Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2011 Pazar

Bir tutkudur Çeşme

Çeşme, şifalı sıcak suları, olağanüstü sayılabilecek kalitede kumun, güneşin ve berraklığın kucaklaştığı şirin bir tatil beldesidir.Çeşme İzmir’in 94 km. batısında, kendi adını taşıyan yarımadanın en ucunda kurulmuştur. Gemiciler tarafından küçük liman diye adlandırılmıştır. Zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da yöreye Çeşme denilmiştir. 15 km. kuzeyindeki İon kenti Erythrai’ nin limanı olan Çeşme’nin doğusunda, Kalemburnunda İ.Ö.1000 yıllarında küçük bir yerleşim alanı olduğu bilinmektedir. Çeşme-Ildırı köyünde ortaya çıkarılan Erythrai Antik Kenti ile Çeşme kentinde Osmanlı Döneminden kalan Kale, Kervansaray, çok sayıda çeşme ve tarihi kent dokusundaki sivil mimarlık örnekleri yörenin arkeolojik ve tarihi kaynaklarını oluşturan yapıtlardır.


Şehrin ortasındaki tepe bugün kalıntıları görülen Akropolde yapılan kazılarda Athena Pallas tapınağına adak olarak sunulmuş heykelcikler bulunmuştur. Buluntular içinde en önemlisi, Arkaik devirden kalma bir kadın heykeli İzmir Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Her yıl Temmuz ayında uluslar arası şarkı festivali düzenlenir.


Tarihçe: İlk çağda Cyssus adıyla bilinen Çeşme, Anadolu’nun Batı kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İon kentinden biri olan Erythrai (Eritre)’nin Ildırı İskelesiydi. Erythrai, M.Ö. 6. yüzyılda oldukça geniş ve önemli bir yerleşim merkezi durumundaydı. Son derece koruyucu bir limana sahip olan Erythrai Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişki kurmuş ve ticaretini geliştirmiştir..


Lidya ve Pers egemenliğinden sonra Roma ve Bizans hakimiyetinde kalmıştır. Çeşme, Selçuklu, Osmanlı, Aydınoğulları ve tekrar Osmanlı Dönemlerini sırasıyla yaşamıştır.


İklim: Akdeniz iklimi yaşanır. Son derece sıcak ve kuzeyden esen rüzgarlara açıktır.

30 Ocak 2011 Pazar

İzmir Kuş Cenneti

İzmir Kuş Cenneti – Çiğli


Orman Genel Müdürlüğü’nce koruma altına alınmış olan Kuş Cenneti, Çiğli’deki Çamaltı Tuzlası sahası içinde 8000 hektarlık bir alana yayılmaktadır. Dünyada nesli tükenmekte olan tepeli pelikanları, pembe kanatlı flamingoları, 2005 yılında İzmir’de yapılacak olan Dünya Üniversite Spor Oyunları’nın maskotu olan yalı çapkını, gri ve siyah leylekleri ile 205 kuş türünün yaşadığı bu cennet, sahip olduğu doğal şartlar bakımından ülkemizin en önemli sulak alanlarından biri olduğu gibi, dünyadaki benzerleri ile kıyaslanamayacak derecede de mükemmeldir.



Doğaseverler ve fotoğraf hobisi bulunanlar için Çamaltı Tuzlası ile Kuş Cenneti bulunmaz bir nimettir. Saha içindeki Çamaltı Tuzlası, yıllık 600 bin tonu bulan kapasitesi ile Türkiye’nin tuz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamaktadır. 8000 hektarlık alan, 1982 yılında Su Kuşları Koruma ve Üreme Sahası olarak tescil edilmiştir. Çiğli’den 10, Karşıyaka’dan 26 kilometre uzaklıktadır. Yılda 50 bin kuşun uğradığı bölge, kuşların göç yolu üzerindedir ve aynı zamanda arkeolojik sit alanıdır. Kuş Cenneti’ nde ziyaretçi merkezi, kuş gözlem kuleleri, dürbün ve gezi bisikleti bulunmaktadır.


25 Ocak 2011 Salı

Turizm ve Özellikleri

Turizm Coğrafyası; turizm etkinliğinin türünü, bu etkinliklere katılan insan sayısını ve bu etkinliklerin ekonomiye olan katkısını inceleyen bilim dalıdır. Turizm faaliyetleri özellikle II. Dünya savaşı’ndan sonra gelişmeye göstermeye başlamıştır. 


Gezip, görmek, eğlenmek, dinlenmek gibi faaliyetler için insanların yaşadığı yerin dışına belirli bir süre için gitmesine turizm adı verilir. Bu faaliyeti yapan kişiye ise turist denir. İnsanların kendi ülkesi sınırları içinde yaptığı turistik faaliyetlere iç turizm, başka bir ülkeye giderek yaptığı turistik faaliyetlere ise dış turizm adı verilir.


Turizm : insanların sürekli yaşadıkları yer dışında başka bir yere 24 saatten az olmamak veya en az bir gece konaklamak koşuluyla sürekli yerleşmemek üzere,ticari bir amaç gütmeden zevk,eğlence dinlenme , iş , merak, din,spor, ve akraba ziyareti, kongre ve seminerlere katılma gibi nedenlerle bireysel veya toplu olarak yaptıkları seyahatlerden doğan faaliyetlerin bütünüdür.


Yukarıdaki tanımdan da anlaşılacağı üzere turizm çok yönlü bir faaliyettir. Turizm sosyal bir olaydır , kültürel bir olaydır , tüketim olayıdır , üretim faaliyetlerini olumlu yönde etkiler , başlı başına bir endüstri koludur.


TURİZMİN ÜLKE EKONOMİSİ AÇISINDAN ÖNEMİ



a) Ülkeye döviz girdisi sağlar


b) Turizme yapılan yatırımlar ülke ekonomisine canlandırır


c) Ülkede işsizliğin azalmasına neden olur


d) Ülke vatandaşlarının gelir seviyesinin artmasına neden olur


Turizm ekonomi dışında , farklı yerlerde yaşayan insanlar arasında yakınlaşma olmasına neden olur. kültürler artası iletişim artar, ülkeler arası barışa katkı sağlar


İNSANLARI TURİZME YÖNLENDİREN ETKENLER


a)İç Faktörler : İş – Merak – Din – Kültür – Eğitim Öğretim – Milli Kültür – Dinlenme ve Eğlence – Spor – Tedavi – Snobizm – Dost ve Akraba Ziyaretleri – Toplantılara Katılma


b)Dış Faktörler : Tanıtma – Reklam – Propaganda – Yeni Turistik Bölgeler


BAŞLICA TURİZM TİPLERİ


1. Dinlenme Turizmi : Eğlence ve boş zamanların değerlendirilmesinde dayanan bir turizm tipidir. Antalya , Bodrum gibi yerlere yapılan turistik geziler.


2. Spor Turizmi : Spora ilgi duyan kişilerin spor karşılaşmalarına izlemek için bir yerden başka bir yere gitmeleri . Tuttuğu takımın maçları , Dünya şampiyonası vb


3. Kültürel Turizm : Ülkelerin doğal ve kültürel değerlerini görmek folklorunu tanımak ve kültürel etkinliklere katılmak amacıyla yapılan geziler.Efes Festivali , Film festivalleri vb


4. Dini Turizm : Dini açıdan kutsal sayılan mekanları gezip görmek amacıyla yapılan gezilerdir. Mekke , Medine , Konya , Efes , Kudüs vb


5. İş Turizmi : İş adamlarının yapmış olduğu geziler. Fuar, panayır gibi yerlere yapılan geziler .


6. Politik Turizm : Devlet adamlarının ve çeşitli politikacıların yapmış olduğu gezilerdir.


7. Kongre Turizmi : Uluslararası nitelikte yapılan kongre,seminer, konferans gibi faaliyettir.


8. Aile Turizmi : Dost ve akrabaları ziyaret etmek amacıyla yapılan gezilerdir. Özellikle dini bayramlarda aile turizminde artış görülür.


9. Sağlık Turizmi : İnsanların sağlığına kavuşabilmek , tedavi olmak , ve doğanın şifa verici özelliklerinden faydalanmak amacıyla yaptıkları gezilerdir.

Bursa turizminde dinler buluşuyor

Osmanlı İmparatorluğunun ilk başkenti Bursa, binlerce yıllık tarihi geçmişiyle birçok medeniyete beşiklik ederken, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik açısından önemli kabul edilen çok sayıda tarihi yapıyı bünyesinde barındırıyor.


Bursa, önemli dini yapılarıyla inanç turizminde iddialı iller arasında yerini almaya başladı. Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Gedik, Bursa’da inanç turizminin giderek artış gösterdiğini, ancak asıl yoğunluğun her dinin kendi inanışı açısından kutsal sayılan günler ve dini bayramlarda yaşandığını söyledi.


Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarından derlenen bilgiye göre, Bursa kent merkeziyle İznik ilçesinde bulunan ve inanç turizmi açısından önemli kabul edilen tarihi yapılar, yerli ve yabancıturistlerin öncelikli uğrak yerleri arasında bulunuyor. Bazıları faal, bazıları ise onarıma ihtiyaç duyan bu tarihi yapıların büyük bölümü, cami, türbe, külliye, havra, sinagog, kilise ve mezar kalıntılarından oluşuyor.


BURSA’DAKİ ESERLER:
ULUCAMİ:
1396-1400 yıllarında Yıldırım Bayezıt tarafından, tamamıyla kesme taştan, çok kalın ve yüksek duvarlarla 12 ağır dört köşeli paye üzerine, pandantiflerle yirmi kubbeli olarak yaptırıldı. Çok kubbeli camilerin en klasik ve abidevi bir örneği olan camide, Rumi ve palmetlerle ince işlenmiş küçük geçme panolar, geometrik örnekli korkuluk şebekeleri, ön cephesindeki kitabe ve şebekeli tacı ile minber, Selçuklu üslubundan Osmanlı üslubuna geçişin şaheseri olarak gösteriliyor.
EMİR SULTAN CAMİİ VE TÜRBESİ:
Ünlü bir bilgin olan Emir Sultan, 1391 yılında Bursa’ya gelerek, Yıldırım Bayezıt’ın kızı Hundi Fatma Hatun ile evlendi. Emir Sultan Camii ve türbesi, karısı tarafından II.Murat devrinde yapıldı. Bursa’nın doğusunda Emir Sultan Mezarlığı yanındaki bir tepede bulunan caminin, kuzey yönünde yanlarında iki odabulunan sekiz köşeli bir türbe bulunuyor. Şadırvanlı avlusu ile tek kubbeli cami tipinin güzel bir örneği olan Emir Sultan Camisinin bugünkü şekli, 1804 yılında Sultan III. Selim zamanında yapıldı
MURADİYE KÜLLİYESİ:
Sultan II. Murat tarafından 1424-1426 yılları arasında yaptırılan külliye; cami, medrese, imaret, hamam ve 12 türbeden oluşuyor. Cami, Osmanlı mimarisinde, ilk zamanlarda çok kullanılan yan mekanlı (zaviyeli) camiler türünden olup, mihrap ve minberi 18. yüzyıldan kalma, Barok üslubu taşıyor.
ORHAN CAMİİ VE KÜLLİYESİ:
1339-1340 yıllarında Orhan Bey tarafından yaptırılan külliye, cami, medrese, imaret, mektep, hamam vehan (Emir Hanı) yapılarından oluşuyor. Bursa’daki erken Osmanlı dönemiyapılarının en önemlilerinden Orhan Camisinin yanlardaki ikiz kemerleryapının önemli özellikleri arasında yer alıyor.
HÜDAVENDİGAR CAMİİ VE KÜLLİYESİ:
1366-1385’te Sultan I. Murat (Hüdavendigar) tarafından yaptırılan külliye; cami, medrese, imaret, türbe ve hamamdan oluşuyor. Çekirge semtinde bulunan, Osmanlı mimarisinde bir benzeri daha olmayan iki katlı yapının alt katında cami, üst katında ise medrese bulunuyor. Gösterişli dış minaresi ile bir saray görünümünde olan yapının mimarı bilinmiyor. Hüdavendigar Camisinin karşısında 1389’da I. Kosova Savaşı’nda şehit düşen Sultan I. Murat Hüdavendigar’ın türbesi bulunuyor. Yıldırım Bayezıt tarafından yaptırılan türbenin kitabesi 1722 tarihli görülüyor.
YILDIRIM BAYEZIT KÜLLİYESİ:
1390-1399 tarihleri arasında yapılan ve şehrin doğusunda bulunan külliye; cami, medrese, darüşşifa, türbe, han, hamam, imaret, kasır, mutfak, hizmet odaları ve ahır yapılarındanoluşuyor. Külliyenin ortasında bulunan cami, yan kanatlı camilerin en anıtsal örneklerinden olup, 1399 tarihli bir vakfiyesi bulunuyor. Osmanlı mimarisi, bu cami ile kendine has yapı üslubunu bulmaya başladı. Caminin kuzeydoğusunda kitabesi bulunan tek yapı olan türbe yer alıyor. 1406’da Yıldırım Bayezıt’ın oğlu Süleyman Han tarafından Mimar Ali bin Hüseyin’e yaptırılan türbe, revaklı Osmanlı türbelerininilk örneği olarak biliniyor.
YEŞİL CAMİ:
1419-1420’de Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılan caminin süslemeleri, 1424’de II. Murat döneminde yaptırıldı. Süslemede kullanılan yeşil firuze ve çinilerden dolayı Yeşil Cami olarak tanınan caminin mimarı Hacı İvaz Paşa’dır. Mimarisinden çok süslemeleri ile ünlü cami, Bursa’nın en önemli Osmanlı dönemi yapıları arasında yer alıyor.
YEŞİL TÜRBE:
Bursa’nın simgesi olan yapı, Osmanlı türbe mimarisinin en güzel örnekleri arasında yer alıyor. Mermer bir merdivenle çıkılan sekizgen yapıyı, yüksek bir kasnağa oturan kurşun kaplı kubbe örtüyor. Çini süslemeleriyle eşsiz bir yapı olan türbenin,tümüyle çini kaplı mihrabı bir şaheser olarak değerlendiriliyor. Cevizağacından geçme tekniğiyle yapılmış, geometrik motiflerle süslü ve kitabeli kapı, Osmanlı ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri arasında sayılıyor.


SİNAGOGLAR
GERUŞ SİNAGOGU:
Arap Şükrü Sokağı’nda bulunan sinegog, XIV. yüzyılsonlarında İspanya’dan sınır dışı edilen ve Osmanlı İmparatoru II. Selim tarafından gönderilen kalyonlara bindirilerek Osmanlı İmparatorluğu’na kabul edilen Musevi topluluğunun Bursa’ya yerleştirilen ilk kafileleri tarafından yaptırıldı. İbranice’de “kovulmuş” anlamına gelen Geruş adının sinagoga verilmiş olması, bu yönden anlam taşıyor. Günümüze son derece sağlam ve bakımlı olarak ulaşan sinegog, Musevi cemaatinin ibadetine açık tutuluyor.
MAYOR SİNAGOGU:
Arap Şükrü Sokağı’ndaki sinegog, İspanya’nın Mayorka adasından XV. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nca kabul edilen ve Bursa’da ikamet eden diğer Musevi kafilelerince inşa edildi, geldikleri adanın adından esinlenerek Mayor adını aldı. İç kısmını süsleyen çok renkli kalem işi motifleri önemli olan sinegogun yapıldığı tarih, XV. yüzyıl olarak biliniyor.
ETZ AHAYIM SİNAGOGU:
Arap Şükrü Sokağı’nda bulunan ve XIV. yüzyılın başlarında yapılan sinagogun adı İbranice’de “Hayat Ağacı” anlamına geliyor. Osmanlı döneminde yapılan ilk sinagog olması nedeniyle önem taşıyor. Bursa’nın fethini gerçekleştiren Orhan Bey zamanında bir ferman çıkarılarak bu sinagogun yapılmasına izin verildi.


İZNİK’TEKİ ESERLER
İZNİK YEŞİL CAMİİ:
Osmanlı mimarisinin İznik’teki en önemli abidevi yapısı olan cami, ilçenin doğusunda Lefke Kapısı’nın yakınındabulunuyor. Çandarlı Hayrettin Paşa tarafından 1378-1398 de yaptırılan caminin, köşe sütunları ile mukarnas nişli, geometrik geçmeler, Rumi ve palmet kabartmalarla süslü sade mermer mihrap, en eski ve devrin engüzel Osmanlı örneği olduğu biliniyor. Selçuklu geleneğine uyan tuğla minare, camiye adını veren, yeşil firuze, sarı ve mor renkli çinilerledikkat çekiyor. İznik Yeşil Cami, Selçuklu mimarisinden doğduğu sezilen Osmanlı üslubuna geçiş yapılarından biri olarak biliniyor.
HACI ÖZBEK CAMİİ:
İznik’te çarşı içinde bulunan ve tarihi en eski kitabeli Osmanlı camisi olan bu cami, 1333’te yapıldı.
ÇANDARLI KARA HALİL İBRAHİM PAŞA TÜRBESİ:
Kılıçaslan caddesi üzerinde bulunan, kerpiç duvarlı ve kakılı türbe örneklerinden olan butürbe, II. Bayezıt döneminde Faik Paşa tarafından yaptırıldı.
ŞEYH KUDBETTİN CAMİİ:
Yeşil cami karşısında, İznik Müzesi’nin yanında, XV. yüzyıl başında yaptırıldı. Kurtuluş Savaşı’nda yıkılan yapının bazı duvar kalıntıları ve mimarisinin bir kısmı günümüze kadarulaştı. Musevilerin simgesi olan 7 mumlu şamdanın işlendiği bir taşın,caminin yapımında kullanılması Müslümanların hoşgörüsüne en güzel örnek olarak gösteriliyor.
AYASOFYA MÜZESİ:
Kentin ortasında, IV. yüzyılda yapılan Bizans Kilisesi, Orhan Gazi zamanında camiye çevrildi. Hıristiyanlarca önem taşıyan 7. Ecumenik Konsül toplantısının yapıldığı yer olan müze, yıkık durumda restorasyon bekliyor.
SENATUS:
Hıristiyanlarca büyük önem taşıyan Konsül toplantılarınınilkinin yapıldığı yer olan Senatus, Konsül sarayı olarak da isimlendiriliyor. Göl kapısı tarafında yer alan eserin kalıntıları gölsuları altında bulunuyor.
HİPOGEUM:
Elbeyli köyü yolunda IV. yüzyılda yapılmış mezar odası, freskleriyle Türkiye’deki en değerli hipoje olarak biliniyor. Kare duvarlarla örülmüş üstü beşik tonozlu mezar odasının batı duvarında kabartma şeklinde iki tavus kuşu bulunuyor. Mezarda bulunan lahit, işlemeleri ve yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış yivli sütunlarladikkat çekiyor.
3 BÜYÜK DİNE HİTAP EDİYOR
Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Gedik, Bursa’da erken Osmanlı dönemi sivil mimari örneklerinin “şaheserleri” bulunduğunu söyledi.


Gedik, özellikle Ulucami’nin İslam dünyasının titizlikle takip ettiği, görmek istediği, Arap alfabesiyle yazılmış “yaşayan bir sergi” niteliğindeki hat sanatının en nadide örneklerine sahip olduğunu, Bursa merkez ile İznik’in 3 büyük dinin önemli eserlerine evsahipliği yaptığını bildirdi.
Gedik, Bursa’da inanç turizminin giderek artış gösterdiğini, ancak asıl yoğunluğun her dinin kendi inanışı açısından kutsal sayılan günler ve dini bayramlarda yaşandığını sözlerine ekledi.

11 Ocak 2011 Salı

Avrupa’nın Seçkin Turizm Cenneti

2009 yılında Avrupa’nın Seçkin Turizm Cenneti (EDEN) seçilmiş olan, Whitley Gold ödüllü Kars Kuyucuk Gölü’nde tespit edilen kuş türü sayısı 220’ye ulaştı.KuzeyDoğa Derneği 2010 Dünya Biyolojik Çeşitlilik Yılında 219 hektarlık Kars Kuyucuk Gölü Ramsar alanında 220. kuş türünü tespit etti


Böylece, 2009 yılında Avrupa’nın Seçkin Turizm Cenneti (EDEN) seçilmiş olan, Whitley Gold ödüllü Kars Kuyucuk Gölü’nde tespit edilen kuş türü sayısı 220’ye ulaştı. Bu türlerden üçü 13 günlük ilkbahar halkalama sezonunda, beşi ise 45 günlük sonbahar halkalama sezonunda tespit edildi. 2010’da ilk kez belgelenen 8 kuş türünün yedisi, KuzeyDoğa Derneği’nin Kafkas Üniversitesi işbirliği ve Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) ile Kars Çevre Orman İl Müdürlüğü izinleriyle gerçekleştirdiği kuş halkalama çalışmalarında tespit edildi. Kuşlara zarar vermeyen ince sis ağları, alanda görülmesi zor olan ender türlerin tespitinde kritik rol oynadı.


Uzun süreli araştırmalar devam ettiği takdirde bu sayının 250 rakamını geçeceğini belirten KuzeyDoğa Derneği başkanı Şekercioğlu şunları söyledi:
“Dernek ekibimiz, 2004 yılından bu yana süren, büyük emek ve masraf gerektiren yoğun çabalarıyla, Kuyucuk Gölü’nde şimdiye kadar tam 220 kuş türü tespit etmiştir. Bu da Türkiye’deki kuş türlerinin %48’nin, yani yarısnın Türkiye yüzölçümünün MİLYONDA ÜÇÜNÜ kaplayan Kuyucuk Gölü’nde görülmesi demek oluyor. Bu da, 2010 Dünya Biyolojik Çeşitlilik Yılında, Kars Kuyucuk Gölü’nün küresel önemde bir biyolojik çeşitlilik vahası olduğu mesajının dünyaya verilmesidir. Bu kuş türlerinden 32 tanesinin soyu Türkiye çapında, 18 türün ise soyu dünya çapında tehlike altında veya tehlikeye açıktır. Bu türlerin arasında, soyu küresel ölçekte kritik tehlikede olan sürmeli kızkuşu(Vanellus gregarius), küresel çapta tehlikede olan ve gölde üreyen dikkuyruk ördeği(Oxyura leucocephala) ve Türkiye’de yok olmanın eşiğinde olan telli turna(Grus virgo) da vardır.
Ama alanın içinden geçen Kars-Akyaka otoyolu alanda kuş ölümlerine yol açmaktadır. Ayrıca göl kıyı şeridindeki aşırı otlatma, sazlıkların büyük kısmını yok etmektedir. Alanın büyük bir özenle korunması, alandaki ekoturizm faaliyetlerinin gölü kesinlikle taciz etmemesi ve özellikle gölün kıyı şeridindeki mutlak koruma bölgelerinin kesinlikle korunması gerekmektedir. Gölde Kars Valiliği’nin desteği ve KuzeyDoğa Derneği çabalarıyla 2009 Mayıs ayında tamamlanan Türkiye’nin doğa koruma için yapılmış ilk adası, kuşlar için alanı daha da önemli kılmıştır. Kars İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün adaya diktiği ağaçlar büyüdükçe, ada göle ötücü kuşları da çekmektedirler. Yine de, KuzeyDoğa Derneği alanda çok yoğun çalıştığı için, daha önce görülmemiş kuş türlerini tespit etmek giderek zorlaşmaktadır. Bu sene ilk kez tespit edilen kuş türlerinin %88’i sadece halkalama çalışmalarında tespit ettiğimiz alanda ender türlerdir. Bu yüzden, Türkiye’de düzenli halkalama çalışmalarının sürdüğü üç istasyondan biri olan Kuyucuk’ta halkalama çalışmalarının devamı çok önemlidir ve bu masraflı çalışmaların sürekliliği için devlet desteği şarttır. Şimdiye kadar alanda görülmüş 220 kuş türünün 52 tanesi, yani dörtte biri, halkalama çalışmaları dışında görülmemiştir. Bu da, bu alandaki bilimsel ornitolojik çalışmaların bölgedeki biyolojik çeşitliliği tespit etmek, kuş popülâsyonlarını takip etmek ve Kars bölgesinde yaban hayatı turizmi ve ekoturizmi geliştirmek açısından ne kadar mühim olduğunu tekrar göstermektedir. Kuyucuk Gölü Rusya-Kafkas-Türkiye-Ortadoğu-Afrika göç güzergâhının üzerindedir. Gereken desteği bulup alandaki halkalama çalışmalarına devam edebilirsek, uzun vadede alanda tespit edilen kuş türü sayısının 250’yi geçeceğinden eminim. Bu çalışmalara destek olan Kafkas Üniversitesi’ne, gereken izinleri veren Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Kars Çevre ve Orman İl Müdürlüğü’ne ve çalışmalara destek olan Kars Valiliği, Kars Belediyesi, Akyaka ve Arpaçay Kaymakamlığı, Kuyucuk, Duraklı, Carcıoğlu ve Büyük Çatma köyü halkı ve diğer vatandaşlara teşekkür ederiz.”

Ürgüp Müzesi

1971 yılında açılan müze, Ürgüp ve civarından ele geçen fosil örneklerinin dışında Prehistorik, Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Pers, Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemi eseri mevcuttur. Müze de ayrıca yörenin mahalli kıyafetlerinin, eşyalarının ve silahların bulunduğu etnoğrafik seksiyon da bulunmaktadır.


Ürgüp Müzesi’ne bağlı ören yerleri Mustafapaşa (Sinasos) Aios Vasilios Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri, Yeşilöz (AzizTheodor) Kilisesi ve Pancarlık Kilisesi’dir

Amos (Marmaris)


Antik Amos harabelerine Kumlubük koyunun kuzeybatısından, dik sahilin güneyindeki Asarcık denilen tepeden


ulaşmak mümkündür. Amos, bir tepe üstünde yer alan tiyatro, tapınak ve bazı heykel kaidelerden oluşur.


Amos’un çevresi aynı dönemden kalma bir surla çevrilidir. Rodos karşı yakasındaki üç tiyatrodan ikincisi olan Amos tiyatrosu bugün oldukça iyi durumdadır. Oturma yerleri, yan duvar ve sahne evinin üç odasını ayırt etmek mümkündür. Prof. E. Bean bölgede yaptığı kazılarda (1948) İ.Ö 200 civarına ait üç ayrı kira sözleşmesinin koşullarını ele alan dört yazıt parçasını ortaya çıkardı.

Kum Güneş ve Deniz İşte Kuşadası

Kuşadasına tatile gidince kendinizi sadece güneş, kum ve deniz ile sınırlandırmayın.
Bu yörede inanılmaz sayıda tarihi ören yeri mevcuttur. Biraz sayıca fazla gelebilir size ama ilk etapta hemen şu isimleri zikredebiliriz. Nereye gidecekseniz kararı siz verin.


Selçuk
Efes Antik Şehri, Meryem Ana Evi, Artemis Tapınağı, Aziz Yahya Kilisesi, İsa Bey Cami ve
Efes Müzesi ( Tüm bunlar Selçuk kenti içinde ya da çevresindedir.)


Çamlık
Selçuk – Ortaklar – Aydın karayolu üzerinde olan bu minik köyde Türkiye’nin en güzel Tren Müzesinin mevcut olduğunu biliyor muydunuz?


Söke
Bu şirin Ege kasabasını 15 km kadar geçince ( Söke Kuşadasına 20 dakika mesafededir ) Türkiye’nin en güzel ören yerlerinden biri karşınıza çıkacak:


PRIENE
Arabanızla belli bir noktaya kadar çıkıp ( Bilet Gişesi ) yolun geri kalanını yürümek zorundasınız. Ama emin olun değecektir. Dünyanın 7 Harikasından biri olan Halikarnas Mozelesinin de mimarı olan Pytheos’un eseri Atina Tapınağı tüm ihtişamıyla sizleri beklemektedir bu tarihi kentin göbeğinde. Büyük İskender M.Ö 334
yılında bu tapınağı ziyaret etmiş ve kentte konaklamıştır. Bir zamanlar üç yanı deniz ile çevrili olan bu kentten şimdi aşağıya baktığınızda ( Tapınağın güney ucuna gidin ama aman kıyısına pek de yaklaşmayın ) Ege’nin yemyeşil pamuk tarlalarını göreceksiniz. Adını İngilizce’ye de veren ve bu lisanda kıvrım kıvrım kıvrılan anlamına gelen ( meander ) Menderes ırmağı bu güzel yeşil ovaları sulamaktadır. Atina tapınağının tepesinde, o devasa sütun parçalarının üzerinde bir süre oturun. Tarihin fısıltısını dinleyin. Atina Tapınağının yanısıra burada çok hoş bir Yunan tiyatrosu ve Anadoludaki tek kare şeklinde tasarlanmış Bouleuterion yani Meclis Binası da sizleri beklemektedir. Eğer atmosfer ve ören yerini birlikte duyumsamak istiyorsanız Priene’yi görmelisiniz.


MİLET
İşte harika bir ören yeri daha. Priene’yi geçtikten bir 10 km sonra Miletin 10 bin kişilik tiyatrosu önünüze çıkacaktır. Matematik’te Tales teoreminden de bildiğimiz ünlü düşünürün de yaşamış olduğu yer olan Milet kenti de bir zamanlar denizin kıyısındaydı. Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonlarla şimdi bir kaç kilometre içerde kalmıştır. Tiyatrosu ve tiyatronun arka kapısından çıkarak erişebileceğiniz ana caddesi görülmeye değer.


DİDİM
Tarihdeki en muhteşem tapınaklardan biri bekliyor sizi. Didim Apollo Tapınağı.
Özellikle ruhçuların bir tür Mekkesi sayılan bu yer milattan önce 8. yüzyıldan milattan sonra 4 yüzyıla kadar yapıla gelmiştir. Bir bilet alın ve ziyaret edin. Sütunlara yaklaşınca boyutları başınızı döndürecektir. Belki 3 belki 4 kişi birleşirse ancak kucaklayabilir. Yükseklikleri 20 metredir.
Geleceği okuma, haber verebilme deneme/uygulamaları burada günün her saati her dakikasında uygulanmaktaydı. Halk çeşitli sorularına cevabı burada bulmaya çalışmaktaydı. Sorular çok önemli konuları içerebileceği gibi sadece soran kişiyi ilgilendiren, önemsiz soruları da içerebiliyordu. Ören yerinin ortasında duran ve her iki yanda iki tüneli olan bölüm tapınak keşişlerinin soruları cevaplandırdığı kutsal mekana açılır. Kesin gidin ve görün diyoruz.


ŞİRİNCE
Selçuk kasabasını gelince Şirince’ye nasıl gidileceğini sorabilirsiniz. Dağların üzerinden bir yol 20 dakika sonra sizi Şirince’ye getirecektir. Şirince – Selçuk arası 12 km dir. Bu köy’ün özelliği eski bir Rum köyü olmasıdır. Kurtuluş savaşından sonra terkedilmiş ve daha sonra Türkler burada yaşamaya başlamıştır. Şimdiki manzara çok hoş bir Greko-Türk sentezidir. Köy halkı evlerinin güzelliğinden dolayı son 4- 5 yıldır her gün ziyaretlerine gelen turistlere karşı çok naziktir.
Turizm Şirince’nin en büyük gelir kaynağı olma yolundadır. Evlerin mimarisine hayran olacaksınız. Halk sizleri evlerine davet eder, satılık iğne oyalarını, şile bezi perdeliklerini, çarşaflarını, çoklukla el yapımı olan tekstil ürünlerini size gösterirler. Köyün orta yeri gerçek bir pazar yeridir. Şaraptan, sızma zeytin yağına, keçi peynirinden kuru incire kadar nefis yiyecekler satılır. Öğle yemeği için köyün bir kaç restoranından birini seçebilirsiniz. Gözleme ve ızgaralar en revaçta olanlardır. Şirince’yi seveceksiniz.
PİLAJ VE KOYLARI:Ege’nin en güzel koyuna sahip olan Kuşadası’nda iki tane mavi bayraklı plajı bulunmakta
Milli Park bölgesindeki Dilekyarım adası ve Çamlimanı.


Kuşadası’nın plajlarıda size bütün su sporlarını yapabilme olanağını sunuyor.
Kuştur Plajı’nda su kayağı, rüzgar sörfü ve parasailing yapabilirsiniz.
Eğer sessiz sakin bir plajda yüzmek istiyorsanız Pigeon Adası’nın yani
Kale’nin olduğu noktadaki plajında denizin ve doğanın tadını doyasıya çıkarabilirsiniz.
Şehir plajı, Yalçınburnu Plajı, Tusan Plajı, Uzun Plaj, Altın Sahil, Gümüş Plajı,
Cennet Plajı, Aşk Sahili, Kadınlar Denizi ve daha sayamadığız bir çok plajlarda
Ege’nin berrak denizinde yüzebilir ve bütün su sporlarını yapabilirsiniz.

Aksaray’ın Coğrafya Bilgileri

Aksaray, kuzeyden Kırşehir, doğudan Nevşehir, güney doğudan Niğde, kuzey batıdan Ankara ve batı ve güneyden Konya illeri ile çevrilidir.


Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölünün güneydoğusunda yer alan Aksaray ilinin yeryüzü şekillerini, Hasan Dağı, Melendiz Dağları ve Ekecik Dağı gibi eski volkanik dağlar ile bu dağlardan püsküren lavların meydana getirdiği platolar ve ovalar oluşturmaktadır.


Aksaray İlinde İç Anadolu iklimi olan karasal iklim özellikleri görülmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve genellikle karlı geçmektedir.

Türkiye Kayak Cenneti / Kayak Merkezleri

Türkiye’de bulunan kayak merkezlerinin başında Ağrı-Bubi Dağı, Ankara-Elmadağ, Antalya-Saklıkent, Bingöl-Yolaçtı, Bitlis-Merkez, Bolu- Kartalkaya, Bursa-Uludağ, Elazığ-Sivrice Hazarbaba, Erzincan-Bolkar, Erzurum-Palandöken, Gümüşhane-Zigana, Isparta-Davraz,İzmir-Ödemiş Bozdağ, Kastamonu-Ilgaz, Kars-Sarıkamış, Kayseri-Erciyes yer alıyor. Ülke genelinde kayak merkezlerinin sayısı hızla artarken 20’den fazla ilde de kayak kulüpleri faaliyet gösteriyor. Türkiye’de bulunan belli başlı kayak merkezleri şöyle:


AĞRI-BUBİ DAĞI:
Ağrı ili sınırları içinde yer alan kayak merkezi, Ağrı şehir merkezine 18 kilometre mesafedeki Bubi Dağı’nda kurulu. Karasal iklimin hüküm sürdüğü kayak merkezinde kayak için en uygun sezon Aralık-Nisan ayları. Alpin çayırlarla kaplı merkezde, kayak mevsiminde kar yüksekliği 1-2 metreyi buluyor. Kayak merkezinde uzunluğu 1227 metre olan 600 kişi/saat kapasiteli teleski hizmet veriyor.


ANKARA-ELMADAĞ:
Merkez, Ankara ili sınırları içinde, Elmadağ’ın kuzey yamaçlarında yer alıyor. Ankara’ya 18 kilometre uzaklıkta olan kayak merkezine ulaşım üniversite araçları ve özel araçlarla mümkün. Kayak merkezi Elmadağ’ın kuzey yamaçlarında, 1500-1850 metre yükseklikte bulunurken, pistler ağaçsız ve alpin çayırlarla kaplı. Merkezde kayak sezonu Ocak-Mart arasında yapılırken, kar kalınlığı 30-60 santimetre arasında değişiyor. Merkezde, 548 metre uzunluğunda saatte 720 kişi kapasiteli bir adet teleski bulunurken, pist kolay ve orta zorluk derecelerinde.


ANTALYA-SAKLIKENT:
Akdeniz Bölgesi’nde Antalya’nın batısında Beydağları üzerinde, Antalya kent merkezine 50 kilometre kuzeybatıda yer alan kayak merkezi, Antalya’ya yakınlığı nedeni ile bir günde iki mevsimin birden yaşanabilen ender yerlerden biri. İki bin 747 metre yüksekliği olan Bakırlı Dağı’ndaki kayak merkezinde, kayak alanı 2300-2000 metre arasında. Kar yağışına bağlı olarak kayak mevsimi 2-3 ay sürüyor. Merkezde, 240 kişi/saat ve 340 kişi/saat kapasiteli 600 ve 800 metrelik 2 adet teleski hizmet veriyor.


BİNGÖL-YOLAÇTI:
Kayak merkezi Bingöl ili sınırları içinde bulunuyor. Şehir merkezine olan uzaklığı ise 25 kilometre. Karasal iklime sahip kayak merkezinde kayak sezonu aralık ayında başlayıp, mart ayına kadar devam ediyor. Merkezde, uzunluğu 925 metre olan 500 kişi/saat kapasiteli, 499 teleski tesisi bulunuyor. Pist uzunluğu bin metre olan tesisin, acemi ve ileri düzey kayakçılar için güzergahlar bulunuyor.


BİTLİS-MERKEZ:
Diyarbakır-Tatvan-Van karayolu üzerinde, Van Gölü’nün yaklaşık 25 kilometre güneydoğusunda yer alan merkezde kayak sezonu aralık ayında başlıyor ve nisan ayına kadar devam ediyor. Kayaktesisleri batıdaki Altınkalbur Dağları’nda yer alıyor. Uzunluğu 726 metre, kapasitesi 720 kişi/saat olan bir adet teleski tesisi bulunuyor. Pistler orta ve zor düzeyde zorluk derecelerinde.


BOLU-KARTALKAYA:
Kartalkaya, Bolu il merkezinin güneydoğusunda, Köroğlu Dağları üzerinde yer alıyor. Alp kayağı, kayaklı koşu ve tur kayağı için çok uygun koşullara sahip. Kayak alanı 1850-2200 metre yükseklik kuşağı üzerinde yer alırken, yöre, yarı ılıman iklime sahip.Kayak için en uygun zaman ise 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasında. İki adet telesiej, 6 adet telesiki ve 3 adet baby lift olmak üzere toplam 11 mekanik tesiste toplam taşıma kapasitesi 6000 kişi/saat.


KIŞ KLASİĞİ, BURSA-ULUDAĞ:
Bursa’nın 36 kilometre güneyinde yer alan Uludağ, ülkenin en gözde kış sporları merkezi. Uludağ kayak merkezi Alp ve Kuzey disiplini ile “Tur kayağı” ve “Helikopterli kayak” uygulamaları bakımından uygun coğrafya şartlarına sahip. Kayak dışındatesislerde, snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti aktivitelerde de bulunabiliyor. Kayak alanı 1750-2543 metre yükseklik arasında. Kayak için uygun zaman 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasındaki dönem. Normal kış koşullarında üç metre dolayında kar yağışı alan yöre, mevsim başında toz kar, sonunda ise ıslak kar niteliği gösteriyor. Oteller bölgesinde8 telesiyej, 7 telesiki olmak üzere 15 mekanik tesiste 11. bin kişi/saat kapasite mevcut.


ELAZIĞ-SİVRİCE HAZARBABA:
Sivrice İlçesi sınırlarında Hazarbaba Dağı’nda bulunan merkez, Elazığ’a 25 kilometre uzaklıkta. İki bin 347 metre zirvesi bulunan Hazarbaba Dağı’nda normal kış koşullarında kar kalınlığı 100-200 santimetre civarında. Kayak sezonu aralık ayında başlıyor ve mart ayına kadar devam ediyor. Tesisin mevcut tele-ski tesisi, 2000 yılında büyütülerek 1700 metreye çıkarılmış, kayak pisti geliştirilerek amatör ve profesyonel kayakçılara rahat kayma imkanı sağlamış.


ERZİNCAN-BOLKAR:
Merkez Erzincan’a 40 kilometre mesafede ana yol güzergahında Bolkar Dağları’nda kurulu. Kayak mevsiminin aralık ayındabaşladığı merkezde nisan ayına kadar kayak yapılabiliyor. Kayak merkezinde 1050 metre uzunluğunda, 1200 kişilik bir teleski tesisi ile300 metre uzunluğunda baby-lift tesisi bulunuyor.


