Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2011 Cumartesi

Üç Yaşından Daha Önce Olanları Niçin Hatırlamıyoruz?

Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anıveya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller. Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri, anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar. Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3-4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor.

Akıl İle Zeka Arasındaki Fark Nedir?

Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.

Yemek Yerken Çatal Niçin Sol Elde Tutuluyor?

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.


Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.


Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır. Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700”lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.


Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.
Avrupa”da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.


Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Motivasyonun Faydaları Nasıl Motive Oluruz


Motivasyon insanların hükmedebileceği, elinde tutabileceği ve yönlendirebileceği aktif bir süreçtir. Mutivasyonu sağlamak için şu hususlara dikkat etmeli:


Yeni yıl umutların tazelendiği bir süreç. Böylesine coşkulu kutlanmasının altında yatan en büyük etken bu olsa gerek. Yeni yılın ilk gecesi ve ilk günleri de umutlara atılan ilk adımları temsil etmeleridir.


Motivasyonu insanın her türlü ihtiyaçları için harekete geçme gücü olarak tanımlayabiliriz. Motivasyon pasif bir süreç gibi algılanır. Motivasyon insanların hükmedebileceği, elinde tutabileceği ve yönlendirebileceği aktif bir süreçtir. Yani motivasyon tıpkı kaslarımızı kullandığımız gibi istemli olarak kullanabileceğimiz bir beceridir.


Motivasyon beyin fonksiyonudur


Beynin sol bölgesinin aktifleşmesini engelleyen durum motivasyonu bozar. 


Motivasyonu etkileyen etkenler Depresyon: motivasyonu en çok bozan etken. Mutsuzluk, keyifsizlik, isteksizlik ve enerji azlığının yanında motivasyon da ileri derecede düşer.


Olumsuz algılar ve inanışlar: Hayata küstüren ve hayatı algılamayı bozan yaşam olayları motivasyonu düşürür. Özellikle travmalar kişinin inançlarını ve kendisini algılaması bozarak kronik demotivasyon yaratabilir.


Mükemmeliyetçilik, ya hep ya hiç tarzı düşünme: Bu kişilik özellikleri insanı ya en iyisi olacak ya da hiç olmayacak noktasına getirir. 


Günlük hayattaki çözülmemiş sorunlar: Rahatsız edici durum varsa ve bizi zorluyorsa motivasyon sorunu yaratabilir. Mesela kötü davranan öğretmen, kötü baba, motivasyonu düşürür.


Motivasyon için öneriler


• Beyin hayale de gerçekte olmuş tepkisi verir. Geleceğinizi hayallerle süsleyin, ancak gerçekten kopmayın.


• Bazen geçmişle bugünün kıyası insanı motive eder. 


   En iyi iyinin düşmanı.


Mükemmeli istemek


demotive, büyük düşünmek motive eder.


  Donanımınızı artırın, işinizi bilin: İletişimi, yönetmeyi iyi bilenler ve tecrübeli olanlar kolay kolay demotive olmazlar.


  • Motivasyon algınızı uyaracak sembolleriniz, eşyalarınız, müzikleriniz v.s. olsun. Bunlar iyi birer motivasyon kaynağı olur. 


  • Yardım kuruluşlarına ve gönüllü projelerine katılın. Bu size işe yaradığınızı hissettirir.


  • Çocuklarınızla oynayın ve zaman geçirin. Çünkü çocuklar çok iyi motivatördürler. 


    Mizahı, gülmeyi ve şakayı unutmayın.


    Beyin fırtınası beyninizi harekete geçirir.


    Kendinizi ödüllendirin.


    İyimser olun.


  • Dedikodulardan uzak durun.


  • Bu vesileyle yeni yılınızı kutlar, sağlık, mutluluk, huzur ve hayırlı kazanç dilerim.


 STAR

4 Ocak 2011 Salı

Aron Ralston’ın İnanılmaz Yaşam Mücadelesi

Aron RalstonHayatta, yaşama isteğinden daha güçlü bir istek yoktur.

