içe, dışa veya di­key yönde kayma şeklinde olur. Bazı kim­selerin şaşılıkları ise uyum yaptıkları za­man daha belirgindir. Şaşılıklar çok çeşitli nedenlerden meyda­na gelebilir. Konkomitant şaşılık : 6 yaşından küçük çocuklarda ya doğuştan veya kırılma kusur­larından ya da ateşli hastalıklardan sonra beyindeki göz hareketlerini kontrol eden merkezlerin yetersizliği nedeniyle meydana gelir. Bu tip şaşılıklara non paralitik şaşı­lık denir, çünkü göz siniri felci yoktur. Kon­komitant şaşılıkların tedavisinde kırılma kusurlarının düzeltilmesi için gözlük kul­landırılır. Kayan gözde meydana gelen ve hiçbir anatomik bozukluğa bağlanamayan görme azlığı ya da görme tembelliğinin giderilmesine çalışılır. Bunun için de sağlam göz kapatılarak tembel göz açıkta bırakılır ve ona çalışma olanağı sağ­lanmış oiur. Bu tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar faydalıdır. Şaşılık dere­cesini anlamak için kullanılan bir araç olan sincptofor’la aynı zamanda çocuğa özel ekzersizler yaptırılabilir.


inkomitant şaşılık : Gözleri hareket ettiren kaslardan birinde veya birkaçında felç oluştuğunda göz sağlam olan kasların etkisiyle karşı yöne kayar, yani şaşılık mey­dana gelir. Buna paralitik şaşılık da denir. Tedavisi göz ameliyatı ile mümkün olmak­tadır.

Göz Tansiyonu ve Göz tansiyonu tedavisi

Göz Tansiyonu
Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen Tıp dilinde ise adı Glokom olan hastalık en önemli körlük olarak bilinmektedir. Göz tansiyonu yani Glokom Ülkemizde Her 100 kişiden birinde görülmektedir.


Göz tansiyonu göz sıvısınının geçeceği kanalların tıkanarak göze baskı yapması demektir.


Göz Tansiyonu yani Glokom Her yaş kesiminde görülebilir çocuklarda olmaz gibisinden bir yanılgıya düşmemek gerekir.


Göz Tansiyonu Tedavisi Nasıl olur
Göz tansiyonunu toptan tadavi etmek mümkün değildir fakat ilerlemesini durdurmak göz tansiyonunda temel tedavidir.


Göz Tansiyonu olan hastalara Genellikle ilaçlar ve göz damlaları verilmektedir ve ayrıca Cerrahi operasyon gerekliliği olan hastalarda operasyon yapılmaktadır bunun kararını tabiki doktorlar vermektedir her hasta operasyon geçirecek diye bir kaide yoktur.


Göz Tansiyonundan Korunmak için neler yapmalıyız.
Göz Tansiyonunu önlemek için sık sık göz tansiyonu ölöülmelidir erken teşhis çok önemlidir.
Yılda En Az 1 Kez göz tansiyonu ölçülmelidir.


Göz Tansiyonu Kimlerde Görülür
Yeni Doğan bebeklerde gözler büyükse göz tansiyonu riski vardır
Migren ve tansiyon hastalarında göz tansiyonu riski vardır
Göz Tansiyonu kalıtımsal olarak görülebiliyor ailede göz tansiyonu olan kişilerde görülebiliyor.

Göz Sağlığı için Öneriler

Kışın cilde, saçlara önem veriliyor. Cildin kurumaması ve soğuktan etkilenmemesi için kozmetik ürünler kullanılıyor. Saçların dökülmemesi ve kırılmaması için bakım yaptırılıyor. Ancak en hassas organ olan gözlere ise gerekli özen gösterilmiyor. Oysa soğuk ve karlı havalar gözleri de olumsuz etkiliyor. Zarar görmesinden en çok korkulan organ olmasına karşın, gözle ilgili olarak neredeyse hiçbir koruyucu önlem alınmıyor.


Virüsler Tehlikeli
Kış aylarında virüslere bağlı hastalıkların arttığı bir gerçek. Virüslerden etkilenen organlardan biri de göz. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının artış gösterdiği dönemlerde viral konjonktivitin görülme sıklığı artıyor. Konjonktivit, genel anlamıyla göz iltihabı demektir. Etkenlerine göre bakteriyel, virütik, alerjik gibi değişik tipleri vardır. Adenovirüse bağlı konjonktivit, çok kolay bulaşabilen bir hastalık olduğu için birdenbire ve salgın halinde ortaya çıkabilir. Okullar, kalabalık iş yerleri bu açıdan risk altındadır.


Hastalıktan korunmak için gözlerimizi sürekli oynayıp kaşımamak, havlu, yastık kılıfı, mendil gibi kişisel eşyalarımızı ayırmak ve başkalarının eşyalarını kullanmamak, özellikle çocuklarımızı bu konuda eğitmek gereklidir. Ancak belirtileri tanıyarak, geç kalmadan hekime başvurmak gerekiyor. Gözlerde sulanma, kızarıklık, çapaklanma, sulu ve beyaz bir akıntı, ışıktan rahatsız olma başlıca belirtilerdir. Dr. Saltık, semptomların alerjik konjonktivitle karıştırılabildiğine dikkat çekerek şöyle devam ediyor: “Bu karışıklık sebebiyle hastalar yanlış ilaç kullanabiliyor. Bu da iyileşme sürecinin uzamasına neden olur. Tedavide hastalığın durumuna göre damla ve pomatlardan faydalanılmaktadır.


Göz Kuruluğunu Önemseyin
Kış mevsimi boyunca yeterli havalandırılmayan ofisler, sürekli yanan kaloriferler, çalışan klimalar, bilgisayarlar gözün en büyük düşmanı. Özellikle bilgisayarları yoğun olarak kullanan bankacılar, gazeteciler, grafikerler, borsacılar, öğretmenler, öğrenciler göz kuruluğu riski ile karşı karşıya kalıyorlar.Kuru göz rahatsızlığı, teknolojinin gelişmesiyle paralel artış gösteren, gelişmiş toplumlarda sık görülen yaygın bir rahatsızlık türüdür.


Kapalı ortam ve kaloriferler havayı bozan etkenlerdir. Konsantrasyon gerektiren işlerde çalışanlar ise bilgisayar başında yeterli sayıda göz kırpma işlemini gerçekleştiremezler. Bu iki etmen gözlerde göz kuruluğuna sebep verir.


Gözlerde batma ve kızarıklık şeklinde kendini gösteren göz kuruluğuna karşı alınabilecek çok basit önlemler var. Ofisin havalandırılması, ortam havasının nemlendirilmesi ve eczanelerden rahatlıkla temin edilebilen suni göz yaşını gözün ihtiyacına ve doktorunuzun önerisine göre kullanmak göz kuruluğunu gidermede etkili bir yol.


Kışında Güneş Gözlüğünü Kullanın
Yazın birçok kişi güneşin zararlı etkilerinden korunmak için güneş gözlüğü kullanıyor. Kış geldiğinde de güneş gözlükleri çekmecelere kaldırılıyor. Oysa bu son derece yanlış. Yaz, kış demeden güneş gözlüğü kullanma alışkanlığını yitirmemek gerek. Dr. Saltık kışın göz ve göz çevresinin soğuk ve kuru havalarda korunması gerektiği konusunda uyararak şöyle diyor:


Göz kapağı ve göz çevresindeki cilt ince ve kırışmaya en yatkın bölge olduğu için rüzgar, güneş ve karlı soğuk havalarda koruyucu, UV filtreli uygun bir gözlükle hem göz sağlığımızı hem de göz çevremizi korumuş oluruz. Ayrıca özellikle rüzgarlı havalarda gözümüzü kaçabilecek bir yabancı cisme karşı da koruruz. Bu nedenle koruyucu tedbir almak adına güneş gözlüğü kışın da kullanılmalıdır. Ancak kaliteli güneş gözlükleri tercih edilmelidir. Yeşil, mavi gibi soft renkler seçilmeli, filtresinin kaliteli olmasına dikkat edilmelidir.


Kayakçılar Dikkat
Kışın en çok tercih edilen spor dalı kayak. Çok keyifli bir spor dalı olmasına rağmen özellikle göz açısından bazı tehlikeler içeriyor. Kışın karlı havalarda kayak sporu yapanları saydam tabakanın kuruması ya da enfeksiyonu gibi etkiler bekliyor. Dr. Saltık riskler hususunda şunları söylüyor:


Kuru hava, şiddetli yağış ve rüzgar kuru göz rahatsızlığını tetikler ve kornea sağlığını olumsuz etkiler. Uzun süre güneş gözlüğü kullanmadan kayak yapanlar ve dağcıları bekleyen bir başka tehlike de güneşe bağlı sarı nokta hastalığıdır. Sürekli çıplak gözle kara bakmak, kardan yansıyan UV ışınları nedeniyle , gözün makula( sarı nokta) bölgesinde bozulmaya yol açarak görme kayıplarına dek varan hasarlara yol açar. Bunun için de tek önlem koruyucu bir gözlük kullanarak kayak sporu yapmaktır.

Üveit nedir

Yapı olarak bir topa benzeyen gözün ortasında bulunan jel benzeri maddenin çevresini 3 tabakadan oluşan bir kılıf sarar. En dışta sklera adı verilen beyaz kısım, en içte retina adı verilen ve görmemizi sağlayan kısım ortadada uvea bulunur. Uveanın iltihabına üveit denir. Uvea gözü besleyen damarları bulundurmaktadır. Buranın iltihabı-enflamasyonu gözün tüm dokularını etkilemektedir. Bu durum görmeyi ciddi şekilde tehtid eden durumlara neden olmaktadır.


Üveitin belirtileri ve nedeni nedir
Işığa karşı hassasiyet, ağrı, gözde kızarıklık, görmenin azalması en önemli belirtilerdir. Çoğu vakada sebep bulunamamaktaysada bazı hastalarda virüsler, mantarlar, parazitler üveite neden olabilmektedir. Ayrıca vücudun diğer kısımlarında bulunan hastalıklar (artritler, Behçet Hastalığı) neden olabilmektedir.


Üveit tanısı nasıl konmaktadır
Belirtiler başlayınca göz doktoruna muayene olmanız gerekmektedir. Enflamasyon görmenin kalıcı bir şekilde kaybına neden olabilmektedir. Göz muayenesinin yanında çeşitli durumlarda sistemik bir hastalığın araştırılmasıda gerekebilmektedir. Bu durumda romatologlar, dahiliyecilerle ortak araştırmalar yapılabilmektedir.


Üveit tedavisi nasıldır
Özellikle steroid ve göz bebeğini büyüten ilaçlar içeren damlalar sıklıkla kullanılmaktadır. Gözde daha derinlerde bulunan enflamasyonlarda sistemik ilaçların kullanılması gerekebilmektedir. Glokom, katarakt, neovaskülarizasyonlar (yeni damarların oluşması) gibi çeşitli komplikasyonlar gelişebilmektedir.