DOĞU ANADOLU’NUN ZİRVESİ, ERZURUM – PALANDÖKEN:
Üç bin 185 metre zirveye sahip Palandöken Dağları, Erzurum’un güneyinde yer alıyor ve doğu-batı yönünde uzanıyor. Türkiye’nin en yüksek ve soğuk illerinden biri olan Erzurum’da, sert kara iklimi hüküm sürerken, yılın 150 günü karla örtülü. Kayak alanı 2200-3176 metre yükseklik kuşağı üzerinde yer alırken, karasal iklim nedeniyle, mevsim boyunca “toz kar” üzerinde kayak yapılıyor. 10 Aralık-10 Mayıs arasındaki dönem kayak etkinlikleri için en uygun zaman. Kayak Merkezinde 5 adet telesiyej, 1 adet teleski, 2 adet baby lift ve 1 adet gondol lift hizmet veriyor.


GÜMÜŞHANE-ZİGANA:
Zigana Kayak Merkezi Gümüşhane il sınırları içerisinde. Kayak merkezi Gümüşhane’ye 40 kilometre, Trabzon’a ise 60 kilometre mesafede. Genellikle ormanlık alan ile kaplı olan kayak merkezinde kayak alanları 1900-2500 metre yüksekliklerinde ve çim ile kaplı. Merkezde, kayak sezonu aralık ayında başlıyor ve nisan ayına kadar devam ediyor. Kayak merkezinde bir adet teleski, bir adet Baby-Lift tesisi bulunmaktadır. tesisin uzunluğu 661 metre kapasite ise 843 kişi/saat.


ISPARTA-DAVRAZ:
Merkez, Isparta il sınırları içerisinde il merkezine 26 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Karasal İklimin hüküm sürdüğü merkezde, kayak mevsimi aralık-nisan ayları arası. Çıplak yapıya sahip olan dağda, çeşitli kış sporlarına imkan veren parkurlar bulunuyor. Uzunluğu 1155 metre olan, 1000 kişi/saat kapasiteli telesiyej tesisi mevcut.


İZMİR-ÖDEMİŞ BOZDAĞ:
Tesis, İzmir ili, Ödemiş İlçesi, Bozdağı Köyüsınırları içinde Bozdağı’nda kurulu bulunuyor. İzmir’e 110 kilometre uzaklığında olan merkezde, aralık ayından mart ayına kadar kayak yapılabilmekte. Kayak alanları 1700-2157 metre yükseklikleri arasında.Özellikle dağın kuzeye bakan yamaçlarında Alp disiplini kayak uygulamaları yapmak için elverişli ortam bulunuyor.


KASTAMONU-ILGAZ:
Merkez, Kastamonu ve Çankırı illeri sınırında zirvesi 2850 metre olan Ilgaz Sıradağları üzerinde, Ilgaz Milli Parkı içerisinde yer alıyor. Karasal İklime sahip bölgede hakim rüzgar yönü kuzey-kuzeybatı yönlerinde. Kayak mevsimi aralık ayında başlayıp nisanayına kadar sürüyor. Kayak merkezinde bir adet çift iskemleli telesiyej tesisi ile 1 adet teleski tesisi bulunuyor. 700 m. uzunluğundaki telesiyej tesisi 700 kişi/saat kapasitede, 950 m. uzunluğundaki teleski 1000 kişi/saat kapasitede.


KARS-SARIKAMIŞ:
Kars-Sarıkamış ilçe merkezinin güneydoğusunda yer alan merkez, 2634 metre yükseklikte bulunuyor. Kars’a 55 kilometre mesafedeki merkez, kar kalitesi açısından önem kazanıyor. Çamlar arasında toplam 12 kilometreyi bulan 5 etaplı piste sahip 2500 rakımlıCıbıltepe’nin muhteşem bir doğal güzelliği var. Cıbıltepe’nin kristal karla kaplı olması ise onu kayakçılar açısından daha cazip hale getiriyor. Sarıkamış’ta kayak için en uygun zaman 20 Aralık-20 Mart tarihleri arası. Sarıkamış ve çevresi, Alp disiplini, Kuzey disiplini ve tur kayağı etkinlikleri için çok uygun koşullara sahip. Merkezde 2 adet telesiyej, 1 adet teleski tesisi hizmet veriyor.


KAYSERİ-ERCİYES:
Orta Anadolu’nun en yüksek doruğu olan Erciyes Dağı Kayseri ilinin 25 kilometre güneyinde bulunuyor. Sönmüş bir volkan olan dağın yüksek kısımları yılın her mevsiminde kalıcı karlarla örtülü. Merkez, dağın kuzey yamaçlarında yer alan Tekir Yaylası üzerinde. Kayak için en uygun zaman 20 Kasım-20 Nisan tarihleri arası. Normal kış koşullarında kar kalınlığı 2 metre dolayında bulunuyor. Yaz kayağı, tur kayağı ve helikopterli kayak yapılması mümkün. Kayak merkezinde toplam 1905 kişi/saat 2 adet teleski ve 1 adet telesiyej olmak üzere 3 adet mekanik tesis mevcut.

Likya Kaya Mezarları (FETHİYE)


Şehir içinde Likya döneminden kalma M.Ö. 4.yy. eserleri dikkati çeker. Bunlar, şehrin simgesi haline gelen doğal kayaya oyulmuş mezarlardır. Çok sayıda düzgün basamaklarla mezarların en güzel ve en görkemlisi olan Amintas’a ulaşılır. Bu mezar aşağıdaki düzlükten de kolaylıkla görülür ve yaklaştıkça, büyüklüğü karşısında duyulan hayranlık artar. Soldaki sütunun orta kısmında, M.Ö. 4. yy. alfabesi ile ”herpamiasoğlu amintas” yazılıdır. Bu kişinin kimliği tam olarak bilinmemektedir. İlçede görülmeye değer pek çok lahit mezar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Likya dönemine ait olanıdır. Deniz içerisinde yükselen mezarın ilginç bir görünümü vardır. İki katlı ön yüzünde dörtgen, ahşap kirişleri andıran oymalar ve gotik stili kemerli bir kapağı bulunmaktadır. Kapağın her iki yanı savaşları resmeden fresklerle bezenmiş olup, bunların kişinin yaşamı ile ilgili olduğu sanılmaktadır.