Böyle yazıyordu afişte. Henüz izlemediğim fakat fragmanına hayran kaldığım son Danny Boyle filmi 127 Hours'ta. Fragmanı izleyene dek Aron Ralston'ın varlığından bile haberim yoktu. Şimdi ise en büyük ilham kaynaklarımdan biri. Neden mi?:

Aron Ralston, 1975 doğumlu Amerikalı bir mühendis. Intel'de çalışan, Fransızca bilen, piyano çalan bu genç adam aynı zamanda profesyonel bir dağcı. Haftasonlarını ve tatillerini kanyonlarda dolaşarak, dağlara tırmanarak, kayak yaparak geçiren Ralston bir süre sonra Intel'i bırakarak kendini tamamen zorlu doğa sporlarına adıyor. En sevdiği roman, Sean Penn tarafından filme çevrilen ve genç bir adamın vahşi doğada yaşadıklarını konu edinen Into the Wild. 2003 yılında, Nisan ayının 26. gününde, Into The Wild'ın kahramanı gibi hiçkimseye haber vermeden Utah'ın muhteşem Blue John Canyon'una kendi deyimiyle "parkta gezi" yapmaya gidiyor. Deneyimli bir sporcu olan Ralston'ın onu neredeyse ölüme sürükleyen inanılmaz deneyiminin kilit noktası da bu. Hiçkimseye hiçbir şey söylemeden, adete insanlardan kaçarak gittiği kanyonda, aslında hayatında yer alan insanların ne kadar değerli olduğunu acı bir şekilde deneyimliyor.

Aron Ralston gezdiği bölgeyi fotoğraflamak için yanına video kamerasını da almıştı.


Aron Ralston gezdiği bölgeyi fotoğraflamak için yanına video kamerasını da almıştı.Kanyonun gizli kalmış, karanlık köşelerinde dolaşırken ansızın hayatını tamamen değiştirecek bir şey oluyor; 400 kiloluk bir taş sağ kolunun üzerine devrilerek onu kanyonda dar bir alana sıkıştırıveriyor ve onu orada tam altı gün boyunca esir alıyor! Yanında çok az suyu ve yiyeceği olan Ralston'ı kimsenin ne duymasına ne de bulmasına imkan var. Ralston'ın yanında taşıdığı video kamerası onu hayatta tutan tek şey. Oradan kurtulamayacağını anlayınca, ailesi ve yakın arkadaşlarına hoşçakal mesajları kaydediyor. "Bedenimi bulduğunuzda bu videoları aileme ulaştırın" diye başlıyor kayıtlarına. Vasiyetini, yakılmak istediğini, pişmanlıklarını dile getiriyor. Çantasındaki, kayayı oymaya çalışmaktan körleşmiş küçük bıçağıyla ismini, doğum ve ölüm tarihlerini kanyon duvarına kazıyor, üzerine de ekliyor: RIP.


127 saatin sonlarına yaklaşırken, Aron Ralston günlerce süren uykusuzluk, açlık, soğuk, susuzluktan (son günlerde idrarını içmek zorunda kalıyor) sonra gördüğü bir halüsinasyon sonrasında (kendisini bir odada, ileride doğacak olan oğlu ile oynarken -Aron Ralston olay meydana geldiği sırada bekardı-, onu tek koluyla kucaklarken görüyor) kanyondan kurtulabilmek ve yeniden hayata dönebilmek için daha ilk günden düşündüğü, gerçekleştirmeye korktuğu, daha sonra birkaç kez deneyip başarısız olduğu bir şeyi yapıyor; önce kolundaki kemikleri kırıyor ve sonra da kolunu kesiyor! (Olayı kendi ağzından yerinde anlattığı video)
Ve daha sonra kan kaybına ve iyice kötüleşen sağlık durumuna rağmen kanyondan mucizevi bir şekilde çıkmayı başarıyor. Aron'a göre, yaşadığı şey, hayatının en güçlü, en muhteşem ve gerçek şeyi.


\Kaydettiği videoları yalnızca videolarda seslendiği insanlar ve 127 Hours'ın yapımcıları ve filmde kendisini başarıyla oynayan James Franco izlemiş. Altı bölümlük, kazadan hemen sonra çekilen bu harika belgeselde videodan bir kaç bölüm izlemek ve sadece ses kayıtlarını dinlemek mümkün. James Franco röportajlarında videoların şimdiye dek gördüğü en etkileyici ve gerçek şey olduğunu söylüyor.


Yakın zamanda Jay Leno'ya katılan Ralston, kendi hikayesini milyonlara anlatan filmi izlediğinde hissettiklerini anlattı. (Video Türkçe altyazılıdır)


Deneyimini anlattığı kitabı Between A Rock and A Hard Place, ABD'nin en çok satan kitaplarından.


Aron Ralston bugün hala aktif bir sporcu. Yine dağlara tırmanıyor. Yaşadıklarını anlatan konuşmalar yapıyor, seminerler veriyor.


Ve gördüğü halüsinasyon gerçek olmuş; kendisi artık bir aylık, Leo isminde bir erkek çocuk babası, hayata sıkı sıkıya bağlı bir insan. Ve evet, hayatta hiçbir şey yaşama isteğinden daha kuvvetli değil.


Bu yazı neandertal tarafından hafif.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır.